Başında in olan 5 harfli 18 kelime var. İn ile başlayan kelimeler listesini scrabble oyununda ya da Türkçe ile ilgili araştırmalarınızda kullanabilirsiniz. Ayrıca içinde in olan kelimeler listesine ya da sonu in ile biten kelimeler listesine göz atmak isteyebilirsiniz.
Karmaşık harflerden başında in bulunan kelimeleri bulmak için Kelime Bulma Makinesi'ni kullanabilirsiniz.
Harf Sayısına Göre Kelimeler
Daha kapsamlı sonuç için lütfen kelime bulma makinesini kullanın.
Bazı kelimelerin anlamları (Kaynak : TDK)
- İNANÇ
-
-
[isim]
Bir düşünceye gönülden bağlı bulunma; itikat
- "Bilhassa kadınlar arasında hurafeye inanç fazla buralarda."
-
Birine duyulan güven, inanma duygusu
-
İnanılan şey, görüş, öğreti
- "Kendi getirdikleri inançtan başka her şeye kapalıdır zevkleri."
-
[din bilimi]
Allah'a, bir dine inanma; akide (I), iman, itikat
- "Herkes, vicdan, dinî inanç ve kanaat hürriyetine sahiptir."
-
[isim]
Bir düşünceye gönülden bağlı bulunma; itikat
- İNDİS
-
Kelime Kökeni: Fransızca indice
-
[isim]
Bir harf üzerine konulan işaret
-
[matematik]
Bir harf, benzer fakat yine de değişik biçimlerde iki veya daha çok kez kullanılmak istendiğinde harfin üstüne veya altına eklenen ayırıcı işaret
-
[matematik]
Bir kökün derecesini göstermek için kök işaretinin kolları arasına konulan sayı
-
[isim]
Bir harf üzerine konulan işaret
- İNSAF
-
Kelime Kökeni: Arapça inṣāf
-
[isim]
Acımaya, vicdana veya mantığa dayanan adalet
- "Sende insaf yok mu, adamcağız bu borcu birden verirse işi bozulmaz mı?"
-
[ünlem]
"Acı, düşün" anlamlarında bir seslenme sözü
- "İnsaf! Oraya yarım saatte gidilir mi?"
-
[isim]
Acımaya, vicdana veya mantığa dayanan adalet
- İNTAN
-
Kelime Kökeni: Arapça intān
-
[isim, eskimiş, tıp]
Bakınız mikrop
- "Yaranın intan ile karışması sizi fazla zayıf düşürmüş."
-
Kokuşma, kötü kokma
-
[isim, eskimiş, tıp]
Bakınız mikrop
- İNTAK
-
Kelime Kökeni: Arapça inṭāḳ
-
[isim, eskimiş]
Konuşturma, söyletme
-
[edebiyat]
Kişileştirilen varlıklara, hayalî yaratıklara söz söyletme sanatı; dillendirme
-
[isim, eskimiş]
Konuşturma, söyletme
- İNKAR
-
Kelime Kökeni: Arapça inkār
-
[isim]
Yaptığını, söylediğini, tanık olduğunu saklama, gizleme; yadsıma
-
Kabul etmeme, tanımama
-
[isim]
Yaptığını, söylediğini, tanık olduğunu saklama, gizleme; yadsıma
- İNFAZ
-
Kelime Kökeni: Arapça infāẕ
-
[isim, hukuk]
Bir kararı, bir yargıyı yerine getirme; uygulama, yürütüm
- "İnfaza, vazifeli şahıslardan başka, kimse kabul edilemez."
-
[eskimiş]
Birine sözünü geçirme
-
[isim, hukuk]
Bir kararı, bir yargıyı yerine getirme; uygulama, yürütüm
- İNSAN
-
Kelime Kökeni: Arapça insān
-
[isim]
Toplum hâlinde bir kültür çevresinde yaşayan, düşünme ve konuşma yeteneği olan, evreni bütün olarak kavrayabilen, bulguları sonucunda değiştirebilen ve biçimlendirebilen canlı; adam, âdem, âdemoğlu, insanoğlu, kişioğlu, beniâdem, benibeşer, fâni, in (II)
- "O yaşta insan hiç düşünmeden sadece yaşamaya bakar."
-
[mecaz]
Huy ve ahlak yönünden üstün nitelikli kimse; adam
-
[isim]
Toplum hâlinde bir kültür çevresinde yaşayan, düşünme ve konuşma yeteneği olan, evreni bütün olarak kavrayabilen, bulguları sonucunda değiştirebilen ve biçimlendirebilen canlı; adam, âdem, âdemoğlu, insanoğlu, kişioğlu, beniâdem, benibeşer, fâni, in (II)
- İNCİL
-
Kelime Kökeni: Arapça incīl
-
[isim, din bilimi]
Hristiyanlığın temel ilkelerini, Hz. İsa'ya gönderilen Tanrı buyruklarını içeren, Hristiyanların kutsal kitabı; Ahd-i Cedit
-
[isim, din bilimi]
Hristiyanlığın temel ilkelerini, Hz. İsa'ya gönderilen Tanrı buyruklarını içeren, Hristiyanların kutsal kitabı; Ahd-i Cedit
- İNFAK
-
Kelime Kökeni: Arapça infāḳ
-
[isim, hukuk]
Nafaka verip bir kimsenin geçimini sağlama
-
[isim, hukuk]
Nafaka verip bir kimsenin geçimini sağlama
- İNZAL
-
Kelime Kökeni: Arapça inzāl
-
[isim, eskimiş]
İndirme, indirilme
-
[isim, eskimiş]
İndirme, indirilme
- İNCİK
-
-
[isim, anatomi]
Bakınız baldır
-
[ağızlardan]
Bazı bölgelerde diz, ayak bileği, baldır veya kaval kemikleri
-
[isim, anatomi]
Bakınız baldır
- İNCİR
-
Kelime Kökeni: Farsça encīr
-
[isim, bitki bilimi]
Dutgillerden, asıl yurdu Akdeniz kıyıları olan, yaprakları geniş dilimli bir ağaç (Ficus carica)
-
Bu ağacın yaş veya kuru olarak yenilen etli, tatlı meyvesi; ballıdarı, tin (II), yemiş
-
[isim, bitki bilimi]
Dutgillerden, asıl yurdu Akdeniz kıyıları olan, yaprakları geniş dilimli bir ağaç (Ficus carica)
- İNÖNÜ
-
-
[isim]
Eskişehir iline bağlı ilçelerden biri
-
[isim]
Eskişehir iline bağlı ilçelerden biri
- İNMEK
-
-
[-den]
Yüksekten veya yukarıdan aşağıya doğru gelmek
-
Bir taşıt veya binek hayvanından yere basmak; atlamak
- "Tramvayın ön tarafından hızla inerken, arkasından bir sesin bağırdığını gördü."
-
Dağ, tepe vb. yüksek bir yerden gelmek
- "Dağdan kurt indi."
-
[-e]
Bir yerden başka bir yere gitmek, varmak
- "Bünyamin, gücünün yettiği kadar hızlı yürüyüp Haliç'e indi."
-
[-e]
Bakınız konaklamak
- "Samananbarı köyünün en büyük ve gösterişli evine inmişlerdi."
-
[nesnesiz]
Alçalıp eski durumuna dönmek
- "Sular indi. Şiş indi."
-
[nesnesiz]
Fiyatı düşürmek
- "Bin lira daha indim, gene almadı."
-
Değeri düşmek
- "Altın fiyatları indi."
-
[-e, argo]
Bakınız vurmak
- "Şimdi kafana inerim!"
-
[nesnesiz]
Bakınız yıkılmak
- "Yağmurdan duvar inmiş."
-
[-e]
İnme gelmek
- "Sağ tarafına inmiş."
-
Bir yeri kaplamak, basmak veya bir yerden akmak, kaymak
- "Gemi baş döndüren zaferli bir gürültüyle indi sulara."
-
Uzamak, ulaşmak
- "Beyaz taşlardan yapılmış kısa bir duvarın ötesindeki zeytinlik ta vadiye kadar iniyordu."
-
Bakınız ağmak
-
Sayısı azalmak
- "Evvelden daha çok olduğumuzu zannettiğim hâlde sayımız son günlerde bu miktara inmiştir."
-
[-den]
Yüksekten veya yukarıdan aşağıya doğru gelmek
- İNGİN
-
-
[sıfat]
Bakınız engin (II)
- "İngin yerlere gittim mi daha bir iyilik, daha bir ferahlık duyuyorum kendimde."
-
[isim, tıp]
Bakınız nezle
- "Burun ingini. Göğüs ingini. Bağırsak ingini."
-
[sıfat]
Bakınız engin (II)
- İNTAÇ
-
Kelime Kökeni: Arapça intāc
-
[isim, eskimiş]
Bir işi sonuçlandırma, sona erdirme, bitirme
-
[isim, eskimiş]
Bir işi sonuçlandırma, sona erdirme, bitirme
- İNŞAT
-
Kelime Kökeni: Arapça inşād
-
[isim, eskimiş]
Şiir okuma, şiir söyleme
-
Bir şiiri, bir edebiyat eserini topluluk önünde, yüksek sesle ve gerektiği biçimde okuma
-
[isim, eskimiş]
Şiir okuma, şiir söyleme