İçinde şmek olan 9 harfli 50 kelime var. İçerisinde ŞMEK bulunan kelimeler listesini scrabble oyununda ya da Türkçe araştırmalarınızda kullanabilirsiniz. Bir de başında şmek olan kelimeler listesine ya da sonu şmek ile biten kelimeler listesine göz atmak isteyebilirsiniz. Ayrıca şunu da deneyebilirsiniz, işlerinizi kolaylaştıracak bir kelime bulucu: Kelime bulma makinesi
Harf Sayısına Göre Kelimeler
Şmek Harfleri ile Yazılabilecek Kelimeler
E K M Ş
4 Harfli Kelimeler
MEŞK
3 Harfli Kelimeler
KEM, KEŞ, ŞEK, ŞEM
2 Harfli Kelimeler
EK, EM, EŞ, KE, ME, ŞE
Daha kapsamlı sonuç için lütfen kelime bulma makinesini kullanın.
Bazı kelimelerin anlamları (Kaynak : TDK)
- KÖKLEŞMEK
-
-
[nesnesiz]
Güçlü bir biçimde yerleşmek, yer etmek, kök salmak; esaslanmak
- "Nice yıl, cetlerimiz kökleşerek bir yerde, manevi varlığının resmini çizmiş havaya."
-
[nesnesiz]
Güçlü bir biçimde yerleşmek, yer etmek, kök salmak; esaslanmak
- ÇİĞLEŞMEK
-
-
[nesnesiz]
Göze batmak
-
[mecaz]
Kaba, yersiz, yakışıksız davranışlarda bulunmak
- "Her şeyin sıradanlaştığı, çiğleştiği, sığlaştığı, bayağılaştığı bir noktadayız."
-
[nesnesiz]
Göze batmak
- ASİLEŞMEK
-
-
[nesnesiz]
Asi durumuna gelmek; başkaldırmak, isyan etmek
-
Bakınız başkaldırmak
- "Evdeki hizmetçiler bile asileşti."
-
[nesnesiz]
Asi durumuna gelmek; başkaldırmak, isyan etmek
- TİPLEŞMEK
-
-
[nesnesiz]
Tip özelliği kazanmak
-
Roman, oyun vb.de temsilcilik görevini üstlenmek
-
[nesnesiz]
Tip özelliği kazanmak
- ADİLEŞMEK
-
-
[nesnesiz]
Adi bir duruma girmek
- "Yüreklendirme amacıyla giriştiği konuşma uzadıkça sulandı, adileşti."
-
[nesnesiz]
Adi bir duruma girmek
- YERLEŞMEK
-
-
[-e]
Yerine iyice oturmak, yerinde sabit olmak
- "Bu taş buraya adamakıllı yerleşmiş."
-
Yer bulup oturmak
- "Arabaya, birbirine sıkışarak yerleştiler."
-
Çalışmak üzere bir iş yerine başlamak
- "Oğlu bankaya yerleşmiş."
-
Bir yerde oturmaya, yaşamaya başlamak
- "Rıza böylece ahırın üst katındaki dairesine yerleşti."
-
[nesnesiz]
Eşyayı yerli yerine koymak
- "Taşındık, ama daha yerleşemedik."
-
Rahat bir biçimde oturmak
- "Koltuğa iyice yerleşti."
-
[nesnesiz, mecaz]
Yaygın duruma gelmek, tutunmak
- "Demokrasinin ne suretle yerleşip kalabileceği hakkında garip fikirleri vardır."
-
[-e, nesnesiz, mecaz]
Alışılmak, kullanılır olmak
- "Birtakım yeni kelimeler zamanla yerleşiyor."
-
Sınav sonucuna göre herhangi bir eğitim kurumunda okumaya hak kazanmak, okumaya başlamak
-
[-e]
Yerine iyice oturmak, yerinde sabit olmak
- KÖRLEŞMEK
-
-
[nesnesiz]
Kesmez, işlemez veya yararlanılmaz duruma gelmek; körlenmek
- "Bıçak körleşti."
-
[mecaz]
Değer, önem veya yeteneğini yitirmiş duruma gelmek
-
[nesnesiz]
Kesmez, işlemez veya yararlanılmaz duruma gelmek; körlenmek
- MİTLEŞMEK
-
-
[nesnesiz]
Mit durumuna gelmek
- "Büyük sanatçılar, arayışı önce kendi varlıklarında sınayıp dile getirdikleri için ister istemez mitleşirler."
-
[nesnesiz]
Mit durumuna gelmek
- BENZEŞMEK
-
-
[nesnesiz]
Birbirine benzemek
-
[nesnesiz]
Birbirine benzemek
- JELLEŞMEK
-
-
[nesnesiz]
Jel durumuna gelmek
-
[nesnesiz]
Jel durumuna gelmek
- DÜRTÜŞMEK
-
-
[nesnesiz, -le]
Birbirini dürtmek
-
[nesnesiz, -le]
Birbirini dürtmek
- DİKLEŞMEK
-
-
[nesnesiz]
Dik duruma gelmek; dikelmek
-
[mecaz]
Birine karşı ters tutum içine girmek, karşı durmak
- "Fen şubesi şefi birden dikleşti."
-
[nesnesiz]
Dik duruma gelmek; dikelmek
- CİNLEŞMEK
-
-
[nesnesiz]
Cin gibi davranmak
- "İbrahim Bey’in iki gözünün ikisi de cinleşti: ‘Derviş milletiyle iş yapılacağını aklından sil yüzbaşı’ dedi."
-
[nesnesiz]
Cin gibi davranmak
- İRİLEŞMEK
-
-
[nesnesiz]
İri bir duruma gelmek
- "Zaten uzun boylu, iri kemikli olan Meryem, her geçen gün biraz daha kilo alıp irileşirken Musa yanlış programda yıkanmış el örgüsü kazak gibi çekivermişti."
-
[nesnesiz]
İri bir duruma gelmek
- LİFLEŞMEK
-
-
[nesnesiz]
Lif durumuna gelmek
-
[nesnesiz]
Lif durumuna gelmek
- PİSLEŞMEK
-
-
[nesnesiz]
Pis duruma gelmek
-
[nesnesiz]
Pis duruma gelmek
- DEVLEŞMEK
-
-
[nesnesiz]
Çok büyümek, irileşmek
-
[mecaz]
Aşırı bir gelişme göstermek
- "Günlük gazeteler bugünküler kadar devleşmemişti henüz."
-
[nesnesiz]
Çok büyümek, irileşmek
- BEKLEŞMEK
-
-
[nesnesiz]
Birlikte veya karşılıklı olarak beklemek
- "Bahar geldi koyun kuzu koklaştı / İki âşık dört senedir bekleşti"
-
[nesnesiz]
Birlikte veya karşılıklı olarak beklemek
- KELLEŞMEK
-
-
[nesnesiz]
Kel durumuna gelmek
- "Kalpağının tüyleri dökülmüş, etrafı kelleşmişti."
-
[nesnesiz]
Kel durumuna gelmek
- KÜTLEŞMEK
-
-
[nesnesiz]
Küt duruma gelmek
-
[nesnesiz]
Küt duruma gelmek