İçinde şme olan 6 harfli 16 kelime var. İçerisinde ŞME bulunan kelimeler listesini scrabble oyununda ya da Türkçe araştırmalarınızda kullanabilirsiniz. Bir de başında şme olan kelimeler listesine ya da sonu şme ile biten kelimeler listesine göz atmak isteyebilirsiniz. Ayrıca şunu da deneyebilirsiniz, işlerinizi kolaylaştıracak bir kelime bulucu: Kelime bulma makinesi
Harf Sayısına Göre Kelimeler
Şme Harfleri ile Yazılabilecek Kelimeler
E M Ş
3 Harfli Kelimeler
ŞEM
2 Harfli Kelimeler
EM, EŞ, ME, ŞE
Daha kapsamlı sonuç için lütfen kelime bulma makinesini kullanın.
Bazı kelimelerin anlamları (Kaynak : TDK)
- HAŞMET
-
Kelime Kökeni: Arapça ḥaşmet
-
[isim, eskimiş]
Bakınız görkem
- "Ayıldı ve Avrupa haşmetinin tesirini silkeledi üzerinden."
-
[isim, eskimiş]
Bakınız görkem
- İLİŞME
-
-
[isim]
İlişmek işi
-
[isim]
İlişmek işi
- DEŞMEK
-
-
[-i]
Bir yeri oymak, delmek, kazmak
-
[mecaz]
Bir sorunun üzerinde yeniden durmak, hatırlatmak, kurcalamak
- "Bu hatıraları daha deşmek istemiyorum."
-
[-i]
Bir yeri oymak, delmek, kazmak
- EMİŞME
-
-
[isim]
Emişmek işi
-
[isim]
Emişmek işi
- ÜŞÜŞME
-
-
[isim]
Üşüşmek işi; üşme
-
[isim]
Üşüşmek işi; üşme
- ÖTÜŞME
-
-
[isim]
Ötüşmek işi
-
[isim]
Ötüşmek işi
- ÜLEŞME
-
-
[isim]
Bakınız paylaşma
-
[isim]
Bakınız paylaşma
- ÖDEŞME
-
-
[isim]
Ödeşmek işi; fit (II)
-
[isim]
Ödeşmek işi; fit (II)
- ÖPÜŞME
-
-
[isim]
Öpüşmek işi
-
[isim]
Öpüşmek işi
- KAŞMER
-
-
[isim]
Bakınız soytarı
-
[isim]
Bakınız soytarı
- PİŞMEK
-
-
[nesnesiz]
Yiyecek, ateşte, fırında, kaynar suda veya yağda ısı etkisiyle yenilebilir duruma gelmek
- "Börek geç pişer."
-
Isıtma sonucu belirli bir kullanıma uygun duruma gelmek
- "Tuğla, çanak çömlek özel ocaklarda pişer."
-
Meyve olgun duruma gelmek
- "Yere düşenlerin beraberce yenmesine önce ses çıkarmadılar fakat yemişler pişip tatlılaşınca iş değişti."
-
Pişik oluşmak
- "Çocuğun apış arası pişmiş."
-
[mecaz]
Bir konuyu iyice öğrenmek
-
[mecaz]
İşe alışıp beceri ve ustalık kazanmak, zorlukları göğüslemek
- "Ama ticarette küçükten pişmek lazım."
-
[mecaz]
Herhangi bir iş için konuşup hazırlanmak
-
[mecaz]
Bunalacak kadar sıcaklık duymak
-
[nesnesiz]
Yiyecek, ateşte, fırında, kaynar suda veya yağda ısı etkisiyle yenilebilir duruma gelmek
- İTİŞME
-
-
[isim]
İtişmek işi
- "Bir müddet çocuklarının itişmesine baktılar ve onları alkışladılar."
-
[isim]
İtişmek işi
- DÜŞMEK
-
-
[-e]
Yer çekiminin etkisiyle boşlukta, yukarıdan aşağıya inmek
- "Havada uçan kuş, vurulmuş gibi birdenbire sokağa düşüyor."
-
[-den]
Durduğu, bulunduğu, tutunduğu yerden ayrılarak veya dayanağını, dengesini yitirerek yukarıdan aşağıya inmek
- "Çocukken ağaçtan düşüp ayağım kırılmıştı da ağlayamamıştım."
-
Yere devrilmek, yere serilmek; boylamak (I)
- "Çocuk koşarken yere düştü."
-
Hava taşıtları kaza sonucu hızla yere inerek çarpmak
-
Vücuda bol gelen giysi aşağı kaymak
-
Kar, yağmur vb. yağmak
- "Dağlara kar düştü."
-
Vurmak, değmek, rastlamak
- "İnce uzun dallı badem ağaçlarının alaca gölgeleri sahile inen keçi yoluna düşüyordu."
-
[nesnesiz]
Vakti gelmeden ölü doğmak
-
[-den]
Atlanmak, aradan çıkmak, eksik kalmak
- "Kitabın yeni baskısında buradan bir kelime düşmüş."
-
[nesnesiz]
Bakınız eksilmek
- "Gündelikleri yarı yarıya düşmüştü."
-
Aşırı ilgi veya sevgi göstermek
- "Sen bu işin üstüne çok düştün."
-
Uğramak, kapılmak
- "Kadınlar yeni baştan telaşa, heyecana, korkuya düştüler."
-
Yakışmak, uygun gelmek
- "Bu resim buraya iyi düştü."
-
Yakışık almak
- "Bize düşen, medeniyetin zorlamaları karşısında bir ayıklamayı başarabilmek olmalıdır."
-
Ödevi veya yetkisi içinde bulunmak
- "Bana arada bir bakkaldan tuz, limon almak düşüyor, o kadar."
-
Bir yerde bulunmak
- "Birlikte evden çıkmışlar, limanda iskelenin karşısına düşen kahveye doğru yürümüşlerdi."
-
Biriyle yaşama, çalışma, birlikte olma durumunda kalmak
- "O asker, gittiğimiz yerde bir aralık benim bölüğüme düşmüştü."
-
Bir bölüşme sonunda payına ayrılmak
- "Mirastan ona bu ev düştü."
-
Kötü bir sebeple istenmeden bir yerde bulunmak
- "Bu yaşta mahkemelere düşmek..."
-
[nesnesiz]
İşbaşından uzaklaşmak
- "Kabine düştü."
-
[nesnesiz]
Hızı, gücü, değeri azalmak
- "Arabanın hızı düştü. Paranın değeri düştü."
-
[nesnesiz]
Isı, basınç, ateş vb. eksilmek, azalmak
- "İki gün içinde ateş düştü; ağrılar, sızılar hafifledi."
-
[nesnesiz]
Düşkün, fakir vb. duruma gelmek
- "Babam balıkçı amma vaktiyle zenginmiş efendim. Sonradan düşmüş."
-
Bir yere ansızın gelmek, damlamak, tesadüfen gelmek
- "Bir rastlantı sonucu aralarına düşmüştüm."
-
Belirli zamana rastlamak
- "Babasının Sütlüce'de yeni bir ev alması bu tarihlere düşer."
-
[nesnesiz]
Fırsat çıkmak
- "Bir kelepir düştü."
-
[nesnesiz]
Olmak, olumsuz bir duruma girmek
- "Yorgun düşmek. Zayıf düşmek. Şehit düşmek. Esir düşmek."
-
[nesnesiz]
Savaşta savunulmaz duruma gelerek teslim olmak
- "Medine'nin düştüğünü söylemek istedim."
-
Bazı deyimlerde "yürümek, birlikte gelmek" anlamlarında kullanılan bir fiil
- "Önüne, peşine, arkasına düşmek."
-
[nesnesiz]
Kötü yola girmek
- "Düşmüş kadınları bu dönemin yazarlarının yücelterek duygudaşlıkla çizdiklerini görüyoruz."
-
Alışmak, müptela olmak
-
[teknik]
Telefon, sanal ağ vb. alanlarda bağlantı kurmak
-
[-e]
Yer çekiminin etkisiyle boşlukta, yukarıdan aşağıya inmek
- ŞİŞMEK
-
-
[nesnesiz]
İçi hava veya gazlarla dolarak gerilmek
- "Balon şişti."
-
Bir şey emerek hacmi büyümek, genişlemek
- "Kumaş yıkandıktan sonra kurutulduğunda şişmiş lifler eski durumlarına gelirler."
-
Vücudun bir yeri içine yabancı bir maddenin girmesiyle veya başka bir etkiyle gerilmek, kabarmak
- "Aynanın karşısında bir süre, çok uyumaktan şişmiş yeşil gözlerini ve çıkardığı tüm gürültülere rağmen uyanmayan kocasının yatışını seyretti..."
-
Çok yemek yiyerek rahatsız olacak kadar doymak
-
[mecaz]
Gururlanmak, büyüklenmek
-
[argo]
Utanmak, mahcup olmak
- "Ben demedim mi sana, bu herifin karşısında aşık atılmaz diye, şiştin mi şimdi?"
-
[mecaz]
Çoğalmak, yükselmek
- "Bireysellik adı altında insanların egoları şişmiş, Batı sorunun farkına vardığından duygusal zekâ kavramı ortaya çıkmıştır."
-
[spor]
Yorularak koşuyu veya müsabakayı sürdüremez olmak
-
[nesnesiz]
İçi hava veya gazlarla dolarak gerilmek
- ERİŞME
-
-
[isim]
Erişmek işi
-
[isim]
Erişmek işi
- ÜRÜŞME
-
-
[isim]
Ürüşmek işi
-
[isim]
Ürüşmek işi