İçinde şme olan 6 harfli 16 kelime var. İçerisinde ŞME bulunan kelimeler listesini scrabble oyununda ya da Türkçe araştırmalarınızda kullanabilirsiniz. Bir de başında şme olan kelimeler listesine ya da sonu şme ile biten kelimeler listesine göz atmak isteyebilirsiniz. Ayrıca şunu da deneyebilirsiniz, işlerinizi kolaylaştıracak bir kelime bulucu: Kelime bulma makinesi

Harf Sayısına Göre Kelimeler

Kelime bulma makinesi Kelime bulma makinesi

Şme Harfleri ile Yazılabilecek Kelimeler

E M Ş

3 Harfli Kelimeler

ŞEM

2 Harfli Kelimeler

EM, EŞ, ME, ŞE

Daha kapsamlı sonuç için lütfen kelime bulma makinesini kullanın.


Bazı kelimelerin anlamları (Kaynak : TDK)

HAŞMET

Kelime Kökeni: Arapça ḥaşmet

  1. [isim, eskimiş] Bakınız görkem
    • "Ayıldı ve Avrupa haşmetinin tesirini silkeledi üzerinden." (Necip Fazıl Kısakürek)
İLİŞME

  1. [isim] İlişmek işi
DEŞMEK

  1. [-i] Bir yeri oymak, delmek, kazmak
  2. [mecaz] Bir sorunun üzerinde yeniden durmak, hatırlatmak, kurcalamak
    • "Bu hatıraları daha deşmek istemiyorum." (Halide Edip Adıvar)
EMİŞME

  1. [isim] Emişmek işi
ÜŞÜŞME

  1. [isim] Üşüşmek işi; üşme
ÖTÜŞME

  1. [isim] Ötüşmek işi
ÜLEŞME

  1. [isim] Bakınız paylaşma
ÖDEŞME

  1. [isim] Ödeşmek işi; fit (II)
ÖPÜŞME

  1. [isim] Öpüşmek işi
KAŞMER

  1. [isim] Bakınız soytarı
PİŞMEK

  1. [nesnesiz] Yiyecek, ateşte, fırında, kaynar suda veya yağda ısı etkisiyle yenilebilir duruma gelmek
    • "Börek geç pişer."
  2. Isıtma sonucu belirli bir kullanıma uygun duruma gelmek
    • "Tuğla, çanak çömlek özel ocaklarda pişer."
  3. Meyve olgun duruma gelmek
    • "Yere düşenlerin beraberce yenmesine önce ses çıkarmadılar fakat yemişler pişip tatlılaşınca iş değişti." (Refik Halit Karay)
  4. Pişik oluşmak
    • "Çocuğun apış arası pişmiş."
  5. [mecaz] Bir konuyu iyice öğrenmek
  6. [mecaz] İşe alışıp beceri ve ustalık kazanmak, zorlukları göğüslemek
    • "Ama ticarette küçükten pişmek lazım." (Sait Faik Abasıyanık)
  7. [mecaz] Herhangi bir iş için konuşup hazırlanmak
  8. [mecaz] Bunalacak kadar sıcaklık duymak
İTİŞME

  1. [isim] İtişmek işi
    • "Bir müddet çocuklarının itişmesine baktılar ve onları alkışladılar." (İsmail Hakkı Baltacıoğlu)
DÜŞMEK

  1. [-e] Yer çekiminin etkisiyle boşlukta, yukarıdan aşağıya inmek
    • "Havada uçan kuş, vurulmuş gibi birdenbire sokağa düşüyor." (Reşat Nuri Güntekin)
  2. [-den] Durduğu, bulunduğu, tutunduğu yerden ayrılarak veya dayanağını, dengesini yitirerek yukarıdan aşağıya inmek
    • "Çocukken ağaçtan düşüp ayağım kırılmıştı da ağlayamamıştım." (Sait Faik Abasıyanık)
  3. Yere devrilmek, yere serilmek; boylamak (I)
    • "Çocuk koşarken yere düştü."
  4. Hava taşıtları kaza sonucu hızla yere inerek çarpmak
  5. Vücuda bol gelen giysi aşağı kaymak
  6. Kar, yağmur vb. yağmak
    • "Dağlara kar düştü."
  7. Vurmak, değmek, rastlamak
    • "İnce uzun dallı badem ağaçlarının alaca gölgeleri sahile inen keçi yoluna düşüyordu." (Ömer Seyfettin)
  8. [nesnesiz] Vakti gelmeden ölü doğmak
  9. [-den] Atlanmak, aradan çıkmak, eksik kalmak
    • "Kitabın yeni baskısında buradan bir kelime düşmüş."
  10. [nesnesiz] Bakınız eksilmek
    • "Gündelikleri yarı yarıya düşmüştü." (Necati Cumalı)
  11. Aşırı ilgi veya sevgi göstermek
    • "Sen bu işin üstüne çok düştün."
  12. Uğramak, kapılmak
    • "Kadınlar yeni baştan telaşa, heyecana, korkuya düştüler." (Aka Gündüz)
  13. Yakışmak, uygun gelmek
    • "Bu resim buraya iyi düştü."
  14. Yakışık almak
    • "Bize düşen, medeniyetin zorlamaları karşısında bir ayıklamayı başarabilmek olmalıdır." (İsmet Özel)
  15. Ödevi veya yetkisi içinde bulunmak
    • "Bana arada bir bakkaldan tuz, limon almak düşüyor, o kadar." (Haldun Taner)
  16. Bir yerde bulunmak
    • "Birlikte evden çıkmışlar, limanda iskelenin karşısına düşen kahveye doğru yürümüşlerdi." (Necati Cumalı)
  17. Biriyle yaşama, çalışma, birlikte olma durumunda kalmak
    • "O asker, gittiğimiz yerde bir aralık benim bölüğüme düşmüştü." (Reşat Nuri Güntekin)
  18. Bir bölüşme sonunda payına ayrılmak
    • "Mirastan ona bu ev düştü."
  19. Kötü bir sebeple istenmeden bir yerde bulunmak
    • "Bu yaşta mahkemelere düşmek..." (Sait Faik Abasıyanık)
  20. [nesnesiz] İşbaşından uzaklaşmak
    • "Kabine düştü."
  21. [nesnesiz] Hızı, gücü, değeri azalmak
    • "Arabanın hızı düştü. Paranın değeri düştü."
  22. [nesnesiz] Isı, basınç, ateş vb. eksilmek, azalmak
    • "İki gün içinde ateş düştü; ağrılar, sızılar hafifledi." (Reşat Nuri Güntekin)
  23. [nesnesiz] Düşkün, fakir vb. duruma gelmek
    • "Babam balıkçı amma vaktiyle zenginmiş efendim. Sonradan düşmüş." (Reşat Nuri Güntekin)
  24. Bir yere ansızın gelmek, damlamak, tesadüfen gelmek
    • "Bir rastlantı sonucu aralarına düşmüştüm." (Haldun Taner)
  25. Belirli zamana rastlamak
    • "Babasının Sütlüce'de yeni bir ev alması bu tarihlere düşer." (Memduh Şevket Esendal)
  26. [nesnesiz] Fırsat çıkmak
    • "Bir kelepir düştü."
  27. [nesnesiz] Olmak, olumsuz bir duruma girmek
    • "Yorgun düşmek. Zayıf düşmek. Şehit düşmek. Esir düşmek."
  28. [nesnesiz] Savaşta savunulmaz duruma gelerek teslim olmak
    • "Medine'nin düştüğünü söylemek istedim." (Falih Rıfkı Atay)
  29. Bazı deyimlerde "yürümek, birlikte gelmek" anlamlarında kullanılan bir fiil
    • "Önüne, peşine, arkasına düşmek."
  30. [nesnesiz] Kötü yola girmek
    • "Düşmüş kadınları bu dönemin yazarlarının yücelterek duygudaşlıkla çizdiklerini görüyoruz." (Metin And)
  31. Alışmak, müptela olmak
  32. [teknik] Telefon, sanal ağ vb. alanlarda bağlantı kurmak
ŞİŞMEK

  1. [nesnesiz] İçi hava veya gazlarla dolarak gerilmek
    • "Balon şişti."
  2. Bir şey emerek hacmi büyümek, genişlemek
    • "Kumaş yıkandıktan sonra kurutulduğunda şişmiş lifler eski durumlarına gelirler." (Ozan Aydın)
  3. Vücudun bir yeri içine yabancı bir maddenin girmesiyle veya başka bir etkiyle gerilmek, kabarmak
    • "Aynanın karşısında bir süre, çok uyumaktan şişmiş yeşil gözlerini ve çıkardığı tüm gürültülere rağmen uyanmayan kocasının yatışını seyretti..." (Ömer Tümer)
  4. Çok yemek yiyerek rahatsız olacak kadar doymak
  5. [mecaz] Gururlanmak, büyüklenmek
  6. [argo] Utanmak, mahcup olmak
    • "Ben demedim mi sana, bu herifin karşısında aşık atılmaz diye, şiştin mi şimdi?"
  7. [mecaz] Çoğalmak, yükselmek
    • "Bireysellik adı altında insanların egoları şişmiş, Batı sorunun farkına vardığından duygusal zekâ kavramı ortaya çıkmıştır." (Nevzat Tarhan)
  8. [spor] Yorularak koşuyu veya müsabakayı sürdüremez olmak
ERİŞME

  1. [isim] Erişmek işi
ÜRÜŞME

  1. [isim] Ürüşmek işi
Kelime Anlamları Kaynağı : Türk Dil Kurumu Güncel Türkçe Sözlüğü