İçinde şma olan 6 harfli 23 kelime var. İçerisinde ŞMA bulunan kelimeler listesini scrabble oyununda ya da Türkçe araştırmalarınızda kullanabilirsiniz. Bir de başında şma olan kelimeler listesine ya da Sonu şma ile biten kelimeler listesine gözatmak isteyebilirsiniz. Ayrıca şunu da deneyebilirsiniz, İşlerinizi kolaylaştıracak bir kelime bulucu : Kelime bulma makinesi
Harf Sayısına Göre Kelimeler
A M Ş Harfleri İle Yazılabilecek Bazı Kelimeler
3 Harfli Kelimeler
MAŞ, ŞAM
2 Harfli Kelimeler
AM, AŞ, MA
Daha kapsamlı sonuç için lütfen kelime bulma makinesini kullanın.
Bazı kelimelerin anlamları (Kaynak : TDK)
- ULAŞMA
-
-
[isim]
Ulaşmak durumu
- "On yedinci yüzyıldan beri Batı Yeni Çağa ulaşma yolundadır." (Falih Rıfkı Atay)
-
[isim]
Ulaşmak durumu
- KUŞMAR
-
-
[isim]
Kuş avlamak için hazırlanmış tuzak, kuş tuzağı
-
[isim]
Kuş avlamak için hazırlanmış tuzak, kuş tuzağı
- YAŞMAK
-
-
[isim]
Kadınların ferace ile birlikte kullandıkları, gözleri açıkta bırakan, ince yüz örtüsü
- "Çıka çıka, yaşmak feraceli, kazık gibi bir kadın çıktı." (Sermet Muhtar Alus)
-
Başla birlikte yüzü, ağzı kapatan örtü
-
[isim]
Kadınların ferace ile birlikte kullandıkları, gözleri açıkta bırakan, ince yüz örtüsü
- AKIŞMA
-
-
[isim]
Akışmak işi
-
Kulağa hoş gelen veya kolayca söylenen seslerin özelliği
-
[isim]
Akışmak işi
- OLUŞMA
-
-
[isim]
Oluşmak işi, teşekkül
-
[isim]
Oluşmak işi, teşekkül
- KOŞMAK
-
-
[nsz]
Adım atışlarını artırarak ileri doğru hızla gitmek
- "Biriyle kavga ederken kızışacak olursa hızlı koşmak için pabuçlarını eline alan sokak çocukları gibi..." (Reşat Nuri Güntekin)
-
Bir yere ivedilikle gitmek
- "Pencerede dolaşan gölgelerden bir şeyler sezmeye çalışarak koşuyorum." (Yusuf Ziya Ortaç)
-
Bir işle çok ilgilenmek, koşuşturmak
- "Yok, yok, dedi, akşamdan beri ben koştum, biraz da onlar yorulsunlar." (Memduh Şevket Esendal)
-
Koşuya çıkmak
- "Doru at bugün koşmayacak."
-
Kovalamak, üstüne düşmek, izlemek
- "İki yıldır bu işin peşinden koşuyorum."
-
[nsz]
Adım atışlarını artırarak ileri doğru hızla gitmek
- TAŞMAK
-
-
[nsz]
Sıvı maddeler, içinde bulundukları kaba sığmayacak kadar çoğalma ve kabarma yüzünden kenarları aşmak
- "Hayvanın ağzından taşan beyaz köpüklere biraz da kan karıştı." (Haldun Taner)
-
Akarsu, yatağından çıkarak çevresini kaplamak
-
Bir yere veya şeye sığmamak
- "Kasketinden taşmış siyah saçları yakına gelince çok kırçıllaştı." (Sait Faik Abasıyanık)
-
İnsan, nesne vb. çokça bulunmak, sayısı artmak
-
Öfke, sabırsızlık veya heyecan yüzünden kendini tutamamak
- "Acaba bizim taşıp köpürmelerimizi pek çocukça mı bulmuştu?" (Yakup Kadri Karaosmanoğlu)
-
[nsz]
Sıvı maddeler, içinde bulundukları kaba sığmayacak kadar çoğalma ve kabarma yüzünden kenarları aşmak
- AZIŞMA
-
-
[isim]
Azışmak işi
-
[isim]
Azışmak işi
- ŞAŞMAK
-
-
[-e]
Umulmayan, beklenmeyen veya olağanüstü bir olay, bir olgu karşısında şaşkın duruma gelmek, hayret etmek
- "Aynı anda nasıl olur da başka bir iş tutabileceğine şaşar kalırdınız." (Bedri Rahmi Eyuboğlu)
-
[-den]
Yolundan sapmamak, gidişini değiştirmemek veya yanılmamak
- "Güzel düşün, iyi hisset, yanılma, aldanma / Ne varsa doğrudadır, doğruluk şaşar sanma." (Tevfik Fikret)
-
[-i]
Şaşırmak
- "Yolunu şaşmak. Gününü şaşmak."
-
[-e]
Umulmayan, beklenmeyen veya olağanüstü bir olay, bir olgu karşısında şaşkın duruma gelmek, hayret etmek
- UÇUŞMA
-
-
[isim]
Uçuşmak durumu
-
[isim]
Uçuşmak durumu
- ŞİŞMAN
-
-
Deri altında fazla yağ toplanması sebebiyle vücudun her yanı şişkin görünen (kimse), şişko, mülahham
- "Şişman odacı sahanlıkta bir daha gözüktü." (Ercüment Ekrem Talu)
-
Deri altında fazla yağ toplanması sebebiyle vücudun her yanı şişkin görünen (kimse), şişko, mülahham
- UYUŞMA
-
-
[isim]
Uyuşmak (II) işi, mutabakat, antant
- "... hayvanlar, bitkiler, böcekler, çocuklar doğa ile uyuşma içindedirler." (Necati Cumalı)
-
[isim]
Uyuşmak (II) işi, mutabakat, antant
- ONAŞMA
-
-
[isim]
Onaşmak durumu
-
[isim]
Onaşmak durumu
- BAŞMAL
-
Kelime Kökeni : Türkçe
-
[isim]
Sermaye
-
[isim]
Sermaye
- ARAŞMA
- ...
- BAŞMAK
-
-
[isim]
Ayakkabı
-
[isim]
Ayakkabı
- ŞAŞMAZ
-
-
[sıfat]
Değişmez ve yanılmaz nitelikte olan
- "O, gerçekte ne anlatıyorsa o anlattıklarının şaşmaz bir gözlemcisi." (Tarık Dursun K)
-
[sıfat]
Değişmez ve yanılmaz nitelikte olan
- APIŞMA
-
-
[isim]
Apışmak işi
-
[isim]
Apışmak işi
- DÜŞMAN
-
Kelime Kökeni : Farsça
-
[isim]
Birinin kötülüğünü isteyen, ondan nefret eden, ona zarar vermeye çalışan kimse, yağı, hasım, dost karşıtı
- "Ben ki dans salonlarına, barlara düşman bir adamımdır." (Sait Faik Abasıyanık)
- "Hele ihtiyarlıkta yatağa düşmek, düşman başına." (Atilla İlhan)
- "Şu dakika yalnız bu memleketin değil, bütün insanlığın düşmanı kesilmişti." (Yakup Kadri Karaosmanoğlu)
-
Birbirleriyle savaşan devletler ve bu devletlerin asker, sivil bütün uyrukları
- "Her sokak düşmanlarla doluyken o, sevinçli sevinçli şarkı söylüyor." (Aka Gündüz)
-
Aralarında birbirleriyle çatışmaya varacak ölçüde anlaşmazlık olan taraflar
- "Dostumuza güvenmeyelim de düşmanımıza mı güvenelim?" (Bedri Rahmi Eyuboğlu)
-
[sıfat]
Bir şeyin yaşamasına, barınmasına engel olan (güç, tutum vb.)
-
Bir şeyi büyük ölçüde kullanıp tüketen kimse
- "Ekmek düşmanı."
-
Bazı şeylerden nefret eden, tiksinen kimse
- "İçki düşmanı."
-
[isim]
Birinin kötülüğünü isteyen, ondan nefret eden, ona zarar vermeye çalışan kimse, yağı, hasım, dost karşıtı
- PİŞMAN
-
Kelime Kökeni : Farsça
-
[sıfat]
Yaptığı bir işin veya davranışın olumsuz sonucunu görerek üzülen, nadim
- "Aceleciliğinden ötürü pişman oldu ama verdiği sözden geri dönmek huyu yoktu." (Necati Cumalı)
-
[sıfat]
Yaptığı bir işin veya davranışın olumsuz sonucunu görerek üzülen, nadim