İçinde şm olan 6 harfli 43 kelime var. İçerisinde ŞM bulunan kelimeler listesini scrabble oyununda ya da Türkçe araştırmalarınızda kullanabilirsiniz. Bir de başında şm olan kelimeler listesine ya da sonu şm ile biten kelimeler listesine göz atmak isteyebilirsiniz. Ayrıca şunu da deneyebilirsiniz, işlerinizi kolaylaştıracak bir kelime bulucu: Kelime bulma makinesi
Harf Sayısına Göre Kelimeler
Daha kapsamlı sonuç için lütfen kelime bulma makinesini kullanın.
Bazı kelimelerin anlamları (Kaynak : TDK)
- APIŞMA
-
-
[isim]
Apışmak işi
-
[isim]
Apışmak işi
- DÜŞMEK
-
-
[-e]
Yer çekiminin etkisiyle boşlukta, yukarıdan aşağıya inmek
- "Havada uçan kuş, vurulmuş gibi birdenbire sokağa düşüyor."
-
[-den]
Durduğu, bulunduğu, tutunduğu yerden ayrılarak veya dayanağını, dengesini yitirerek yukarıdan aşağıya inmek
- "Çocukken ağaçtan düşüp ayağım kırılmıştı da ağlayamamıştım."
-
Yere devrilmek, yere serilmek; boylamak (I)
- "Çocuk koşarken yere düştü."
-
Hava taşıtları kaza sonucu hızla yere inerek çarpmak
-
Vücuda bol gelen giysi aşağı kaymak
-
Kar, yağmur vb. yağmak
- "Dağlara kar düştü."
-
Vurmak, değmek, rastlamak
- "İnce uzun dallı badem ağaçlarının alaca gölgeleri sahile inen keçi yoluna düşüyordu."
-
[nesnesiz]
Vakti gelmeden ölü doğmak
-
[-den]
Atlanmak, aradan çıkmak, eksik kalmak
- "Kitabın yeni baskısında buradan bir kelime düşmüş."
-
[nesnesiz]
Bakınız eksilmek
- "Gündelikleri yarı yarıya düşmüştü."
-
Aşırı ilgi veya sevgi göstermek
- "Sen bu işin üstüne çok düştün."
-
Uğramak, kapılmak
- "Kadınlar yeni baştan telaşa, heyecana, korkuya düştüler."
-
Yakışmak, uygun gelmek
- "Bu resim buraya iyi düştü."
-
Yakışık almak
- "Bize düşen, medeniyetin zorlamaları karşısında bir ayıklamayı başarabilmek olmalıdır."
-
Ödevi veya yetkisi içinde bulunmak
- "Bana arada bir bakkaldan tuz, limon almak düşüyor, o kadar."
-
Bir yerde bulunmak
- "Birlikte evden çıkmışlar, limanda iskelenin karşısına düşen kahveye doğru yürümüşlerdi."
-
Biriyle yaşama, çalışma, birlikte olma durumunda kalmak
- "O asker, gittiğimiz yerde bir aralık benim bölüğüme düşmüştü."
-
Bir bölüşme sonunda payına ayrılmak
- "Mirastan ona bu ev düştü."
-
Kötü bir sebeple istenmeden bir yerde bulunmak
- "Bu yaşta mahkemelere düşmek..."
-
[nesnesiz]
İşbaşından uzaklaşmak
- "Kabine düştü."
-
[nesnesiz]
Hızı, gücü, değeri azalmak
- "Arabanın hızı düştü. Paranın değeri düştü."
-
[nesnesiz]
Isı, basınç, ateş vb. eksilmek, azalmak
- "İki gün içinde ateş düştü; ağrılar, sızılar hafifledi."
-
[nesnesiz]
Düşkün, fakir vb. duruma gelmek
- "Babam balıkçı amma vaktiyle zenginmiş efendim. Sonradan düşmüş."
-
Bir yere ansızın gelmek, damlamak, tesadüfen gelmek
- "Bir rastlantı sonucu aralarına düşmüştüm."
-
Belirli zamana rastlamak
- "Babasının Sütlüce'de yeni bir ev alması bu tarihlere düşer."
-
[nesnesiz]
Fırsat çıkmak
- "Bir kelepir düştü."
-
[nesnesiz]
Olmak, olumsuz bir duruma girmek
- "Yorgun düşmek. Zayıf düşmek. Şehit düşmek. Esir düşmek."
-
[nesnesiz]
Savaşta savunulmaz duruma gelerek teslim olmak
- "Medine'nin düştüğünü söylemek istedim."
-
Bazı deyimlerde "yürümek, birlikte gelmek" anlamlarında kullanılan bir fiil
- "Önüne, peşine, arkasına düşmek."
-
[nesnesiz]
Kötü yola girmek
- "Düşmüş kadınları bu dönemin yazarlarının yücelterek duygudaşlıkla çizdiklerini görüyoruz."
-
Alışmak, müptela olmak
-
[teknik]
Telefon, sanal ağ vb. alanlarda bağlantı kurmak
-
[-e]
Yer çekiminin etkisiyle boşlukta, yukarıdan aşağıya inmek
- UÇUŞMA
-
-
[isim]
Uçuşmak durumu
-
[isim]
Uçuşmak durumu
- KUŞMAR
-
-
[isim]
Kuş avlamak için hazırlanmış tuzak, kuş tuzağı
-
[isim]
Kuş avlamak için hazırlanmış tuzak, kuş tuzağı
- DEŞMEK
-
-
[-i]
Bir yeri oymak, delmek, kazmak
-
[mecaz]
Bir sorunun üzerinde yeniden durmak, hatırlatmak, kurcalamak
- "Bu hatıraları daha deşmek istemiyorum."
-
[-i]
Bir yeri oymak, delmek, kazmak
- AZIŞMA
-
-
[isim]
Azışmak işi
-
[isim]
Azışmak işi
- ATIŞMA
-
-
[isim]
Atışmak işi
- "Başka karı kocalar gibi ikide bir atışma âdetimiz yoktur."
-
[edebiyat]
Saz şairlerinin belli bir ayak üzerine karşılıklı deyiş söylemesi; aytışma
-
[isim]
Atışmak işi
- BAŞMAL
-
Kelime Kökeni: Türkçe baş + Arapça māl
-
[isim, ticaret]
Bakınız sermaye
-
[isim, ticaret]
Bakınız sermaye
- BAŞMAK
-
-
[isim, eskimiş]
Bakınız ayakkabı
-
[isim, eskimiş]
Bakınız ayakkabı
- KAŞMİR
-
Kelime Kökeni: Fransızca cachemire
-
[isim]
İnce, sık bir tür yün
-
[sıfat]
Bu yünden yapılmış
- "Kaşmir kazak."
-
[isim]
İnce, sık bir tür yün
- ÖPÜŞME
-
-
[isim]
Öpüşmek işi
-
[isim]
Öpüşmek işi
- ÜLEŞME
-
-
[isim]
Bakınız paylaşma
-
[isim]
Bakınız paylaşma
- AKIŞMA
-
-
[isim]
Akışmak işi
-
[isim]
Akışmak işi
- İLİŞME
-
-
[isim]
İlişmek işi
-
[isim]
İlişmek işi
- ÜRÜŞME
-
-
[isim]
Ürüşmek işi
-
[isim]
Ürüşmek işi
- İTİŞME
-
-
[isim]
İtişmek işi
- "Bir müddet çocuklarının itişmesine baktılar ve onları alkışladılar."
-
[isim]
İtişmek işi
- EMİŞME
-
-
[isim]
Emişmek işi
-
[isim]
Emişmek işi
- ŞİŞMAN
-
-
[sıfat]
Deri altında fazla yağ toplanması sebebiyle vücudun her yanı şişkin görünen (kimse); kilolu, semiz, şişko, mülahham
- "Şişman odacı sahanlıkta bir daha gözüktü."
-
[sıfat]
Deri altında fazla yağ toplanması sebebiyle vücudun her yanı şişkin görünen (kimse); kilolu, semiz, şişko, mülahham
- MIŞMIŞ
-
Kelime Kökeni: Arapça mişmiş
-
[isim, ağızlardan]
Kayısı veya zerdali
-
[isim, ağızlardan]
Kayısı veya zerdali
- TEŞMİL
-
Kelime Kökeni: Arapça teşmīl
-
[isim, eskimiş]
Kapsamına alma
-
[isim, eskimiş]
Kapsamına alma