İçinde ırmak olan 8 harfli 25 kelime var. İçerisinde IRMAK bulunan kelimeler listesini scrabble oyununda ya da Türkçe araştırmalarınızda kullanabilirsiniz. Bir de başında ırmak olan kelimeler listesine ya da sonu ırmak ile biten kelimeler listesine göz atmak isteyebilirsiniz. Ayrıca şunu da deneyebilirsiniz, işlerinizi kolaylaştıracak bir kelime bulucu: Kelime bulma makinesi

Harf Sayısına Göre Kelimeler

Kelime bulma makinesi Kelime bulma makinesi

Irmak Harfleri ile Yazılabilecek Kelimeler

A I K M R

5 Harfli Kelimeler

IRMAK, KIRMA, RAKIM

4 Harfli Kelimeler

AKIM, ARIK, IRAK, KARI, MARK, RAKI

3 Harfli Kelimeler

AKI, ARI, ARK, IRA, IRK, KAM, KAR, KIR, RAM

2 Harfli Kelimeler

AK, AM, AR, IR, MA, RA

Daha kapsamlı sonuç için lütfen kelime bulma makinesini kullanın.


Bazı kelimelerin anlamları (Kaynak : TDK)

BATIRMAK

  1. [-e, -i] Bir şeyin sıvı veya yumuşak bir maddenin içine gömülmesine yol açmak, batmasını sağlamak
    • "Yumuşak lifi alarak kurnaya batırdı." (Cahit Uçuk)
  2. [-i] Sivri uçlu bir şeyi yumuşak bir yere saplamak
    • "... sonra bir iğne bulup kaba etlerine art arda batırmışlar da o bunların hiçbirine tepki göstermemiş."
  3. [-i] Denizde ve suda yüzen taşıtların suya gömülmesine, batmasına sebep olmak
  4. [-i] Elindeki mal, para vb. varlığını kaybetmek
  5. [-i] Çok kirletmek
    • "Üstünü başını batırmış."
  6. Bakınız bulamak
  7. Bir şeye aşırı derecede maruz bırakmak
    • "Borca batırmak."
  8. [-i] Son bulmasına sebep olmak
  9. [-i, mecaz] Bir kimseyi çekiştirip iyice kötülemek
  10. [-i, mecaz] Bakınız mahvetmek
    • "Ne saklayayım gaflet ettiğimi / Elimle batırmışım gençliğimi" (Cahit Sıtkı Tarancı)
ÇIĞIRMAK

  1. [-i, ağızlardan] Bakınız çağırmak
    • "Nerde olsa savaşımız / Türk’üz türkü çığırırız" (Âşık Veysel)
TAŞIRMAK

  1. [-i] Taşmasına yol açmak
    • "Kınanın akşamdan yoğrulup ellere ve ayaklara taşırmadan, çizgileri aşmadan sürülmesi lazımdır." (Refik Halit Karay)
SIYIRMAK

  1. [-i] Hızla sürtünerek veya dokunarak geçen bir şey geçtiği yüzeyden küçük bir parça koparmak, soymak veya o yüzeyin üzerini hafifçe çizmek, yırtmak
    • "Çark elini sıyırdı."
  2. Sürtünerek veya çekerek bir şeyi yerinden almak, kaldırmak
  3. Bir şeyin üstündeki örtüyü çekerek almak veya açmak
    • "Genç adam ceketini çıkardı, kolunu sıyırdı, uzattı." (Peyami Safa)
  4. Kılıfında veya kınında bulunan tabanca, kılıç vb.ni çekerek çıkarmak
    • "Kılıcını sıyırdı."
  5. Kazıyarak, silerek üzerinde veya içinde hiçbir şey bırakmamak
    • "Tabağı sıyırmak. Eti sıyırmak."
  6. Hafifçe dokunarak geçmek
    • "Kurşun başını sıyırıp geçti."
  7. [mecaz] Akıl sağlığını kaybetmiş olmak
  8. [mecaz] Çekip kurtarmak
    • "Hem o kız on gündür, yağmurlarla beraber devam eden çökkünlüğümden beni sıyırıp kurtaracak kudrette mi?" (Refik Halit Karay)
AŞTIRMAK

  1. [-e, -i] Aşma işini yaptırmak
KANIRMAK

  1. [-i] Bir şeyi eğip zorlayarak yerinden çıkarmak veya çıkarmaya çalışmak
    • "Ağacın dalını kanırmak."
    • "Çiviyi kanırmak."
ARTIRMAK

  1. [-i] Artmasını sağlamak
    • "Bu sıcak ve içten ses Fikret’i hayata bağlıyor, yaşama sevincini artırıyordu." (Reşat Enis Aygen)
  2. Bir şeye başkalarının verdiğinden daha fazla fiyat vermek, ortaya daha fazla para sürmek
  3. Tutumlu davranıp biriktirmek, tasarruf etmek
    • "Bir yedim, beş artırdım. Bir yedim, on artırdım. Bir gün bir de bakıverdim ki kendim bir lokanta sahibi oluvermişim." (Rıfat N. Bali)
  4. [mecaz] Herhangi bir davranışta ileri gitmek
    • "Sen edepsizliği adamakıllı artırdın."
IHTIRMAK

  1. [-i, ağızlardan] Deve çöktürüp oturtmak
ATTIRMAK

  1. [-i, -den] Atma işini yaptırmak
    • "Osman, babamı zindana attırmış ve ihtiyarın orada ölmesine sebep olmuştu." (Necip Fazıl Kısakürek)
KAÇIRMAK

  1. [-i] Kaçmasını sağlamak veya kaçmasına imkân yaratmak
  2. Bir işi belirlenen zamanda yapamamak
    • "Maçı kaçırdım."
  3. [nesnesiz] Zor kullanarak yanında götürmek; kaldırmak
    • "Kız kaçırmak."
  4. Bir daha ele geçmemek üzere yitirmek
    • "Fırsatı kaçırdım."
  5. Yararlanamamak
    • "Penaltıyı kaçırdı."
  6. Gitmek, kaçmak zorunda bırakmak
    • "Söylene söylene adamı kaçırdı."
  7. [nesnesiz, -den] Çalmak, kimsenin haberi olmadan götürmek
    • "İcradan eşya kaçırdılar."
  8. [nesnesiz, hukuk] Yasal olmayan yoldan bir ülkeye mal sokmak veya çıkarmak
    • "Uyuşturucu kaçırmak."
  9. Ölçüyü, sınırı aşmak, fazlasına gitmek
    • "Kulübün yemeğinde biraz fazlaca kaçırmıştım." (Haldun Taner)
  10. [nesnesiz] Sıvı, gaz vb. sızdırmak
    • "Çakmak, gaz kaçırıyor."
    • "Makine buhar kaçırıyor."
  11. [-e] İstemeyerek altını kirletmek
    • "Donuna kaçırmak."
  12. [nesnesiz] Bakınız delirmek
    • "Zavallı kaçırmış."
  13. Bir araç veya aletle iş görürken aracı iyi kullanamama yüzünden kendine veya bir başkasına zarar vermek
    • "Usturayı elimden kaçırdım, yanağımı kestim."
  14. [-i, -den] Birini veya bir şeyi göstermemek
    • "Karısını benden kaçırıyor."
  15. [spor] Yarışan bir koşucu diğeri tarafından hızla geçilip ara açılmak
  16. [spor] Futbol veya basketbolda savunma yaptığı oyuncunun topla yanından geçmesine engel olamamak
KAYIRMAK

  1. [-i] Koruyarak başarısını sağlamak, elinden tutmak; himmet etmek
    • "Bizi kayıran, arayan yok." (Hüseyin Rahmi Gürpınar)
  2. Birini, başkalarının veya işin zararı pahasına tutmak
    • "Güzelle yüceltirim insanlığı, işim bu / Çirkini, kabayı ve hamı kayıramam ki" (Ahmet Muhip Dıranas)
  3. Birine haksız yere kolaylıklar sağlamak; iltimas etmek
SIRMAKEŞ

Kelime Kökeni: Türkçe sırma + Farsça -keş

  1. [isim, eskimiş] Gümüş veya başka madenleri haddeden geçirip sırma yapan kimse
KIVIRMAK

  1. [-i] Herhangi bir şeyi bükmek
    • "Fino, beni görünce kuyruğunu kıvırıp düşmanca havlaya havlaya beyaz dişlerini gösterdi." (Hüseyin Rahmi Gürpınar)
  2. Kenarından katlamak
  3. Bir giysinin veya kumaşın kenarını bükerek tersinden dikmek
  4. Kalçalarını iki yana sallayarak oynamak veya yürümek
  5. Uydurup söylemek
    • "Gene yalanları kıvırdı."
  6. [-e] Saptırmak, çevirmek
    • "Arabayı birdenbire sağa kıvırdı."
  7. [nesnesiz] Yapmak istememek, yan çizmek
  8. [nesnesiz, mecaz] Başarmak, başa çıkmak, becermek, hakkından gelmek
    • "Hâlbuki Nahit onu odasına çekip de baş başa prova yaptığı zamanlarda pekâlâ kıvıracağa benziyordu." (Tarık Buğra)
  9. [argo] Bakınız dolandırmak
    • "Peki bu kız, zarar ziyan hesabının federasyona üç misli gösterilip Zühtü'nün düğün parasını kıvırdığını bilmez mi?" (Emine Işınsu)
AĞDIRMAK

  1. [-i] Ağmasına sebep olmak
    • "Gazilerin gürz ve bozdoğan vuruşları cenk meydanının tozunu gökyüzüne ağdırdı." (Ahmet Şimşirgil)
  2. Yük veya terazide denge bozularak bir yanı yukarı gelmek
BAĞIRMAK

  1. [nesnesiz] İnsan yüksek ve gür ses çıkarmak; banlamak
    • "Yaşasın hürriyet diye bağırsa ismi tarihe geçecekti." (Ömer Seyfettin)
  2. [-e] Yüksek sesle azarlamak
  3. [mecaz] Kendini belli etmek
    • "Kitap buradayım diye bağırıyor, sen onu görmüyorsun."
ÇAĞIRMAK

  1. [-i] Birinin gelmesini kendisine yüksek sesle söylemek, seslenmek
  2. [-e, -i] Herhangi birinin bir yere gelmesini istemek; davet etmek, seslemek
    • "O akşam Orhan’ı yemeğe çağırdı." (Tarık Buğra)
  3. [nesnesiz] Binmek için bir araç istemek
    • "Bir taksi çağırdım." (Cahit Uçuk)
  4. [nesnesiz, ağızlardan] Yüksek sesle şarkı, türkü söylemek; çığırmak
    • "Türküler çağırarak tahta siliyor." (Yusuf Ziya Ortaç)
SIZIRMAK

  1. [-i] Bakınız sızdırmak
AKSIRMAK

  1. [nesnesiz] Bakınız hapşırmak
    • "Açığa aksır, mikropları üstümüze savurma." (Burhan Felek)
AZDIRMAK

  1. [-i] Azmasına sebep olmak
    • "Merhem yarayı azdırdı."
  2. Azgın duruma getirmek
    • "Taş atarak köpeği azdırdı."
  3. Kötü davranış veya alışkanlıklara sürüklemek, yoldan çıkarmak
    • "Yaramazlığı bir yana, çocukları da azdırdığı için temiz bir dayak yemiş olmalı." (Ayla Kutlu)
ALDIRMAK

  1. [nesnesiz] Alma işini yaptırmak
    • "Söyledim, söyledim, bir urgan aldıramadım." (Necati Cumalı)
  2. [-e, -i] Getirilmesini sağlamak
    • "Ne yaptı yaptı, nişanlısını oraya aldırdı." (Cahit Uçuk)
  3. Vücuttan herhangi bir parçayı veya organı sağlık sebebiyle çıkarttırmak
    • "Bademcik aldırmak. Çocuk aldırmak."
  4. [-den] Başkasına kaptırmak
    • "Elinden aldırdı çünkü Demircan kardaşını?" (Kemal Tahir)
  5. [-e, -i] Bir nesneyi bir kaba veya yere sığdırmak
    • "Bunca eşyayı bu küçücük eve nasıl aldırdınız."
  6. [-e, mecaz] Birine veya bir şeye önem vermek, değer vermek
    • "Aldırma sen hemen çalış ki biraz / Çalışan ilerler, yerinde kalmaz" (Enis Behiç Koryürek)
Kelime Anlamları Kaynağı : Türk Dil Kurumu Güncel Türkçe Sözlüğü