İçinde ırmak olan 8 harfli 25 kelime var. İçerisinde IRMAK bulunan kelimeler listesini scrabble oyununda ya da Türkçe araştırmalarınızda kullanabilirsiniz. Bir de başında ırmak olan kelimeler listesine ya da sonu ırmak ile biten kelimeler listesine göz atmak isteyebilirsiniz. Ayrıca şunu da deneyebilirsiniz, işlerinizi kolaylaştıracak bir kelime bulucu: Kelime bulma makinesi
Harf Sayısına Göre Kelimeler
Irmak Harfleri ile Yazılabilecek Kelimeler
A I K M R
5 Harfli Kelimeler
IRMAK, KIRMA, RAKIM
4 Harfli Kelimeler
AKIM, ARIK, IRAK, KARI, MARK, RAKI
3 Harfli Kelimeler
AKI, ARI, ARK, IRA, IRK, KAM, KAR, KIR, RAM
2 Harfli Kelimeler
AK, AM, AR, IR, MA, RA
Daha kapsamlı sonuç için lütfen kelime bulma makinesini kullanın.
Bazı kelimelerin anlamları (Kaynak : TDK)
- BATIRMAK
-
-
[-e, -i]
Bir şeyin sıvı veya yumuşak bir maddenin içine gömülmesine yol açmak, batmasını sağlamak
- "Yumuşak lifi alarak kurnaya batırdı."
-
[-i]
Sivri uçlu bir şeyi yumuşak bir yere saplamak
- "... sonra bir iğne bulup kaba etlerine art arda batırmışlar da o bunların hiçbirine tepki göstermemiş."
-
[-i]
Denizde ve suda yüzen taşıtların suya gömülmesine, batmasına sebep olmak
-
[-i]
Elindeki mal, para vb. varlığını kaybetmek
-
[-i]
Çok kirletmek
- "Üstünü başını batırmış."
-
Bakınız bulamak
-
Bir şeye aşırı derecede maruz bırakmak
- "Borca batırmak."
-
[-i]
Son bulmasına sebep olmak
-
[-i, mecaz]
Bir kimseyi çekiştirip iyice kötülemek
-
[-i, mecaz]
Bakınız mahvetmek
- "Ne saklayayım gaflet ettiğimi / Elimle batırmışım gençliğimi"
-
[-e, -i]
Bir şeyin sıvı veya yumuşak bir maddenin içine gömülmesine yol açmak, batmasını sağlamak
- ÇIĞIRMAK
-
-
[-i, ağızlardan]
Bakınız çağırmak
- "Nerde olsa savaşımız / Türk’üz türkü çığırırız"
-
[-i, ağızlardan]
Bakınız çağırmak
- TAŞIRMAK
-
-
[-i]
Taşmasına yol açmak
- "Kınanın akşamdan yoğrulup ellere ve ayaklara taşırmadan, çizgileri aşmadan sürülmesi lazımdır."
-
[-i]
Taşmasına yol açmak
- SIYIRMAK
-
-
[-i]
Hızla sürtünerek veya dokunarak geçen bir şey geçtiği yüzeyden küçük bir parça koparmak, soymak veya o yüzeyin üzerini hafifçe çizmek, yırtmak
- "Çark elini sıyırdı."
-
Sürtünerek veya çekerek bir şeyi yerinden almak, kaldırmak
-
Bir şeyin üstündeki örtüyü çekerek almak veya açmak
- "Genç adam ceketini çıkardı, kolunu sıyırdı, uzattı."
-
Kılıfında veya kınında bulunan tabanca, kılıç vb.ni çekerek çıkarmak
- "Kılıcını sıyırdı."
-
Kazıyarak, silerek üzerinde veya içinde hiçbir şey bırakmamak
- "Tabağı sıyırmak. Eti sıyırmak."
-
Hafifçe dokunarak geçmek
- "Kurşun başını sıyırıp geçti."
-
[mecaz]
Akıl sağlığını kaybetmiş olmak
-
[mecaz]
Çekip kurtarmak
- "Hem o kız on gündür, yağmurlarla beraber devam eden çökkünlüğümden beni sıyırıp kurtaracak kudrette mi?"
-
[-i]
Hızla sürtünerek veya dokunarak geçen bir şey geçtiği yüzeyden küçük bir parça koparmak, soymak veya o yüzeyin üzerini hafifçe çizmek, yırtmak
- AŞTIRMAK
-
-
[-e, -i]
Aşma işini yaptırmak
-
[-e, -i]
Aşma işini yaptırmak
- KANIRMAK
-
-
[-i]
Bir şeyi eğip zorlayarak yerinden çıkarmak veya çıkarmaya çalışmak
- "Ağacın dalını kanırmak."
- "Çiviyi kanırmak."
-
[-i]
Bir şeyi eğip zorlayarak yerinden çıkarmak veya çıkarmaya çalışmak
- ARTIRMAK
-
-
[-i]
Artmasını sağlamak
- "Bu sıcak ve içten ses Fikret’i hayata bağlıyor, yaşama sevincini artırıyordu."
-
Bir şeye başkalarının verdiğinden daha fazla fiyat vermek, ortaya daha fazla para sürmek
-
Tutumlu davranıp biriktirmek, tasarruf etmek
- "Bir yedim, beş artırdım. Bir yedim, on artırdım. Bir gün bir de bakıverdim ki kendim bir lokanta sahibi oluvermişim."
-
[mecaz]
Herhangi bir davranışta ileri gitmek
- "Sen edepsizliği adamakıllı artırdın."
-
[-i]
Artmasını sağlamak
- IHTIRMAK
-
-
[-i, ağızlardan]
Deve çöktürüp oturtmak
-
[-i, ağızlardan]
Deve çöktürüp oturtmak
- ATTIRMAK
-
-
[-i, -den]
Atma işini yaptırmak
- "Osman, babamı zindana attırmış ve ihtiyarın orada ölmesine sebep olmuştu."
-
[-i, -den]
Atma işini yaptırmak
- KAÇIRMAK
-
-
[-i]
Kaçmasını sağlamak veya kaçmasına imkân yaratmak
-
Bir işi belirlenen zamanda yapamamak
- "Maçı kaçırdım."
-
[nesnesiz]
Zor kullanarak yanında götürmek; kaldırmak
- "Kız kaçırmak."
-
Bir daha ele geçmemek üzere yitirmek
- "Fırsatı kaçırdım."
-
Yararlanamamak
- "Penaltıyı kaçırdı."
-
Gitmek, kaçmak zorunda bırakmak
- "Söylene söylene adamı kaçırdı."
-
[nesnesiz, -den]
Çalmak, kimsenin haberi olmadan götürmek
- "İcradan eşya kaçırdılar."
-
[nesnesiz, hukuk]
Yasal olmayan yoldan bir ülkeye mal sokmak veya çıkarmak
- "Uyuşturucu kaçırmak."
-
Ölçüyü, sınırı aşmak, fazlasına gitmek
- "Kulübün yemeğinde biraz fazlaca kaçırmıştım."
-
[nesnesiz]
Sıvı, gaz vb. sızdırmak
- "Çakmak, gaz kaçırıyor."
- "Makine buhar kaçırıyor."
-
[-e]
İstemeyerek altını kirletmek
- "Donuna kaçırmak."
-
[nesnesiz]
Bakınız delirmek
- "Zavallı kaçırmış."
-
Bir araç veya aletle iş görürken aracı iyi kullanamama yüzünden kendine veya bir başkasına zarar vermek
- "Usturayı elimden kaçırdım, yanağımı kestim."
-
[-i, -den]
Birini veya bir şeyi göstermemek
- "Karısını benden kaçırıyor."
-
[spor]
Yarışan bir koşucu diğeri tarafından hızla geçilip ara açılmak
-
[spor]
Futbol veya basketbolda savunma yaptığı oyuncunun topla yanından geçmesine engel olamamak
-
[-i]
Kaçmasını sağlamak veya kaçmasına imkân yaratmak
- KAYIRMAK
-
-
[-i]
Koruyarak başarısını sağlamak, elinden tutmak; himmet etmek
- "Bizi kayıran, arayan yok."
-
Birini, başkalarının veya işin zararı pahasına tutmak
- "Güzelle yüceltirim insanlığı, işim bu / Çirkini, kabayı ve hamı kayıramam ki"
-
Birine haksız yere kolaylıklar sağlamak; iltimas etmek
-
[-i]
Koruyarak başarısını sağlamak, elinden tutmak; himmet etmek
- SIRMAKEŞ
-
Kelime Kökeni: Türkçe sırma + Farsça -keş
-
[isim, eskimiş]
Gümüş veya başka madenleri haddeden geçirip sırma yapan kimse
-
[isim, eskimiş]
Gümüş veya başka madenleri haddeden geçirip sırma yapan kimse
- KIVIRMAK
-
-
[-i]
Herhangi bir şeyi bükmek
- "Fino, beni görünce kuyruğunu kıvırıp düşmanca havlaya havlaya beyaz dişlerini gösterdi."
-
Kenarından katlamak
-
Bir giysinin veya kumaşın kenarını bükerek tersinden dikmek
-
Kalçalarını iki yana sallayarak oynamak veya yürümek
-
Uydurup söylemek
- "Gene yalanları kıvırdı."
-
[-e]
Saptırmak, çevirmek
- "Arabayı birdenbire sağa kıvırdı."
-
[nesnesiz]
Yapmak istememek, yan çizmek
-
[nesnesiz, mecaz]
Başarmak, başa çıkmak, becermek, hakkından gelmek
- "Hâlbuki Nahit onu odasına çekip de baş başa prova yaptığı zamanlarda pekâlâ kıvıracağa benziyordu."
-
[argo]
Bakınız dolandırmak
- "Peki bu kız, zarar ziyan hesabının federasyona üç misli gösterilip Zühtü'nün düğün parasını kıvırdığını bilmez mi?"
-
[-i]
Herhangi bir şeyi bükmek
- AĞDIRMAK
-
-
[-i]
Ağmasına sebep olmak
- "Gazilerin gürz ve bozdoğan vuruşları cenk meydanının tozunu gökyüzüne ağdırdı."
-
Yük veya terazide denge bozularak bir yanı yukarı gelmek
-
[-i]
Ağmasına sebep olmak
- BAĞIRMAK
-
-
[nesnesiz]
İnsan yüksek ve gür ses çıkarmak; banlamak
- "Yaşasın hürriyet diye bağırsa ismi tarihe geçecekti."
-
[-e]
Yüksek sesle azarlamak
-
[mecaz]
Kendini belli etmek
- "Kitap buradayım diye bağırıyor, sen onu görmüyorsun."
-
[nesnesiz]
İnsan yüksek ve gür ses çıkarmak; banlamak
- ÇAĞIRMAK
-
-
[-i]
Birinin gelmesini kendisine yüksek sesle söylemek, seslenmek
-
[-e, -i]
Herhangi birinin bir yere gelmesini istemek; davet etmek, seslemek
- "O akşam Orhan’ı yemeğe çağırdı."
-
[nesnesiz]
Binmek için bir araç istemek
- "Bir taksi çağırdım."
-
[nesnesiz, ağızlardan]
Yüksek sesle şarkı, türkü söylemek; çığırmak
- "Türküler çağırarak tahta siliyor."
-
[-i]
Birinin gelmesini kendisine yüksek sesle söylemek, seslenmek
- SIZIRMAK
-
-
[-i]
Bakınız sızdırmak
-
[-i]
Bakınız sızdırmak
- AKSIRMAK
-
-
[nesnesiz]
Bakınız hapşırmak
- "Açığa aksır, mikropları üstümüze savurma."
-
[nesnesiz]
Bakınız hapşırmak
- AZDIRMAK
-
-
[-i]
Azmasına sebep olmak
- "Merhem yarayı azdırdı."
-
Azgın duruma getirmek
- "Taş atarak köpeği azdırdı."
-
Kötü davranış veya alışkanlıklara sürüklemek, yoldan çıkarmak
- "Yaramazlığı bir yana, çocukları da azdırdığı için temiz bir dayak yemiş olmalı."
-
[-i]
Azmasına sebep olmak
- ALDIRMAK
-
-
[nesnesiz]
Alma işini yaptırmak
- "Söyledim, söyledim, bir urgan aldıramadım."
-
[-e, -i]
Getirilmesini sağlamak
- "Ne yaptı yaptı, nişanlısını oraya aldırdı."
-
Vücuttan herhangi bir parçayı veya organı sağlık sebebiyle çıkarttırmak
- "Bademcik aldırmak. Çocuk aldırmak."
-
[-den]
Başkasına kaptırmak
- "Elinden aldırdı çünkü Demircan kardaşını?"
-
[-e, -i]
Bir nesneyi bir kaba veya yere sığdırmak
- "Bunca eşyayı bu küçücük eve nasıl aldırdınız."
-
[-e, mecaz]
Birine veya bir şeye önem vermek, değer vermek
- "Aldırma sen hemen çalış ki biraz / Çalışan ilerler, yerinde kalmaz"
-
[nesnesiz]
Alma işini yaptırmak