İçinde ğı olan 8 harfli 61 kelime var. İçerisinde ĞI bulunan kelimeler listesini scrabble oyununda ya da Türkçe araştırmalarınızda kullanabilirsiniz. Bir de başında ğı olan kelimeler listesine ya da sonu ğı ile biten kelimeler listesine göz atmak isteyebilirsiniz. Ayrıca şunu da deneyebilirsiniz, işlerinizi kolaylaştıracak bir kelime bulucu: Kelime bulma makinesi
Harf Sayısına Göre Kelimeler
Daha kapsamlı sonuç için lütfen kelime bulma makinesini kullanın.
Bazı kelimelerin anlamları (Kaynak : TDK)
- DAĞILMAK
-
-
[nesnesiz]
Toplu durumdayken ayrılıp birbirinden uzaklaşmak
- "Zaten arkadaşlarımın her biri bir yana dağılmıştı,"
-
Değer ve birimler belli etkenlerle, oranlı olarak bölünmek
-
Parçalanarak yayılmak, ufalanmak
- "Kentin eski merkezindeki evler kendiliğinden yıkılıyor, bahçe duvarları dökülüp dağılıyordu."
-
Karışık duruma gelmek, düzeni bozulmak
- "Siyah saçları hare hare suyun yüzüne dağıldı."
-
[mecaz]
Birliği, beraberliği bozulmak
- "Golü yiyince takım dağıldı. Babanın ölümünden sonra aile dağıldı."
-
[mecaz]
Bir topluluğun, kuruluşun varlığı son bulmak; fesholunmak, münfesih olmak
-
[mecaz]
Yavaş yavaş kaybolmak, yok olmak
-
[nesnesiz]
Toplu durumdayken ayrılıp birbirinden uzaklaşmak
- BUNCAĞIZ
-
-
[sıfat, ağızlardan]
Bu kadar çok
- "Anam buncağız işinin arasında babama yamalı da olsa her vakit temiz mintan giydirir, bizden çok ona bakar, bebekmiş gibi el üstünde tutardı."
-
Bu zavallı, bu küçücük
- "O zaman dedem anneme demiş ki buncağıza biz bakalım."
-
[sıfat, ağızlardan]
Bu kadar çok
- YIĞILMAK
-
-
[nesnesiz]
Yığma işine konu olmak veya yığma işi yapılmak
- "Yarım saate varmadan evdeki bütün çarşaflar, pikeler, yorganlar, yastıklar salonun ortasına yığılmış oluyordu."
-
Çok sayıda birikmek, toplanmak
- "Bütün köşk, kapının önüne yığıldı."
-
Düşmek, yıkılmak, kendini tutamayıp çökmek
- "Adam, iskelenin üstüne yığılmış, son nefesini verirken biçarenin şapkasını aşırmışlar."
-
[nesnesiz]
Yığma işine konu olmak veya yığma işi yapılmak
- BAĞIRTMA
-
-
[isim]
Bağırtmak işi
-
[isim]
Bağırtmak işi
- AĞIRAYAK
-
-
[sıfat, mecaz]
Doğurması yakın (kadın)
- "Zemin katı koridorundan geçerken başka ağırayak kadınlara dikkat ettim."
-
[sıfat, mecaz]
Doğurması yakın (kadın)
- YAĞIŞSIZ
-
-
[sıfat]
Yağışı olmayan; kurak
-
[sıfat]
Yağışı olmayan; kurak
- AĞIZLAMA
-
-
[isim]
Ağızlamak işi
-
[isim]
Ağızlamak işi
- AĞITLAMA
-
-
[isim]
Ölmüşleri anmak için düzenlenen törende okunan övgü
- "Cem törenlerinde ağıtlama türünde söylenen deyişin oldukça içli ve etkileyici bir ezgisi vardır."
-
[isim]
Ölmüşleri anmak için düzenlenen törende okunan övgü
- BUZAĞILI
-
-
[sıfat]
Buzağısı olan
- "Geceki baskında buzağılı bir ineği ile birlikte ahırı yanmıştı."
-
[sıfat]
Buzağısı olan
- YIĞIMLIK
-
-
[isim, ekonomi]
Bir sanayi dalında yararlanılan ham, işlenmiş veya yarı işlenmiş maddelerin tümü; stok
-
[ticaret]
Satılmamış, istif edilmiş mal; stok
-
[isim, ekonomi]
Bir sanayi dalında yararlanılan ham, işlenmiş veya yarı işlenmiş maddelerin tümü; stok
- SAKAĞILI
-
-
[sıfat]
Sakağı hastalığı olan
- "Karakolun hizası dönülürken sakağılı, soluğan, bir deri bir kemik beygirlerden biri küttedek çatlayıverirdi."
-
[sıfat]
Sakağı hastalığı olan
- AŞAĞILIK
-
-
[isim]
Aşağı olma durumu; adilik
-
[sıfat]
Aşağı olan; adilik
- "Bazen en aşağılık bir romanı tabii olarak okur."
-
[isim]
Aşağı olma durumu; adilik
- SACAYAĞI
-
-
[isim]
Üzerine tencere, tava vb. koymaya yarayan, ateş üzerine oturtulan, üç ayaklı çember veya üçgen biçiminde demir destek; ocak sehpası, sacayak, üçayak
-
[mecaz]
Her zaman dayanışma içinde olan kimseler; sacayak
-
[isim]
Üzerine tencere, tava vb. koymaya yarayan, ateş üzerine oturtulan, üç ayaklı çember veya üçgen biçiminde demir destek; ocak sehpası, sacayak, üçayak
- DAĞITICI
-
-
[isim]
Mektup, gazete vb. şeyleri dolaşarak dağıtan kimse; müvezzi
-
Bir malın önceden belirlenmiş bölgelere gönderilmesini sağlayan kişi veya kuruluş; distribütör
-
[teknik]
Motorlarda yüksek gerilimli akımı çalışma sırasına göre bujilere yayıp gönderen aygıt; distribütör
-
[sıfat]
Elektrik, sinyal, ses vb.ni birden fazla hedefe ayrı ayrı ileten
-
[isim]
Mektup, gazete vb. şeyleri dolaşarak dağıtan kimse; müvezzi
- BAĞIRMAK
-
-
[nesnesiz]
İnsan yüksek ve gür ses çıkarmak; banlamak
- "Yaşasın hürriyet diye bağırsa ismi tarihe geçecekti."
-
[-e]
Yüksek sesle azarlamak
-
[mecaz]
Kendini belli etmek
- "Kitap buradayım diye bağırıyor, sen onu görmüyorsun."
-
[nesnesiz]
İnsan yüksek ve gür ses çıkarmak; banlamak
- BAĞIRDAK
-
-
[isim, ağızlardan]
Bakınız bağıldak
- "Bağırdak, yirmi beş otuz santim eninde, bir metre boyunda, astarlı ve kıymetli ipek ve sırma işlemeli bir kumaştır."
-
[isim, ağızlardan]
Bakınız bağıldak
- SIĞINMAK
-
-
[-e]
Tehlikelerden kaçarak güvenilir bir yere çekilmek
- "Artık arkasına sığınacak bir camekânım da yok."
-
Korunmak amacıyla bir yere veya birine başvurmak, başkalarının yardım ve korunmasına ihtiyaç duymak
- "Karı koca o evlerden birinde bir odacığa sığınmıştık."
-
Genellikle siyasi sebeplerle kendi ülkesinden kaçıp başka ülkeye gitmek; iltica etmek
-
[mecaz]
Güvenmek, yardım istemek veya ummak
- "Kendisini küçük gören bir millet, insaniyet şefkatine sığınarak yaşayamaz."
-
[-e]
Tehlikelerden kaçarak güvenilir bir yere çekilmek
- AĞILAŞMA
-
-
[isim]
Ağılaşmak durumu
-
[isim]
Ağılaşmak durumu
- AĞILANMA
-
-
[isim]
Bakınız zehirlenme
-
[isim]
Bakınız zehirlenme
- ÇIĞIRTMA
-
-
[isim]
Bakınız çağırtma
-
Basit, küçük, kamış veya ağaçtan yapılmış, düdük şeklinde nefesli bir çalgı
- "Bu lakırtıların arasında çığırtma gibi ince çocuk sesi."
-
[isim]
Bakınız çağırtma