İçinde üze olan 7 harfli 20 kelime var. İçerisinde ÜZE bulunan kelimeler listesini scrabble oyununda ya da Türkçe araştırmalarınızda kullanabilirsiniz. Bir de başında üze olan kelimeler listesine ya da sonu üze ile biten kelimeler listesine göz atmak isteyebilirsiniz. Ayrıca şunu da deneyebilirsiniz, işlerinizi kolaylaştıracak bir kelime bulucu: Kelime bulma makinesi
Harf Sayısına Göre Kelimeler
Üze Harfleri ile Yazılabilecek Kelimeler
E Z Ü
2 Harfli Kelimeler
ZE
Daha kapsamlı sonuç için lütfen kelime bulma makinesini kullanın.
Bazı kelimelerin anlamları (Kaynak : TDK)
- DÜZENLİ
-
-
[sıfat]
Yerli yerinde, kararlı, tertipli olan; muntazam, ıttıratlı
- "Hele, düzenli giyim diye bir dertleri hiç yoktur."
-
Düzen içinde bulunan; sistemli, metodik
-
[sıfat]
Yerli yerinde, kararlı, tertipli olan; muntazam, ıttıratlı
- DÜZELME
-
-
[isim]
Düzelmek durumu
-
[isim]
Düzelmek durumu
- ÜZERLİK
-
-
[isim, bitki bilimi]
Sedef otugillerden, yaprakları almaşık, çiçekleri beyaz renkte, susama benzeyen tohumları acı olan, halk hekimliğinde tedavi amaçlı, tütsü olarak kullanılan bir bitki (Peganum harmala)
- "Miniminiyken o da benim gibi üzerlikle tütsülenmiştir."
-
Bu bitkinin tohumlarından yapılan nazarlık veya süs olarak kullanılan eşya
-
[isim, bitki bilimi]
Sedef otugillerden, yaprakları almaşık, çiçekleri beyaz renkte, susama benzeyen tohumları acı olan, halk hekimliğinde tedavi amaçlı, tütsü olarak kullanılan bir bitki (Peganum harmala)
- DÜZEYLİ
-
-
[sıfat]
Düzeyi, değeri olan; seviyeli
-
[sıfat]
Düzeyi, değeri olan; seviyeli
- DÜZEMEK
-
-
[-i, kimya]
Herhangi bir karışımı istenilen orana göre hazırlamak, karışımın dozunu belirlemek
-
[-i, kimya]
Herhangi bir karışımı istenilen orana göre hazırlamak, karışımın dozunu belirlemek
- TEKDÜZE
-
-
[sıfat]
Değişmeksizin, düzenli, aynı biçimde tekrarlanan, sürüp giden; tek örnek, muttarit, yeknesak, monoton
- "Yazıcı, tekdüze bir sesle çabuk çabuk okuyordu."
-
[zarf]
Değişmeyerek, aynı biçimde tekrar edilerek; bitevi, biteviye
- "Günler, haftalar geçiyor, hayat Aylin için hastanesi, okulu ve evi arasında tekdüze akıp gidiyordu."
-
[sıfat]
Değişmeksizin, düzenli, aynı biçimde tekrarlanan, sürüp giden; tek örnek, muttarit, yeknesak, monoton
- MÜZELİK
-
-
[sıfat]
Müzeye konulacak değerde veya eskilikte olan
- "Şimdi bunlar sırf müzelik birer obje olarak duruyorlar."
-
[alay yollu]
Eskimiş, köhnemiş olan
-
[sıfat]
Müzeye konulacak değerde veya eskilikte olan
- YÜZERLİ
-
-
[sıfat]
Yüzer yüzer sıralanmış
-
Her biri yüz birimden oluşan
-
[sıfat]
Yüzer yüzer sıralanmış
- MÜZEVİR
-
Kelime Kökeni: Arapça muzevvir
-
[sıfat]
Bakınız arabozan
-
[sıfat]
Bakınız arabozan
- DÜZENCİ
-
-
[sıfat]
Bakınız düzenbaz
-
[sıfat]
Bakınız düzenbaz
- YÜZEYLİ
-
-
[sıfat]
Yüzeyi olan
-
[sıfat]
Yüzeyi olan
- DÜZENEK
-
-
[isim]
Belli bir sonuca ulaşmak için karmaşık bir biçimde düzenlenmiş organ veya parçalar birleşimi; tertibat, mekanizma, sistem
-
[isim]
Belli bir sonuca ulaşmak için karmaşık bir biçimde düzenlenmiş organ veya parçalar birleşimi; tertibat, mekanizma, sistem
- DÜZENTİ
-
-
[isim, mecaz]
Bir şeyi, bir durumu olduğundan değişik göstermek amacıyla hazırlanan düzen; mizansen
-
[isim, mecaz]
Bir şeyi, bir durumu olduğundan değişik göstermek amacıyla hazırlanan düzen; mizansen
- ÜZERİNE
-
-
[zarf]
Bakınız üstüne
- "Gerinerek kollarını yana doğru açarken başını divanın yastıkları üzerine koyuyor."
-
[edat]
Bakınız hakkında
- "Dil üzerine bir yazı."
-
[edat]
-den dolayı
- "Onun gelmesi üzerine ortalık düzeldi. Bu söz üzerine herkes rahat etti."
-
[edat]
-den sonra
- "Bunca hazırlık üzerine yola çıkmamak insanı üzer."
-
-den daha üstün
- "'İzmir üzerine dünyada bir şehir daha yoktur!' diyorlar."
-
[zarf]
Bakınız üstüne
- DÜZELTİ
-
-
[isim]
Düzeltme işi; tashih
-
Basılmakta olan bir yayının provaları üzerinde özel düzeltme işaretleriyle yanlışları gösterme; düzeltme, tashih
-
[isim]
Düzeltme işi; tashih
- GÜZELİM
-
-
[ünlem]
çok sevilen kimseye sevecenlikle yaklaşıldığında kullanılan bir söz
- "Daha ne olsun be güzelim, ne olsun? Ne istersen aldım, her şeyi yaptım!"
-
değer verilen, sevilen
- "Son yıllarda rant uğruna kurban edilen güzelim yerler arasına hem o çarşı hem balıkhane girdi."
-
[ünlem]
çok sevilen kimseye sevecenlikle yaklaşıldığında kullanılan bir söz
- GÜZELCE
-
-
[sıfat]
Güzele yakın, güzel gibi
- "Kızı belki anasından biraz güzelce."
-
[zarf]
İyice, adamakıllı
- "Kadın keçiyi sağmış, çardağın suyunu çekmiş, etrafını güzelce süpürmüştü."
-
[sıfat]
Güzele yakın, güzel gibi
- GÜZEŞTE
-
Kelime Kökeni: Farsça guẕeşte
-
[sıfat, eskimiş]
Geçmiş, geçen
- "Bahse girer misiniz? Beş dakika içinde en heyecanlı bir vaka icat etmeye muktedir olursam bu iki güzeşte aylıktan birini kasaya bırakır mısınız?"
-
[sıfat, eskimiş]
Geçmiş, geçen
- DÜZELİŞ
-
-
[isim]
Düzelmek işi
-
[isim]
Düzelmek işi
- DÜZENCE
-
-
[isim]
Bakınız disiplin
-
[isim]
Bakınız disiplin