İçinde üze olan 5 harfli 13 kelime var. İçerisinde ÜZE bulunan kelimeler listesini scrabble oyununda ya da Türkçe araştırmalarınızda kullanabilirsiniz. Bir de başında üze olan kelimeler listesine ya da sonu üze ile biten kelimeler listesine göz atmak isteyebilirsiniz. Ayrıca şunu da deneyebilirsiniz, işlerinizi kolaylaştıracak bir kelime bulucu: Kelime bulma makinesi
Harf Sayısına Göre Kelimeler
Üze Harfleri ile Yazılabilecek Kelimeler
E Z Ü
2 Harfli Kelimeler
ZE
Daha kapsamlı sonuç için lütfen kelime bulma makinesini kullanın.
Bazı kelimelerin anlamları (Kaynak : TDK)
- YÜZER
-
-
[sıfat]
Yüz sayısının üleştirme sayı sıfatı
-
[sıfat]
Yüz sayısının üleştirme sayı sıfatı
- YÜZEY
-
-
[isim, matematik]
Bir cismi uzaydan ayıran yaygın bölüm; satıh, yüz (II)
-
[isim, matematik]
Bir cismi uzaydan ayıran yaygın bölüm; satıh, yüz (II)
- TÜZEL
-
-
[sıfat, hukuk]
Bakınız hukuki
-
Hükümle ilgili; hükmi
-
[sıfat, hukuk]
Bakınız hukuki
- DÜZEY
-
-
[isim]
Bir yüzeyin veya bir noktanın yüksekliğindeki yatay sınır; seviye
- "Su düzeyi."
-
Bir kursun basamaklarından her biri; kur (I)
-
[mecaz]
Bir nesnenin, bir kimsenin başka nesnelere veya kimselere göre olan değer ve yücelik derecesi; düzem, seviye
- "Eğitim düzeyi. Kültür düzeyi."
-
[isim]
Bir yüzeyin veya bir noktanın yüksekliğindeki yatay sınır; seviye
- ÜZERE
-
-
[edat]
... amacıyla
- "Müzakere bitince üç dört gün sonra gene evde buluşmak üzere ayrıldılar."
-
... şartıyla
- "Akşama geri vermek üzere bu kitabı alabilirsiniz."
-
Bir işin veya durumun yaklaşmakta olduğunu bildiren bir söz
- "Bu yangın kalbimizde başlıyorsa yani ümitsiz bir aşka düşmek üzere olduğumuzu hissedersek ne yapalım?"
-
[edat]
Bakınız gibi
- "Daha önce belirtildiği üzere gramerlerimizin edatlar konusu oldukça karışıktır."
-
[edat]
... amacıyla
- DÜZEN
-
-
[isim]
Belli yöntem, ilke veya yasalara göre kurulmuş olan durum; nizam, sistem
- "Bilhassa toprak ve silah meselelerinin bir düzene konmasını, hem de tezelden istediler."
-
Soyut ve somut nesnelerin bir sıraya, bir hedefe, bir amaca göre sıralanmış hâli; konsept
-
Sıralanış biçimi; tertip, kombinasyon
- "Evin en bozuk düzeninde bile hastalığa mahsus birtakım aletler vardır."
-
Bir devletin belli başlı ilkeleri bakımından yönetimde tuttuğu yol, yönetim biçimi; rejim
-
[mecaz]
Bir kimseye, bir kuruluşa karşı toplu olarak alınan gizli karar; komplo
-
[mecaz]
Topluca ve gizlice yürütülen herhangi bir plan; dolap, fırıldak, kapan (I), kapanca (I), komplo, üçkâğıt
-
[müzik]
Bakınız akort
-
[toplum bilimi]
Toplumsal bir yapı içinde ögelerin bütüne, bütünün ögelere ve ögelerin birbirlerine göre ilişkileri
- "Orta hâlli ailelerin kurduğu bu düzende herkesin bacası tüten, kapısı çalınan bir evi var."
-
[ağızlardan]
Alet edevat takımı
-
[ağızlardan]
Bez dokuma tezgâhı
-
[isim]
Belli yöntem, ilke veya yasalara göre kurulmuş olan durum; nizam, sistem
- DÜZEM
-
- FÜZEN
-
Kelime Kökeni: Fransızca fusain
-
[isim]
Bakınız kömür kalem
-
Bu kalemle yapılmış resim
-
[isim]
Bakınız kömür kalem
- SÜZEK
-
-
[isim, ağızlardan]
Bakınız süzgeç
-
[sinema]
Işığın önüne konulan, ince kumaş veya tülden yarı saydam yayındırıcı
-
[isim, ağızlardan]
Bakınız süzgeç
- ÜZERİ
-
-
[isim]
Bakınız üst
- "Bunların üzerinden ustalıkla atlayarak gemiye doğru yürüdü."
-
Vücudun beden bölümü
- "Gece sıcak olduğu için üzerine yalnız ince bir pike örtü örttük."
-
Artan, geriye kalan bölüm
- "Alışverişin üzeri."
-
Bazı tamlamalarda zaman bildiren bir söz
- "Akşamüzeri, öğleüzeri."
-
[isim]
Bakınız üst
- GÜZEY
-
-
[isim, coğrafya]
Az güneş alan, çok gölgeli kuzey yamaç
- "Dağların güzeyindeki karlar geç erir."
-
[isim, coğrafya]
Az güneş alan, çok gölgeli kuzey yamaç
- DÜZEÇ
-
-
[isim]
Bir yüzeyin eğiklik derecesini anlamaya yarayan araç; tesviye aleti
-
[isim]
Bir yüzeyin eğiklik derecesini anlamaya yarayan araç; tesviye aleti
- GÜZEL
-
-
[sıfat]
Göze ve kulağa hoş gelen, hayranlık uyandıran, çirkin karşıtı
- "Güzel kız. Güzel çiçek."
- "Yalının en güzel odası bizimdi."
-
İyi, hoş; mis (I)
- "Güzel şey canım, milletvekili olmak!"
-
Beklenene uygun düşen ve başarı düşüncesi uyandıran
- "Buradan ayrılman için sana güzel bir fırsat sunuyorum."
-
Soyluluk ve ahlaki üstünlük düşüncesi uyandıran
- "Turgut rolünün etkisinden henüz kendini kurtaramamış, Selim’in kollarında yatıyor, bu sırada güzel bir hareket oldu…"
-
Görgü kurallarına uygun olan
-
Sakin, hoş (hava)
- "Evet sadece ikimiz... Üstelik ne güzel bir yaz akşamı..."
-
Okşayıcı, aldatıcı, kandırıcı
- "Sultan, bu misafirlere iltifat etti, hilatler giydirerek güzel vaatlerde bulundu."
-
Pek iyi, doğru
- "Dili önemsemen güzel ama dil öğrenme işini biraz hafife alman lazım."
-
[isim]
Hoş görünüşlü kız veya kadın
- "Güzeller deniz kenarına geldikleri zaman âşıklar da kale burçlarına ve bedenlerine dolarlar."
-
[isim]
Bakınız güzellik kraliçesi
- "Türkiye güzeli Keriman Halis, Belçika’daki yarışmada dünya güzeli seçildi."
-
[zarf]
Hoşa giden, beğenilen, iyi, doğru bir biçimde
- "Arabayı koştururken boyunlarındaki ziller güzel şıngırdıyordu atların."
-
[zarf]
Adamakıllı, şiddetli bir biçimde
- "Karıkoca bu kuzu yüzünden güzel bir kavga ettiler."
-
[sıfat]
Göze ve kulağa hoş gelen, hayranlık uyandıran, çirkin karşıtı