İçinde ü olan 4 harfli 152 kelime var. İçerisinde Ü harfi bulunan kelimeler listesini scrabble oyununda ya da Türkçe araştırmalarınızda kullanabilirsiniz. Bir de başında ü harfi olan kelimeler listesine ya da Sonu ü harfi ile biten kelimeler listesine gözatmak isteyebilirsiniz. Ayrıca şunu da deneyebilirsiniz, İşlerinizi kolaylaştıracak bir kelime bulucu : Kelime bulma makinesi

Harf Sayısına Göre Kelimeler


Kelime bulma makinesi

Daha kapsamlı sonuç için lütfen kelime bulma makinesini kullanın.



Bazı kelimelerin anlamları (Kaynak : TDK)

ÖĞÜN

  1. [isim] Kez, defa
  2. Yemek vakti
    • "Her öğün tıka basa yediği iki katlı ekmek kadayıfı ile.." (Halide Edip Adıvar)
  3. Bir vakitlik yemek

DÜVE

  1. [isim] Boğaya gelmemiş 1-2 yaşında dişi sığır

ÜZGÜ

  1. [isim] Yersiz ve gereksiz olarak çektirilen sıkıntı, eziyet, eza, cefa
    • "Bilirim, bir üzgü bin avaz yapar."

ÖDÜL

  1. [isim] Bir başarı karşılığında verilen armağan, mükâfat
    • "İki Nobel Edebiyat Ödülü Balkanlı yazarlara verildi." (Haldun Taner)
  2. Bir iyiliğe karşılık olarak verilen armağan, mükâfat

NÜVE

Kelime Kökeni : Arapça

  1. [isim] Bir şeyin özü, çekirdek

ÖTÜŞ

  1. [isim] Ötme işi veya biçimi
    • "Oturmuş, ağustos böcekleriyle kurbağaların tatlı tatlı ötüşlerini dinliyorduk." (Osman Cemal Kaygılı)

ÜTME

  1. [isim] Ütmek işi
  2. Ateşte kızartılmış taze buğday veya mısır

MÜGE

Kelime Kökeni : Fransızca

  1. [isim] İnci çiçeği

BÜST

Kelime Kökeni : Fransızca

  1. [isim] Vücudun, omuzlarla birlikte göğüsten yukarı bölümü
    • "Vücudundaki oransızlık, nereden geliyor; büstü, bacaklarından daha mı uzun?" (Atilla İlhan)
  2. Heykelcilikte başı, göğsü, bazen de omuzları içine alan sanat ürünü
    • "Atatürk büstü."

ÖĞÜR

  1. [isim] Akran
    • "Çoluk çocuk öylesine öğür oldular ki anları dışarıdan gören pekâlâ çok nüfuslu tek bir aile sanabilirdi." (Haldun Taner)
  2. Takım, fırka, zümre
  3. [sıfat] Öğrenmiş
  4. [sıfat] Alışmış, yadırganmaz olmuş, menus

ÜMMİ

Kelime Kökeni : Arapça

  1. [sıfat] Okuyup yazması olmayan
    • "Ha onun elinde yün ha ümmi adamın elinde gazete!" (Haldun Taner)

ÜLKE

  1. [isim] Bir devletin egemenliği altında bulunan toprakların tümü, diyar, memleket
    • "Artık vatan toprağı, Rumeli'deki hudutlarından Anadolu'daki hudutlarına kadar yekpare bir ülke olmuştur." (Yahya Kemal Beyatlı)
  2. Devlet
    • "Vicdan hürriyetine riayet eden tek ülke Osmanlı İmparatorluğu idi." (Falih Rıfkı Atay)
  3. Herhangi bir özelliği yönünden düşünülen bölge
    • "Dünyanın gelişmiş, gelişmemiş ülkelerini tek tek geziyorum." (Haldun Taner)

BÜYÜ

  1. [isim] Tabiat kanunlarına aykırı sonuçlar elde etmek iddiasında olanların başvurdukları gizli işlem ve davranışlara verilen genel ad, afsun, sihir, füsun, bağı
    • "Akkız Ana, Hasan'a gönül vermenin bir büyü olduğunu, ne kadar anlatmışsa da kâr etmemiş." (Halide Edip Adıvar)
    • "Öldük, ölümden bir şeyler umarak / Bir büyük boşlukta bozuldu büyü." (Cahit Sıtkı Tarancı)
    • "Durup durup başıma gelenlerin büyüsüne kapılıyordum." (Orhan Pamuk)
    • "Şayeste'nin reise büyü yaptığına ve adamı başka kadınlara karşı efsunla bağladığına kanaat getirmişti." (Haldun Taner)
  2. Karşı durulamaz güçlü etki
    • "Ondan tüten görünmez bir büyünün içinde titriyorum." (Yusuf Ziya Ortaç)

ÖĞÜT

  1. [isim] Bir kimseye yapması veya yapmaması gereken şeyler için söylenen söz, nasihat
    • "Bütün öğütlerine itaat ettiğim hâlde hiçbir şeye muvaffak olamıyorduk." (Aka Gündüz)
    • "Ayağını denk al yavrum, ateşle oyun olmaz, diye öğüt verdi." (Haldun Taner)

ÜZME

  1. [isim] Üzmek işi

ÜZÜM

  1. [isim] Asmanın taze veya kuru olarak yenilen ve salkım durumunda bulunan meyvesi

GÜDÜ

  1. [isim] Bilinçli veya bilinçsiz olarak davranışı doğuran, sürekliliğini sağlayan ve ona yön veren herhangi bir güç, saik
    • "Çocuğun bunalım geçirmesi, gelişen cinsel güdülerini doyuramaması anlamındadır." (Çetin Altan)
  2. Bir etkinlik veya işin gizli sebebi
  3. Kaynağı akıl olan sebep, saik
    • "Sevgi bir dürtü, ödev bir güdüdür."
  4. Bireyleri bilinçli ve amaçlı işlerde bulunmaya yönelten dürtü veya dürtüler bileşkesi, saik

MÜZE

Kelime Kökeni : Fransızca

  1. [isim] Sanat ve bilim eserlerinin veya sanat ve bilime yarayan nesnelerin saklandığı, halka gösterilmek için sergilendiği yer veya yapı
    • "O devirlere ait yatağanlar, baltalar paslanmamış çelikleriyle müzelerimizdedir." (Orhan Seyfi Orhon)

ÖZÜR

Kelime Kökeni : Arapça

  1. Bir kusurun, bir suçun elde olmadan yapıldığını ileri sürme veya bu kusurun hoş görülmesini gerektiren sebep, mazeret
    • "Harp tarihi bu saldırı için hiçbir özür bulamayacaktır." (Falih Rıfkı Atay)
    • "Onları, ayakta bekleyenleri görünce özür diledi." (Nezihe Araz)
  2. Sakatlık, bozukluk, eksiklik veya elverişsizlik
    • "Bu evin birtakım özürleri var. Özrüm var, uzun yol yürüyemem."
    • "Karyolasına ilişti, odası için özür dileyip dilememeyi düşündü." (Peyami Safa)
  3. Kusur, defo

FÜME

Kelime Kökeni : Fransızca

  1. [isim] Duman rengi
  2. [sıfat] Bu renkte olan
    • "Füme çorap."
  3. [sıfat] Tütsü ile kurutulmuş (balık, et)

Kelime Anlamları Kaynağı : Türk Dil Kurumu Güncel Türkçe Sözlüğü