İçinde öz olan 4 harfli 11 kelime var. İçerisinde ÖZ bulunan kelimeler listesini scrabble oyununda ya da Türkçe araştırmalarınızda kullanabilirsiniz. Bir de başında öz olan kelimeler listesine ya da sonu öz ile biten kelimeler listesine göz atmak isteyebilirsiniz. Ayrıca şunu da deneyebilirsiniz, işlerinizi kolaylaştıracak bir kelime bulucu: Kelime bulma makinesi

Harf Sayısına Göre Kelimeler

Kelime bulma makinesi Kelime bulma makinesi

Daha kapsamlı sonuç için lütfen kelime bulma makinesini kullanın.


Bazı kelimelerin anlamları (Kaynak : TDK)

ÖZGÜ

  1. [sıfat] Birine, bir şeye ait olan; öze, has, mahsus (I)
    • "Bu, içinde doğduğu, geliştiği, biçim kazandığı topluma özgü dildir." (Nermi Uygur)
  2. Belli bir kimsede, şeyde veya türde bulunan; öze, has, mahsus (I)
  3. Aynı cinsten başka hiçbir türde veya bireyde rastlanılmayan; öze, has, mahsus (I)
ÖZLÜ

  1. [sıfat] Özü olan, öz bölümü çokça olan
    • "Gönlüm dolu İstanbul'un en özlü sesiyle." (Yahya Kemal Beyatlı)
  2. Düşünceyi gereksiz söz kullanmadan bildiren
    • "Özlü anlatım."
  3. Bakınız kıvamlı
  4. Benliğinde, varlığında, yapısında herhangi bir nitelik bulunan
    • "Ben o kadar bedbaht, doğru özlü bir kadınım ki beni sonra anlayacaksınız." (Aka Gündüz)
  5. Yapışkan, verimli (toprak)
  6. [zarf] Kısa ve anlamlı bir biçimde
    • "Köprüye kadar kendi dünyaları içinde ne tatlı, ne özlü konuşurlardı." (Yusuf Ziya Ortaç)
GÖZE

  1. [isim, anatomi, biyoloji] Bakınız hücre
  2. [ağızlardan] Bakınız pınar
ÖZÜT

  1. [isim, kimya] Bir maddenin herhangi bir yolla elde edilmiş olan özü; ekstre
ÖZNE

  1. [isim, dil bilgisi] Cümlede yüklemin belirttiği işi yapan veya bir oluşa konu olan öge; fail, süje: "Çocuk konuştu." "Çocuk henüz yürüdü." cümlelerinde "çocuk" sözü öznedir
  2. [felsefe] Bilinci, sezgisi, düş gücü olan, bazı filozoflara göre de dış dünyaya karşıt olan birey
ÖZÜR

Kelime Kökeni: Arapça ʿuẕr

  1. [isim] Bir kusurun hoş görülmesini gerektiren sebep; mazeret
    • "Harp tarihi bu saldırı için hiçbir özür bulamayacaktır." (Falih Rıfkı Atay)
  2. Bir kusurun, bir suçun elde olmadan yapıldığını ileri sürme; mazeret
  3. Elverişsiz olma durumu
    • "Bu evin birtakım özürleri var. Özrüm var, uzun yol yürüyemem."
  4. Bakınız bozukluk
ÖZGE

  1. [sıfat] Bakınız başka
    • "Güzel sever diye isnat ederler / Benim Hak'tan özge sevdiğim mi var?" (Karacaoğlan)
ÖZET

  1. [isim] Bir yazı veya sözün anlamını daha kısa ve özlü biçimde veren yazı veya söz; fezleke, hülasa, icmal, telhis
    • "Gelinmesi gereken yere korkmadan, ödün vermeden hatasıyla savabıyla gelmek. İşte bir serüvenin özeti." (Tomris Uyar)
  2. [sinema, televizyon] Filmin konusunu en kısa biçimde anlatan, bir senaryo çalışmasının ilk basamağı olan metin
ÖZEK

  1. [isim] Bakınız merkez
    • "Elbette her iki yolun da tartışılacak yönleri var. Ama ikisinde de kentin özeği, insanların toplanma yeri agora, agoralar…" (Cengiz Bektaş)
ÖZEN

  1. [isim] Bir işin elden geldiğince iyi olması için gösterilen çaba; itina, ihtimam
    • "Her konuya kibar bir ses ve bir iki sözcükle katılmak özenindeydi." (Çetin Altan)
ÖZEL

  1. [sıfat] Yalnız bir kişiye, bir şeye ait veya ilişkin olan; hususi, mahsus (I), spesiyal
    • "Aşçının özel yemeği."
  2. Benzerlerinden ayrılmasını sağlayan bir özelliği olan; spesiyal
  3. Bir kişiyi ilgilendiren; hususi, zatî
    • "Özel bir diyeceği varmış gibi koluma girdi sokakta." (Necati Cumalı)
  4. Devlete değil, kişiye ait olan; hususi, resmî karşıtı
  5. Dikkate değer
    • "Özel bir ilgi gösterdi."
  6. Ayırt edici bir niteliği olan
  7. Her zaman görülenden, olağandan farklı
    • "Elbette sadece özel durum ve şartlarda Müslüman olmak manasına gelmiyor bu." (Vehbi Vakkasoğlu)
Kelime Anlamları Kaynağı : Türk Dil Kurumu Güncel Türkçe Sözlüğü