İçinde örme olan 18 kelime var. İçerisinde ÖRME bulunan kelimeler listesini scrabble oyununda ya da Türkçe araştırmalarınızda kullanabilirsiniz. Bir de başında örme olan kelimeler listesine ya da sonu örme ile biten kelimeler listesine göz atmak isteyebilirsiniz. Ayrıca şunu da deneyebilirsiniz, işlerinizi kolaylaştıracak bir kelime bulucu: Kelime bulma makinesi
Harf Sayısına Göre Kelimeler
ADETGÖRMEZLİK, SITMAGÖRMEMİŞ
GÖRMEZLENMEK
GÖRMEMEZLİK, GÖRMEMİŞLİK, GÖRMEZLENME
GÖRMEZLİK, GÜNGÖRMEZ
GÖRMEMİŞ, ÖNGÖRMEK
GÖRMECE, ÖNGÖRME
GÖRMEK, GÖRMEZ, ÖRMELİ
GÖRME, ÖRMEK
ÖRME
Örme Harfleri ile Yazılabilecek Kelimeler
4 Harfli Kelimeler
ÖRME
2 Harfli Kelimeler
EM, ER, ME, MÖ, RE
Daha kapsamlı sonuç için lütfen kelime bulma makinesini kullanın.
Bazı kelimelerin anlamları (Kaynak : TDK)
- SITMAGÖRMEMİŞ
-
-
[sıfat, mecaz]
Gür ve kalın (ses)
- "Bu sıtmagörmemiş ses muhakkak ki Haliç'in karşı kıyısından da rahatlıkla işitilebilirdi."
-
[sıfat, mecaz]
Gür ve kalın (ses)
- ADETGÖRMEZLİK
-
-
[isim]
Bakınız menopoz
-
[isim]
Bakınız menopoz
- GÖRMEZLENMEK
-
-
[-i]
Görmüyor gibi yapmak, görmezlikten gelmek
-
[-i]
Görmüyor gibi yapmak, görmezlikten gelmek
- GÖRMEMİŞLİK
-
-
[isim]
Görmemiş olma durumu
-
Görmemişçe davranış
- "Görmemişliği, açgözlülüğü sonra sonra ortaya çıktıkça ondan sıdkı sıyrılmaya başlamıştı."
-
[isim]
Görmemiş olma durumu
- GÖRMEZLENME
-
-
[isim]
Görmezlenmek işi
-
[isim]
Görmezlenmek işi
- GÖRMEMEZLİK
-
-
[isim]
Bakınız görmezlik
-
[isim]
Bakınız görmezlik
- GÜNGÖRMEZ
-
-
[sıfat, mecaz]
Güneş ışığı almayan (yer)
- "Güngörmez, rutubetli mezbele hâlini almış müteaffin aralıklardan sefaletin kokusu sızıyordu."
-
[sıfat, mecaz]
Güneş ışığı almayan (yer)
- GÖRMEZLİK
-
-
[isim]
Görmemiş gibi davranma
-
[isim]
Görmemiş gibi davranma
- ÖNGÖRMEK
-
-
[-i]
Bir işin ilerisini kestirmek veya bir işin nasıl bir yol alacağını önceden anlayabilmek ve ona göre davranmak
- "Bilindiği üzere bu antlaşmalar, Osmanlı Devleti'nin taksimini öngörüyordu."
-
[-i]
Bir işin ilerisini kestirmek veya bir işin nasıl bir yol alacağını önceden anlayabilmek ve ona göre davranmak
- GÖRMEMİŞ
-
-
[sıfat]
Birdenbire ulaştığı iyi duruma uymayan, görgüsüzce davranan
-
[sıfat]
Birdenbire ulaştığı iyi duruma uymayan, görgüsüzce davranan
- ÖNGÖRME
-
-
[isim]
Öngörmek işi
-
[isim]
Öngörmek işi
- GÖRMECE
-
-
[zarf]
Görmek koşuluyla
-
[sıfat]
Karşılıklı görmeye dayalı olarak yapılan
-
[zarf]
Görmek koşuluyla
- GÖRMEK
-
-
[-i]
Gözle algılamak, seçmek
-
Anlamak, kavramak, sezmek
- "Türk iradesinin ne demek olduğunu da sen göreceksin."
-
Yanına gidip konuşmak
- "Bugün müdürü göreceğim."
-
Bir şey hakkında bir yargıya varmak, değerlendirmek
-
Belirli bir zamanın içinde bir olaya tanık olmak, yaşamak
- "Hangi memlekete gitsek resmî makamlar kadar halkın da rağbetini görürdük."
-
Yapmak, etmek
- "İş görmek. Masraf görmek."
-
[-i, -den]
Kendisine yapılmak, bir davranışla karşılaşmak, maruz kalmak
-
[nesnesiz]
Bir şeye erişmek
- "Cebi para görmek."
-
Çok değer vermek
- "Gözü yalnız parayı görüyor."
-
[nesnesiz]
Bir işleme uğramak
- "Teftiş görmek."
-
[nesnesiz]
Yüzü bir yöne doğru olmak, bakmak
- "Ev güneş görüyor."
-
Ziyaret etmek
-
Karşılaşmak, rastlaşmak
-
[-le]
Gözlerin görmediği durumlarda başka duyu organlarıyla algılamak
- "Körler parmaklarıyla görürler."
-
[nesnesiz]
Sahne olmak, geçirmek
- "Bu ova çok savaş gördü."
-
Saymak, herhangi bir şey gibi görmek
-
Gezmek
- "Ankara'yı gördün mü?"
-
[teklifsiz konuşmada]
Para vermek
- "Baba hiç param yok, biraz görsen beni, dediği sabahı minnetle anımsar Ali Bey."
-
[spor]
Takım arkadaşlarından en uygun olanına pas atmak
-
[-i]
Gözle algılamak, seçmek
- GÖRMEZ
-
-
[sıfat]
Bakınız görme engelli
-
Göremediği (yer)
- "Çatalı usullacık aldı, babasının görmez yanından tencereye daldırıp alıcı kuş çevikliğiyle çatalını yeni bir ete batırıverdi."
-
[sıfat]
Bakınız görme engelli
- ÖRMELİ
-
-
[sıfat]
Örülerek yapılmış
- "Valde Paşa'nın üç çifte kayığındaki gümüş kafes örmeli ve kenarları balık şeklinde yine gümüş saçaklı ihramı meşhurdu."
-
[sıfat]
Örülerek yapılmış
- GÖRME
-
-
[isim]
Görmek işi; rüyet, müşahede
- "İnsanın sözünün başkalarına ulaştığını, onlarla buluştuğunu görmesi gönendirici, güzel bir duygu."
-
[isim]
Görmek işi; rüyet, müşahede
- ÖRMEK
-
-
[-i]
İplik, yün, tel, saz vb.ni birbirine dolayarak veya geçirerek işlemek veya tezgâhta dokumak
- "Balık ağı örerken, ağları tamir ederken okur o!"
-
Kumaşlardaki delikleri elde iplikle besleyerek kapatmak
- "Paltonun sırtını güve yemişti de ben örmüştüm."
-
Saç, yele vb. şeylerin tellerini birkaç bölüme ayırıp birbirine geçirmek yolu ile dağınıklıktan kurtarmak
- "Kız saçlarını örmüş."
-
Duvar yapmak veya onarmak
- "Bu duvarı iki günde ördüler."
-
Estetik kaygıyla, duygulu biçimde bir güzelliği ortaya koymak
- "Bu yeni zevke göre şiir ve nesir örenler yok."
-
[mecaz]
Müzik, edebiyat vb.nde bir özelliği oluşturmak, ortaya koymak
- "Yaşadıkça kendi kabuğunu yetiştiren sümüklü böcek gibi talihimizi biz kendimiz öreriz."
-
[-i]
İplik, yün, tel, saz vb.ni birbirine dolayarak veya geçirerek işlemek veya tezgâhta dokumak
- ÖRME
-
-
[isim]
Örmek işi
- "Kale kapısından yalnız birini açık bırakarak bakilerini örmeye başlamışlardı."
-
[sıfat]
Bakınız örgü
- "Üstüne açık kahverengi yün örme bir ceket giymişti."
-
[isim]
Örmek işi