İçinde ön olan 6 harfli 24 kelime var. İçerisinde ÖN bulunan kelimeler listesini scrabble oyununda ya da Türkçe araştırmalarınızda kullanabilirsiniz. Bir de başında ön olan kelimeler listesine ya da sonu ön ile biten kelimeler listesine göz atmak isteyebilirsiniz. Ayrıca şunu da deneyebilirsiniz, işlerinizi kolaylaştıracak bir kelime bulucu: Kelime bulma makinesi
Harf Sayısına Göre Kelimeler
Daha kapsamlı sonuç için lütfen kelime bulma makinesini kullanın.
Bazı kelimelerin anlamları (Kaynak : TDK)
- ÖNERTİ
-
-
[isim, mantık]
Şartlı bir önermenin şartı anlatan ön bölümü: "Duman çıkıyorsa ateş vardır" sözünde "duman çıkıyorsa" şartı bir önertidir
-
[isim, mantık]
Şartlı bir önermenin şartı anlatan ön bölümü: "Duman çıkıyorsa ateş vardır" sözünde "duman çıkıyorsa" şartı bir önertidir
- ÖNERME
-
-
[isim]
Önermek işi
-
Bakınız teklif
-
[mantık]
Bir savı öne süren veya bir durumu dile getiren cümle, belli bir yorumda belli bir doğruluk değeri kazanan düzgün deyim; cümlecik, kaziye
- "Herhangi bir söz veya sembol dizisinin önerme olabilmesi için her şeyden önce belirli bir anlamının olması gerekir."
-
[isim]
Önermek işi
- ÖNGÖRÜ
-
-
[isim]
Bir işin ilerisini kestirme veya bir işin nasıl bir yol alacağını önceden anlayabilme ve ona göre davranma
-
[isim]
Bir işin ilerisini kestirme veya bir işin nasıl bir yol alacağını önceden anlayabilme ve ona göre davranma
- HANÖNÜ
-
-
[isim]
Kastamonu iline bağlı ilçelerden biri
-
[isim]
Kastamonu iline bağlı ilçelerden biri
- ÖNERİŞ
-
-
[isim]
Önermek işi
-
[isim]
Önermek işi
- YÖNBUL
-
-
[isim]
Her türlü arazide harita ve pusula yardımıyla katılımcıların denetim noktalarını bulmaya çalıştıkları bir doğa sporu; oryantiring
-
[isim]
Her türlü arazide harita ve pusula yardımıyla katılımcıların denetim noktalarını bulmaya çalıştıkları bir doğa sporu; oryantiring
- ÖNOLOG
-
Kelime Kökeni: Fransızca oénologie
-
[isim]
Şarapla ve şarap yapımıyla ilgilenen kimse
-
[isim]
Şarapla ve şarap yapımıyla ilgilenen kimse
- YÖNTEM
-
-
[isim]
Bir amaca erişmek için izlenen, tutulan yol; yordam, usul (II), prosedür
- "Belki o da bir usandırma yöntemi kullanıyordu."
-
Bilimde belli bir sonuca erişmek için bir plana göre izlenen yol; metot
-
[isim]
Bir amaca erişmek için izlenen, tutulan yol; yordam, usul (II), prosedür
- ÖNLEME
-
-
[isim]
Önlemek işi
- "Ahlak sadece kötülük etmekten çekinmek değildir, başkalarının edecekleri kötülükleri de önlemeye çalışmayı buyurur."
-
[isim]
Önlemek işi
- ÖNERGE
-
-
[isim, hukuk]
Meclis, kongre vb. resmî bir toplantıda, herhangi bir konu veya sorunla ilgili olarak bir öneride bulunmak için üyelerden biri veya birkaçı tarafından başkanlığa verilen, oya sunularak karar verilmesi istenen yazılı kâğıt; takrir
- "Cumhurbaşkanı hakkında bir suç işlediği iddiasıyla Türkiye Büyük Millet Meclisi üye tam sayısının salt çoğunluğunun vereceği önergeyle soruşturma açılması istenebilir."
-
[isim, hukuk]
Meclis, kongre vb. resmî bir toplantıda, herhangi bir konu veya sorunla ilgili olarak bir öneride bulunmak için üyelerden biri veya birkaçı tarafından başkanlığa verilen, oya sunularak karar verilmesi istenen yazılı kâğıt; takrir
- YÖNDER
-
-
[isim]
Herhangi bir iş yerinde farklı görevlerde çalışarak deneyim kazanmış olan, danışan kişinin hedefine ulaşmasını sağlayacak yolu bulmasına yardımcı kimse; mentör
-
[isim]
Herhangi bir iş yerinde farklı görevlerde çalışarak deneyim kazanmış olan, danışan kişinin hedefine ulaşmasını sağlayacak yolu bulmasına yardımcı kimse; mentör
- YÖNDEŞ
-
-
[sıfat]
Yönü aynı olan, aynı yöne bakan
-
[sıfat]
Yönü aynı olan, aynı yöne bakan
- GÖNENÇ
-
-
[isim]
Bolluk, rahatlık ve varlık içinde iyi yaşama; refah
- "Yurtta istediğimiz gönenci sağlamak için çok çalışmalıyız."
-
[isim]
Bolluk, rahatlık ve varlık içinde iyi yaşama; refah
- YÖNSÜZ
-
-
[sıfat]
Yönü olmayan
-
[mecaz]
Bakınız amaçsız
- "O henüz şekilsiz, yönsüz isteklerinin peşinde başıboş bir hayat sürmektedir."
-
[sıfat]
Yönü olmayan
- DÖNMEK
-
-
[nesnesiz]
Kendi ekseni üzerinde veya başka bir şeyin dolayında hareket etmek
- "İçeride anahtarın acı bir gıcırtıyla döndüğünü duydum."
-
[-e, -den]
Geri gelmek, geri gitmek
- "Ertesi gün aynı yoldan Bodrum'a döndük."
-
[-e]
Yönünü belli bir tarafa doğru çevirmek
- "Babam birdenbire bana döndü."
-
[-i]
Bir tarafa sapmak
- "Gülümseyerek bir köşeyi döndü."
-
[-e]
Bir şeyi andıracak duruma girmek, benzemek
- "Dikmen yolları, mabede adak için gidenlerin yollarına dönmüştü."
-
Sınıfta kalmak
- "Çocuk çalışmazsa bu yıl döner."
-
[-e]
Durumdan duruma geçmek, değişmek, olduğundan daha değişik bir durum almak
- "Erkekler tekaüt olunca çocuğa dönüyorlar."
-
[-de]
Belirli bir yerde dolaşmak
-
[-de]
Kendini bir yandan bir yana çevirmek
- "Yatağında sabaha kadar dönüp durdu."
-
Yönetilmek, düzene konulmak, çekip çevrilmek
-
[-e]
Söz konusu etmek, hatırlamak
- "Biz yine onun gençliğine, lise öğretmeni olduğu zamana dönelim."
-
[-e]
Bırakılan bir konu veya işe başlamak
-
[mecaz]
Hileyle, gizlice yapılmak
- "Burada bir şeyler oluyor, bir şeyler dönüyor ama anlayamıyorum."
-
[din bilimi]
İnanç, din veya düşüncesini değiştirmek
- "Annesinin İtalyan Yahudisiyken döndüğünü söylemişti."
-
[nesnesiz]
Kendi ekseni üzerinde veya başka bir şeyin dolayında hareket etmek
- GÖNDER
-
Kelime Kökeni: Rumca
-
[isim]
Bakınız bayrak direği
-
Bakınız üvendire
-
[ağızlardan]
Kayık ve yelkenli gemilere yön vermeye yarayan, ucunda metal olan ağaç sopa
-
[isim]
Bakınız bayrak direği
- ÖNSEZİ
-
-
[isim]
Hiçbir belirti yokken bir şeyin olacağını sezme, içe doğma; hissikablelvuku, altıncı duyu, altıncı his
- "Bir önsezi, benliğini derinden derine yokluyor kuruntusuna kapılmıştı."
-
[felsefe]
Temellendirilmeyen duygu, verilmemiş olanın, bilinmeyenin, özellikle gelecekle ilgili olanın önceden duyulması
-
[isim]
Hiçbir belirti yokken bir şeyin olacağını sezme, içe doğma; hissikablelvuku, altıncı duyu, altıncı his
- DÖNGEL
-
-
[isim, ağızlardan]
Bakınız muşmula
-
[isim, ağızlardan]
Bakınız muşmula
- BÖNLÜK
-
-
[isim]
Bakınız saflık
- "Tahta geçtikten sonra Mısır seyahatine çıkan ve sanki devlet idaresini devlet bütününden kopmak üzere bir eyaletinden öğrenmeye giden padişahın bönlüğü ne hazindir!"
-
[isim]
Bakınız saflık
- ÖNCEKİ
-
-
[sıfat]
Önce olan; evvelki, evveli
- "İzmir’e gitmeden önceki düşünceleri bugünkünden farklıydı."
-
İki önceki (gün, hafta, ay, yıl)
- "Bana bunu önceki gün söylemişti."
-
Bir yerde, bir görevde daha önce çalışmış olan; eski, mukaddem, sabık
- "Önceki başkan."
-
[sıfat]
Önce olan; evvelki, evveli