İçinde ök olan 6 harfli 24 kelime var. İçerisinde ÖK bulunan kelimeler listesini scrabble oyununda ya da Türkçe araştırmalarınızda kullanabilirsiniz. Bir de başında ök olan kelimeler listesine ya da sonu ök ile biten kelimeler listesine göz atmak isteyebilirsiniz. Ayrıca şunu da deneyebilirsiniz, işlerinizi kolaylaştıracak bir kelime bulucu: Kelime bulma makinesi
Harf Sayısına Göre Kelimeler
Daha kapsamlı sonuç için lütfen kelime bulma makinesini kullanın.
Bazı kelimelerin anlamları (Kaynak : TDK)
- KÖKNAR
-
Kelime Kökeni: Rumca
-
[isim, bitki bilimi]
Çamgillerden, yüksek bölgelerde yetişen, iğne yaprakları kısa, yassı olan, reçineli ve kozalaklı bir orman ağacı; göknar (Abies)
- "Önce bir yıldız kaymış, sonra belki bir uçak geçmiş ve daha sonrasında parlak bir ışık az ötemdeki köknar ağaçlarının arasında belirmişti."
-
[isim, bitki bilimi]
Çamgillerden, yüksek bölgelerde yetişen, iğne yaprakları kısa, yassı olan, reçineli ve kozalaklı bir orman ağacı; göknar (Abies)
- KÜPKÖK
-
-
[isim, matematik]
Küpü verilen bir sayıya eşit olan sayı
-
[isim, matematik]
Küpü verilen bir sayıya eşit olan sayı
- GÖKÇÜL
-
-
[isim, ağızlardan]
Maviye çalan renk
-
[sıfat]
Bu renkte olan
-
[sıfat]
Gökle ilgili; semavi
-
[isim, ağızlardan]
Maviye çalan renk
- GÖKNAR
-
-
[isim, bitki bilimi]
Bakınız köknar
-
[isim, bitki bilimi]
Bakınız köknar
- GÖKSEL
-
-
[sıfat]
Gökle ilgili; semavi
-
[sıfat]
Gökle ilgili; semavi
- ÇÖKMEK
-
-
[nesnesiz]
Bulunduğu düzeyden aşağı inmek; çukurlaşmak, batmak, obrumak
- "Altımız oynadı, toprak çöktü üstüme. Bağırıyordum. Toprak sıkıştırıyordu."
-
Üzerinde bulunduğu yere yıkılmak
- "Bir, bilemedin bir buçuk kulaçlık bir tavan çöktü bana kalırsa…"
-
[-e]
Bakınız çömelmek
-
[-e]
Oturmak, birdenbire oturmak
- "Soluk soluğa yere çöktü."
-
Birinin, bir şeyin üzerine çullanmak
-
Deve, sığır vb. olduğu yere oturmak
- "Boz renkli bir kaya, tıpkı çökmüş bir hecin sırtını andırıyordu."
-
Şakak, avurt vb. içeri doğru girmek; çukurlaşmak
- "Kadının yanakları daha fazla çöktü."
-
Basmak, yayılmak
- "Geceleri bazen öyle bir sessizlik çöküyor ki muharebenin bu yerlerde olduğuna insanın inanamayacağı geliyor."
-
Sis, duman vb. inerek kaplamak
- "Alaca karanlıklar çökerken köşk bahçesinin parmaklıklarında görünmektedir."
-
[mecaz]
Sarsılıp dinçliğini yitirmek
- "Şayet iradesiz bir adamsanız az zamanda çürüyüp çökmeniz pek mümkündür."
-
Tortu dibe inmek
-
[mecaz]
Son bulmak, yıkılıp dağılmak; göçmek
- "Bir gün vatan çöktü ve millî mabetler istila edildi."
-
[-e, mecaz]
Yoğun bir biçimde duymak
- "Mustafa Kemal'in içine ilk defa bu lisede vatan kaygısı çöktü."
-
[nesnesiz]
Bulunduğu düzeyden aşağı inmek; çukurlaşmak, batmak, obrumak
- SÖKMEK
-
-
[-i]
Bir şeyi bulunduğu yerden kuvvet kullanarak veya gevşeterek çıkarmak, çekip ayırmak
- "Bu çoban öyle güçlü görünüyor ki şu yandaki ağacı kavrasa dibinden söker götürür."
-
Kurulmuş bir şeyi parçalarına ayırmak
- "Makineyi sökmek."
-
Rüzgâr, sel, akarsu, bir şeyi yerinden çıkarmak, götürmek
-
Geçip gitmeye engel olan zorlukları atlatmak
- "Araba çamuru sökemedi. Gemi akıntıyı söktü."
-
Karışık bir yazıyı okumak
- "Çok okunaksız bir yazı. Ben söker gibi oldum."
-
Örülmüş, dikilmiş şeyin, örgüsünü veya dikişini ayırmak
-
Balgam vb.nin çıkmasını, akmasını kolaylaştırmak
- "Özellikle gıcık şeklindeki öksürüklerde balgamı sökerek rahatlamaya yardımcı olur."
-
[-den]
Ayırmak, uzaklaştırmak, vazgeçirmek
- "Saplandığı fikirlerden sökemezdiniz."
-
[mecaz]
Okuyabilme becerisini kazanmak
- "Bunların Fransızcasını sökmek bir mesele, manalarını sökmek ikinci bir meseledir."
-
[nesnesiz, argo]
Geçmek, etki yapmak
- "Ne yaparsın, dedi, burada böyle söküyor!"
-
[nesnesiz, teklifsiz konuşmada]
Gelmeye başlamak veya çıkagelmek
- "Şermin'le Nermin tam bir saat sonra yani saat beş buçukta söktüler."
-
[-i]
Bir şeyi bulunduğu yerden kuvvet kullanarak veya gevşeterek çıkarmak, çekip ayırmak
- GÖKÇEK
-
-
[sıfat, ağızlardan]
Güzel, sevimli (kimse)
- "Gökçektin kız, daha bir gökçek oldun."
-
[sıfat, ağızlardan]
Güzel, sevimli (kimse)
- GÖKMEN
-
-
[sıfat, ağızlardan]
Mavi gözlü (kimse)
-
[sıfat, ağızlardan]
Mavi gözlü (kimse)
- DÖKMEK
-
-
[-i]
Sıvı veya tane durumunda olan şeyleri bulundukları kaptan başka bir yere boşaltmak
- "İhtiyar karısı pırıl pırıl kalaylı maşrapa ile ona su dökecek."
-
Belli bir yere boşaltmak
- "Mebrure’nin yardımını reddederek yarım bardak suya bu kâğıdın içindeki tozu döktü, küçük bir kaşıkla karıştırarak ilacı bir hamlede içti."
-
Bakınız akıtmak
- "Annem bunu sezdiği gün, babamın arkasından döktüğü yaşları unutacak kadar bedbaht olur."
-
[-e]
Bakınız saçmak
- "Tavuklara yem döktü."
-
Bir şeyi salmak, bırakmak
-
Üstünde bulunan bir şeyi düşürmek
- "Yapraklarını dökmüş iki söğüt ağacı..."
-
Teninde kızamık, kızıl, suçiçeği hastalıklarında olduğu gibi kırmızı lekeler çıkmak
-
Maden, mum eriyiği veya çimento, alçı vb.ni kalıba akıtarak biçim vermek, döküm yapmak
- "Heykel ilkin çamurdan yapılıyor, sonra kalıbını çıkarıp tunçtan dökecekler."
-
Sulu hamuru kızgın yağ veya tepsinin içine akıtarak pişirmek
- "Lokma dökmek. Kadayıf dökmek."
-
Bir yere çokça bir şey yığmak, taşımak
- "Sınıra asker dökmek."
-
[nesnesiz]
Çok söylemek
- "Dil dökmek."
-
Bir şeyi yok etmek için atmak
- "Satılmayan hamsileri denize döktüler."
-
[-e]
Bir işte veya bir konuyu ele alış biçiminde değişiklik yapmak
- "Şimdi maşallah açılmaya başladım diye söylenirsin, işi ahbaplığa dökersin, olur gider."
-
Yakmak, tutuşturmak
- "Sabah ve akşam kahvaltıları için mangal döktürürdü. Mangal yakmak denmezdi. Mangalı dök, tutuştur denirdi."
-
Kullanmak, harcamak, sarf etmek
- "Dimağ ve beden cevherlerini döken çocukları hesaplı bir kalori ile beslemek lazımdı."
-
[mecaz]
Çok sayıda öğrenciyi sınavda veya bir üst sınıfa geçirmede başarısız saymak
- "Sınıfın yarısını döktüler."
-
[nesnesiz, mecaz]
Bol bol vermek, ödemek, sarf etmek
- "Para dökmek."
-
[mecaz]
Açığa vurmak, söylemek, ortaya koymak
- "Acaba biraz anlatsan, derdini döksen olmaz mı?"
-
[-i]
Sıvı veya tane durumunda olan şeyleri bulundukları kaptan başka bir yere boşaltmak
- GÖKSUN
-
-
[isim]
Kahramanmaraş iline bağlı ilçelerden biri
-
[isim]
Kahramanmaraş iline bağlı ilçelerden biri
- ÖKSEME
-
-
[isim]
Öksemek durumu
-
[isim]
Öksemek durumu
- DÖKÜLÜ
-
-
[sıfat]
Dökülmüş
-
[sıfat]
Dökülmüş
- ÇÖKKÜN
-
-
[sıfat]
Çökmüş olan
- "Kumral saçlarının çevrelediği çökkün yüzünü eğerek elindeki iğne oyalı kar beyaz mendile uzun uzun sümkürdü."
-
[mecaz]
Vücut, akıl ve ruhça gücü azalmış olan
- "Gerçekten de çökkün, üzgün ve zavallı bulmuştu onu."
-
[sıfat]
Çökmüş olan
- GÖMGÖK
-
-
[sıfat]
Bakınız masmavi
-
[ağızlardan]
Olgunlaşmamış
-
[mecaz]
Morarmış
- "Ablam kapıyı açıp da beni yüzü gözü gömgök görünce düşeyazdı."
-
[sıfat]
Bakınız masmavi
- KÖKÇÜK
-
-
[isim, bitki bilimi]
Ana kökün dallanmasıyla oluşan ikincil kök
-
[isim, bitki bilimi]
Ana kökün dallanmasıyla oluşan ikincil kök
- ÖKÇELİ
-
-
[sıfat]
Ökçesi olan veya ökçesi yüksek olan; topuklu
- "Ayaklarında kalın ökçeli kauçuk pabuçlar."
-
[sıfat]
Ökçesi olan veya ökçesi yüksek olan; topuklu
- GÖKEVİ
-
-
[isim, gök bilimi]
Gök olaylarını, yıldızların, güneş, ay ve gezegenlerin konumlarını, hareketlerini küresel bir kubbenin iç yüzeyinde, çeşitli araçlarla gösteren yapı; yıldızlık, planetaryum
-
[isim, gök bilimi]
Gök olaylarını, yıldızların, güneş, ay ve gezegenlerin konumlarını, hareketlerini küresel bir kubbenin iç yüzeyinde, çeşitli araçlarla gösteren yapı; yıldızlık, planetaryum
- KÖKSEL
-
-
[sıfat]
Kökle ilgili
-
[sıfat]
Kökle ilgili
- KÖKTEŞ
-
-
[sıfat, dil bilgisi]
Aynı kökten gelen, yapı ve görevleri farklı olan (kelimeler); müştak (I): sevgi, sevinç, sevme; vergi, verim, veri; başlık, başlangıç, başkan gibi
-
[sıfat, dil bilgisi]
Aynı kökten gelen, yapı ve görevleri farklı olan (kelimeler); müştak (I): sevgi, sevinç, sevme; vergi, verim, veri; başlık, başlangıç, başkan gibi