İçinde ök olan 6 harfli 24 kelime var. İçerisinde ÖK bulunan kelimeler listesini scrabble oyununda ya da Türkçe araştırmalarınızda kullanabilirsiniz. Bir de başında ök olan kelimeler listesine ya da sonu ök ile biten kelimeler listesine göz atmak isteyebilirsiniz. Ayrıca şunu da deneyebilirsiniz, işlerinizi kolaylaştıracak bir kelime bulucu: Kelime bulma makinesi

Harf Sayısına Göre Kelimeler

Kelime bulma makinesi Kelime bulma makinesi

Daha kapsamlı sonuç için lütfen kelime bulma makinesini kullanın.


Bazı kelimelerin anlamları (Kaynak : TDK)

KÖKNAR

Kelime Kökeni: Rumca

  1. [isim, bitki bilimi] Çamgillerden, yüksek bölgelerde yetişen, iğne yaprakları kısa, yassı olan, reçineli ve kozalaklı bir orman ağacı; göknar (Abies)
    • "Önce bir yıldız kaymış, sonra belki bir uçak geçmiş ve daha sonrasında parlak bir ışık az ötemdeki köknar ağaçlarının arasında belirmişti." (Metin Savaş)
KÜPKÖK

  1. [isim, matematik] Küpü verilen bir sayıya eşit olan sayı
GÖKÇÜL

  1. [isim, ağızlardan] Maviye çalan renk
  2. [sıfat] Bu renkte olan
  3. [sıfat] Gökle ilgili; semavi
GÖKNAR

  1. [isim, bitki bilimi] Bakınız köknar
GÖKSEL

  1. [sıfat] Gökle ilgili; semavi
ÇÖKMEK

  1. [nesnesiz] Bulunduğu düzeyden aşağı inmek; çukurlaşmak, batmak, obrumak
    • "Altımız oynadı, toprak çöktü üstüme. Bağırıyordum. Toprak sıkıştırıyordu." (Yaşar Kemal)
  2. Üzerinde bulunduğu yere yıkılmak
    • "Bir, bilemedin bir buçuk kulaçlık bir tavan çöktü bana kalırsa…" (Mustafa Necati Sepetçioğlu)
  3. [-e] Bakınız çömelmek
  4. [-e] Oturmak, birdenbire oturmak
    • "Soluk soluğa yere çöktü." (Falih Rıfkı Atay)
  5. Birinin, bir şeyin üzerine çullanmak
  6. Deve, sığır vb. olduğu yere oturmak
    • "Boz renkli bir kaya, tıpkı çökmüş bir hecin sırtını andırıyordu." (Yakup Kadri Karaosmanoğlu)
  7. Şakak, avurt vb. içeri doğru girmek; çukurlaşmak
    • "Kadının yanakları daha fazla çöktü." (Halide Edip Adıvar)
  8. Basmak, yayılmak
    • "Geceleri bazen öyle bir sessizlik çöküyor ki muharebenin bu yerlerde olduğuna insanın inanamayacağı geliyor." (Necip Fazıl Kısakürek)
  9. Sis, duman vb. inerek kaplamak
    • "Alaca karanlıklar çökerken köşk bahçesinin parmaklıklarında görünmektedir." (Salâh Birsel)
  10. [mecaz] Sarsılıp dinçliğini yitirmek
    • "Şayet iradesiz bir adamsanız az zamanda çürüyüp çökmeniz pek mümkündür." (Refik Halit Karay)
  11. Tortu dibe inmek
  12. [mecaz] Son bulmak, yıkılıp dağılmak; göçmek
    • "Bir gün vatan çöktü ve millî mabetler istila edildi." (Aka Gündüz)
  13. [-e, mecaz] Yoğun bir biçimde duymak
    • "Mustafa Kemal'in içine ilk defa bu lisede vatan kaygısı çöktü." (Falih Rıfkı Atay)
SÖKMEK

  1. [-i] Bir şeyi bulunduğu yerden kuvvet kullanarak veya gevşeterek çıkarmak, çekip ayırmak
    • "Bu çoban öyle güçlü görünüyor ki şu yandaki ağacı kavrasa dibinden söker götürür." (Yaşar Kemal)
  2. Kurulmuş bir şeyi parçalarına ayırmak
    • "Makineyi sökmek."
  3. Rüzgâr, sel, akarsu, bir şeyi yerinden çıkarmak, götürmek
  4. Geçip gitmeye engel olan zorlukları atlatmak
    • "Araba çamuru sökemedi. Gemi akıntıyı söktü."
  5. Karışık bir yazıyı okumak
    • "Çok okunaksız bir yazı. Ben söker gibi oldum." (Haldun Taner)
  6. Örülmüş, dikilmiş şeyin, örgüsünü veya dikişini ayırmak
  7. Balgam vb.nin çıkmasını, akmasını kolaylaştırmak
    • "Özellikle gıcık şeklindeki öksürüklerde balgamı sökerek rahatlamaya yardımcı olur." (İbrahim Sarı)
  8. [-den] Ayırmak, uzaklaştırmak, vazgeçirmek
    • "Saplandığı fikirlerden sökemezdiniz." (Yusuf Ziya Ortaç)
  9. [mecaz] Okuyabilme becerisini kazanmak
    • "Bunların Fransızcasını sökmek bir mesele, manalarını sökmek ikinci bir meseledir." (Reşat Nuri Güntekin)
  10. [nesnesiz, argo] Geçmek, etki yapmak
    • "Ne yaparsın, dedi, burada böyle söküyor!" (Falih Rıfkı Atay)
  11. [nesnesiz, teklifsiz konuşmada] Gelmeye başlamak veya çıkagelmek
    • "Şermin'le Nermin tam bir saat sonra yani saat beş buçukta söktüler." (Halide Edip Adıvar)
GÖKÇEK

  1. [sıfat, ağızlardan] Güzel, sevimli (kimse)
    • "Gökçektin kız, daha bir gökçek oldun." (Tarık Buğra)
GÖKMEN

  1. [sıfat, ağızlardan] Mavi gözlü (kimse)
DÖKMEK

  1. [-i] Sıvı veya tane durumunda olan şeyleri bulundukları kaptan başka bir yere boşaltmak
    • "İhtiyar karısı pırıl pırıl kalaylı maşrapa ile ona su dökecek." (Sait Faik Abasıyanık)
  2. Belli bir yere boşaltmak
    • "Mebrure’nin yardımını reddederek yarım bardak suya bu kâğıdın içindeki tozu döktü, küçük bir kaşıkla karıştırarak ilacı bir hamlede içti." (Peyami Safa)
  3. Bakınız akıtmak
    • "Annem bunu sezdiği gün, babamın arkasından döktüğü yaşları unutacak kadar bedbaht olur." (Yusuf Ziya Ortaç)
  4. [-e] Bakınız saçmak
    • "Tavuklara yem döktü."
  5. Bir şeyi salmak, bırakmak
  6. Üstünde bulunan bir şeyi düşürmek
    • "Yapraklarını dökmüş iki söğüt ağacı..." (Sait Faik Abasıyanık)
  7. Teninde kızamık, kızıl, suçiçeği hastalıklarında olduğu gibi kırmızı lekeler çıkmak
  8. Maden, mum eriyiği veya çimento, alçı vb.ni kalıba akıtarak biçim vermek, döküm yapmak
    • "Heykel ilkin çamurdan yapılıyor, sonra kalıbını çıkarıp tunçtan dökecekler." (Haldun Taner)
  9. Sulu hamuru kızgın yağ veya tepsinin içine akıtarak pişirmek
    • "Lokma dökmek. Kadayıf dökmek."
  10. Bir yere çokça bir şey yığmak, taşımak
    • "Sınıra asker dökmek."
  11. [nesnesiz] Çok söylemek
    • "Dil dökmek."
  12. Bir şeyi yok etmek için atmak
    • "Satılmayan hamsileri denize döktüler."
  13. [-e] Bir işte veya bir konuyu ele alış biçiminde değişiklik yapmak
    • "Şimdi maşallah açılmaya başladım diye söylenirsin, işi ahbaplığa dökersin, olur gider." (Reşat Nuri Güntekin)
  14. Yakmak, tutuşturmak
    • "Sabah ve akşam kahvaltıları için mangal döktürürdü. Mangal yakmak denmezdi. Mangalı dök, tutuştur denirdi." (Nezih Neyzi)
  15. Kullanmak, harcamak, sarf etmek
    • "Dimağ ve beden cevherlerini döken çocukları hesaplı bir kalori ile beslemek lazımdı." (Cahit Uçuk)
  16. [mecaz] Çok sayıda öğrenciyi sınavda veya bir üst sınıfa geçirmede başarısız saymak
    • "Sınıfın yarısını döktüler."
  17. [nesnesiz, mecaz] Bol bol vermek, ödemek, sarf etmek
    • "Para dökmek."
  18. [mecaz] Açığa vurmak, söylemek, ortaya koymak
    • "Acaba biraz anlatsan, derdini döksen olmaz mı?"
GÖKSUN

  1. [isim] Kahramanmaraş iline bağlı ilçelerden biri
ÖKSEME

  1. [isim] Öksemek durumu
DÖKÜLÜ

  1. [sıfat] Dökülmüş
ÇÖKKÜN

  1. [sıfat] Çökmüş olan
    • "Kumral saçlarının çevrelediği çökkün yüzünü eğerek elindeki iğne oyalı kar beyaz mendile uzun uzun sümkürdü." (Elif Şafak)
  2. [mecaz] Vücut, akıl ve ruhça gücü azalmış olan
    • "Gerçekten de çökkün, üzgün ve zavallı bulmuştu onu." (Tarık Buğra)
GÖMGÖK

  1. [sıfat] Bakınız masmavi
  2. [ağızlardan] Olgunlaşmamış
  3. [mecaz] Morarmış
    • "Ablam kapıyı açıp da beni yüzü gözü gömgök görünce düşeyazdı." (Leylâ Onat)
KÖKÇÜK

  1. [isim, bitki bilimi] Ana kökün dallanmasıyla oluşan ikincil kök
ÖKÇELİ

  1. [sıfat] Ökçesi olan veya ökçesi yüksek olan; topuklu
    • "Ayaklarında kalın ökçeli kauçuk pabuçlar." (Attilâ İlhan)
GÖKEVİ

  1. [isim, gök bilimi] Gök olaylarını, yıldızların, güneş, ay ve gezegenlerin konumlarını, hareketlerini küresel bir kubbenin iç yüzeyinde, çeşitli araçlarla gösteren yapı; yıldızlık, planetaryum
KÖKSEL

  1. [sıfat] Kökle ilgili
KÖKTEŞ

  1. [sıfat, dil bilgisi] Aynı kökten gelen, yapı ve görevleri farklı olan (kelimeler); müştak (I): sevgi, sevinç, sevme; vergi, verim, veri; başlık, başlangıç, başkan gibi
Kelime Anlamları Kaynağı : Türk Dil Kurumu Güncel Türkçe Sözlüğü