İçinde ök olan 5 harfli 23 kelime var. İçerisinde ÖK bulunan kelimeler listesini scrabble oyununda ya da Türkçe araştırmalarınızda kullanabilirsiniz. Bir de başında ök olan kelimeler listesine ya da sonu ök ile biten kelimeler listesine göz atmak isteyebilirsiniz. Ayrıca şunu da deneyebilirsiniz, işlerinizi kolaylaştıracak bir kelime bulucu: Kelime bulma makinesi
Harf Sayısına Göre Kelimeler
Daha kapsamlı sonuç için lütfen kelime bulma makinesini kullanın.
Bazı kelimelerin anlamları (Kaynak : TDK)
- ÇÖKEK
-
-
[isim]
Çukur yer
- "İplere dizdikleri küçük balıkları, borunun altındaki minicik çökeğe atmışlardı."
-
Bataklık, sazlık
-
[isim]
Çukur yer
- LÖKOZ
-
Kelime Kökeni: Fransızca leucose
-
[isim, tıp]
Kan kanseri durumu
-
[isim, tıp]
Kan kanseri durumu
- ÇÖKEL
-
-
[isim]
Taşan bir suyun çekildikten sonra bıraktığı tortu
- "Çünkü buralarda hızlı bir çökel birikimi oluyor ve kesintisiz sürüp gidiyordu."
-
[kimya]
Bakınız çökelti
-
[isim]
Taşan bir suyun çekildikten sonra bıraktığı tortu
- DÖKÜŞ
-
-
[isim]
Dökmek işi
-
[isim]
Dökmek işi
- DÖKÜK
-
-
[sıfat]
Dökülmüş
- "Başasistanın saçları dökük olduğundan onu doçent filan sanıyordu."
-
Çok eskimiş
-
Bakınız dökümlü
-
[sıfat]
Dökülmüş
- DÖKÜM
-
-
[isim]
Kalıba dökme işi ve bunun yapılış yöntemi
-
Kumaşın dökümlü olma niteliği
-
Bir şeyi ayrıntılı olarak ortaya koyma
-
Dökülme zamanı
- "Yaprak dökümü."
-
[sıfat]
Kalıba dökülerek yapılan
-
[isim]
Kalıba dökme işi ve bunun yapılış yöntemi
- SÖKME
-
-
[isim]
Sökmek işi
- "Yazıları nihayet sökmeyi başardığında adamakıllı şaşırdı."
-
[isim]
Sökmek işi
- SÖKÜK
-
-
[sıfat]
Sökülmüş
- "Ayağa kalkar, sandalyeyi sökük yerinden cepheye döndürür."
-
Dikişi sökülmüş
-
[isim]
Dikişi sökülmüş giyecek vb
- "Kızlarını da hemen hiç boş bırakmaz, ellerine ya tamir edilecek bir çorap ya dikilecek bir sökük verir ya da kasnak ve gergef başına gönderirdi."
-
[sıfat]
Sökülmüş
- SÖKÜM
-
-
[isim]
Sökmek işi
- "Pancar sökümü."
-
[isim]
Sökmek işi
- DÖKME
-
-
[isim]
Dökmek işi
- "Üşenmiyor, her gün üç yüz metre yürüyüp çöpünü dökmeye buraya geliyor."
-
[sıfat]
Bir yerden bir yere dökülen, aktarılan
- "Dökme su."
-
[sıfat]
Kapların içinde olmayan, yığın biçiminde ortaya dökülmüş olan
- "Dökme buğday. Dökme portakal. Dökme çimento."
-
[sıfat]
Kalıba dökülmek yoluyla yapılmış
- "Dökme soba."
-
[denizcilik]
Bakınız dökme yük
-
[isim]
Dökmek işi
- SÖKÜN
-
-
[isim]
"Birçok kişi veya şey birbiri ardından gelmek, görünmek" anlamlarına gelen sökün etmek birleşik fiilinde geçer
- "Akça kızlar sökün etti yurdundan / Koç yiğitler deli oldu derdinden"
-
[isim]
"Birçok kişi veya şey birbiri ardından gelmek, görünmek" anlamlarına gelen sökün etmek birleşik fiilinde geçer
- ÖKSÜZ
-
-
[sıfat]
Anası veya hem anası hem babası ölmüş olan (çocuk)
- "Anasız kız, han soyu olsa öksüzdür gene / Kapandım bak, senin de ölmeden cenazene"
-
[mecaz]
Bakınız kimsesiz
- "Duvarda bir posta kutusu var / Belki aşk mektupları bekliyor / İçimdeki öksüz daha mı küçüldü / Emekliyor"
-
[sıfat]
Anası veya hem anası hem babası ölmüş olan (çocuk)
- SÖKÜŞ
-
-
[isim]
Sökmek işi
-
[isim]
Sökmek işi
- KÖKSÜ
-
-
[isim, bitki bilimi]
Ciğer otlarında ve yosunlarda kökü andıran, bitkinin tutunmasına yarayan bölüm
-
[isim, bitki bilimi]
Ciğer otlarında ve yosunlarda kökü andıran, bitkinin tutunmasına yarayan bölüm
- SÖKEL
-
- GÖKÇE
-
-
[isim]
Gök rengi, mavi
-
[sıfat]
Bu renkte olan
-
[sıfat]
Gökle ilgili; semavi
-
[sıfat]
Güzel, hoşa giden
- "Kutlu Melek yüzü güneş esmeri, gözü menekşe moru, kumral saçı belikli, gökçe gonca artık yoktur."
-
[isim]
Gök rengi, mavi
- KÖKÇÜ
-
-
[isim, eskimiş]
İlaç yapımında kullanılan kök, kabuk, çiçek, yaprak vb.ni satan kimse
-
[isim, eskimiş]
İlaç yapımında kullanılan kök, kabuk, çiçek, yaprak vb.ni satan kimse
- KÖKLÜ
-
-
[sıfat]
Kökü olan
-
[mecaz]
Kökleşmiş, iyi yerleşmiş, kalıcı olan, esaslı; cezrî
- "Onu, ondan kendine kattıklarıyla köklü bir değişime uğratmayı amaçlıyor."
-
[mecaz]
Soylu, soyu sopu belli, iyi tanınan
-
[sıfat]
Kökü olan
- ÇÖKÜŞ
-
-
[isim]
Çökme işi
- "Tüm taşlar yıkılana kadar sürüp gidecek bir çöküş başlamış."
-
Bakınız yıkılma
- "En sonunda imparatorluk, temelinden çürümüş bir binanın çöküşü gibi yıkıldı."
-
Çömelip yere oturuş
- "Sığırın, devenin çöküşü ile gökyüzünü ucunda taşıyan acun direğinin bireşimini başardığımız yer, biçim."
-
[mecaz]
Devletlerin veya uygarlıkların son bulması, mahvolması; dekadans
- "Her medeniyet çöküş sebeplerini kendi içinde taşır."
-
[isim]
Çökme işi
- ÇÖKME
-
-
[isim]
Çökmek işi; çöküntü, obruma
- "Her şeyden önce insanın tabii ömründe üç çağ vardır: Büyüme çağı, duraklama çağı, çökme çağı."
-
[jeoloji]
Bakınız çöküntü
-
[kimya]
Boya içindeki pigmentin ve dolgu maddelerinin zamanla kabın dibinde tortu oluşturması
-
[isim]
Çökmek işi; çöküntü, obruma