İçinde zl olan 5 harfli 32 kelime var. İçerisinde ZL bulunan kelimeler listesini scrabble oyununda ya da Türkçe araştırmalarınızda kullanabilirsiniz. Bir de başında zl olan kelimeler listesine ya da sonu zl ile biten kelimeler listesine göz atmak isteyebilirsiniz. Ayrıca şunu da deneyebilirsiniz, işlerinizi kolaylaştıracak bir kelime bulucu: Kelime bulma makinesi

Harf Sayısına Göre Kelimeler

Kelime bulma makinesi Kelime bulma makinesi

Daha kapsamlı sonuç için lütfen kelime bulma makinesini kullanın.


Bazı kelimelerin anlamları (Kaynak : TDK)

NEZLE

Kelime Kökeni: Arapça nezle

  1. [isim, tıp] Soğuk almaktan ileri gelen, burun akması, aksırma ile beliren hastalık; ingin, tumağı, dumağı, çaputlama, zükâm, nevazil
    • "Havaların değişik gitmesi, bir sıcak bir soğuk olması adamcağızı nezle etmiş, üstelik nezle göğsüne inmiştir." (Burhan Felek)
YÜZLÜ

  1. [sıfat] Yüzü herhangi bir nitelikte olan; benizli, simalı, çehreli, suratlı
    • "Ben, ay yüzlü güzellerin peşinde bir gölgeye benzerim." (Ahmet Kabaklı)
  2. [mecaz] Şımartılmış, yüz bulmuş (kimse)
ÖZLÜK

  1. [isim] Bir şeyin içerik durumu; mahiyet
  2. Kişi, zat
CAZLI

  1. [sıfat] Cazı olan
    • "Eğer gürültülü, cazlı bir yerde yemeği tercih etmezseniz sizi lokantaya götürecektim." (Refik Halit Karay)
KOZLU

  1. [isim] Zonguldak iline bağlı ilçelerden biri
BUZLU

  1. [sıfat] Buz tutmuş, buz bağlamış olan
    • "Şimdi o, buzlu Erzurum yaylalarında bir fırkaya kumandan gidiyor." (Necip Fazıl Kısakürek)
  2. Buz içinde tutularak, içine buz katılarak soğutulmuş
    • "Birer bardak buzlu su içerler." (Nâzım Hikmet)
BUZLA

  1. [isim, coğrafya] Deniz suyunun donmasıyla kutup bölgelerinde oluşan buz alanı; bankiz, aysfilt
POZLU

  1. [sıfat, mecaz] Bakınız çalımlı
ZLOTİ

Kelime Kökeni: Pol. zloty

  1. [isim] Polonya’nın para birimi
    • "Henüz bir saat kadar geçmişti, otele bir polis geldi ve Mehmet Emin Bey’e, ‘Buyurun paralarınızı alın!’ diyerek bir tomar zloti uzattı." (Müstecib Ülküsal)
  2. [tarih] III. Selim dönemine kadar kullanılmış olan bir Osmanlı gümüş parası
TEZLİ

  1. [sıfat] Tezi olan, bir iddia ileri süren
NAZLI

  1. [sıfat] Kolayca gönlü olmayan, kendini ağır satan, ısrar bekleyen; nazende, nazenin
    • "Nazlı mı nazlı, süzüm süzüm süzülen bir kız çocuğuydu." (Tarık Buğra)
  2. Özen isteyen; nazik
  3. Sağlığını, dayanıklılığını çabuk yitiren
  4. [zarf] Üstüne titrenilerek, değer verilerek
    • "Ben çocukluğumdan beri gayet nazlı büyüdüm." (Peyami Safa)
SAZLI

  1. [sıfat] Saz çalınarak yapılan
    • "Köşkte sık sık sazlı toplantılar olurmuş." (Reşat Nuri Güntekin)
FAZLA

Kelime Kökeni: Arapça fażla

  1. [sıfat] Gereğinden, alışılmıştan çok, aşırı olan; ziyade
  2. Daha çok; aşkın
    • "Biz ancak Cumhuriyet Devri'nde elli yıldan fazla bir barış devri geçirmişiz." (Burhan Felek)
  3. Artmış olan, ihtiyaçtan fazla olan
    • "Fazla ekmeğiniz var mı?"
  4. [zarf] Gereksiz, yersiz bir biçimde
    • "Fazla konuşma yeter."
  5. [zarf] Gereğinden, alışılmıştan çok olarak
TUZLU

  1. [sıfat] Tuzu olan
    • "Dudaklarımda Boğaz havasının tuzlu lezzetiyle uyandım." (Yusuf Ziya Ortaç)
  2. Tuzu çok olan
    • "... tuzu fazla olan yemekleri bile beğeniyordum, ben fazla tuzlu sevmem hâlbuki..." (Oğuz Atay)
  3. [mecaz] Çok pahalı
TUZLA

  1. [isim] Kıyılarda, tava denilen havuzlara deniz veya göl suyu akıtıldıktan sonra kurutularak tuz çıkarılan yer; memleha
    • "Bize gelinceye kadar günde elli ton üretim yapan bu tuzlada biz bu rakamı iki yüz tona çıkardık." (Himmet Kayhan)
  2. [ağızlardan] Davarlara kırda tuz verilen düz, taşlık ve kayalık yerler
  3. [ağızlardan] Bakınız tuzlak
HIZLI

  1. [sıfat] Hızı çok olan; seri (II), süratli, şiddetli
    • "Bir akşamüzeri her zamanki hızlı adımlarla geldi." (Ayla Kutlu)
  2. [zarf] Güç kullanarak
    • "Hızlı vurmak."
  3. [zarf] Bakınız çabucak
    • "Bünyamin, gücünün yettiği kadar hızlı yürüyüp Haliç'e indi." (İhsan Oktay Anar)
  4. [mecaz] Çok hareketli olan
    • "Doludizgin, bir bekârlığın tam tadını çıkaran, renkli, değişken, hızlı bir yaşam sürüyordum." (Haldun Taner)
HIZLA

  1. [zarf] Bakınız çabucak
    • "Dar ve sapa yollardan hızla yürümeye çalışıyorduk." (Ahmet Hamdi Tanpınar)
UZLUK

  1. [isim] İşinin ehli olma durumu; hazakat, ehliyet
TOZLU

  1. [sıfat] Toza bulanmış veya tozu olan
    • "Üçümüz de güle oynaya tozlu bir yolda koşmaktayız." (Adalet Ağaoğlu)
UZLET

Kelime Kökeni: Arapça ʿuzlet

  1. [isim, eskimiş] Toplum yaşayışından kaçıp tek başına yaşama
    • "Ülfet belalı şey fakat uzlet sıkıntılı / Bilmem nasıl geçirmeliyim son beş on yılı" (Yahya Kemal Beyatlı)
  2. Görünüşte halkla olduğu hâlde gerçekte kalben onlardan ayrı olma
Kelime Anlamları Kaynağı : Türk Dil Kurumu Güncel Türkçe Sözlüğü