İçinde ze olan 4 harfli 25 kelime var. İçerisinde ZE bulunan kelimeler listesini scrabble oyununda ya da Türkçe araştırmalarınızda kullanabilirsiniz. Bir de başında ze olan kelimeler listesine ya da sonu ze ile biten kelimeler listesine göz atmak isteyebilirsiniz. Ayrıca şunu da deneyebilirsiniz, işlerinizi kolaylaştıracak bir kelime bulucu: Kelime bulma makinesi
Harf Sayısına Göre Kelimeler
Daha kapsamlı sonuç için lütfen kelime bulma makinesini kullanın.
Bazı kelimelerin anlamları (Kaynak : TDK)
- ZEVÇ
-
Kelime Kökeni: Arapça zevc
-
[isim, eskimiş]
Bakınız koca (I)
-
[isim, eskimiş]
Bakınız koca (I)
- ZEKİ
-
Kelime Kökeni: Arapça ẕekī
-
[sıfat]
Anlama, kavrama yeteneği olan, zekâsı olan; anlaklı, zeyrek
- "En zeki hayvan maymundur."
-
Çabuk ve kolay kavrayan
- "Bildiğim, onun zeki bir genç olduğu ve ara sıra sevimli, ufak şiirler yazdığıdır."
-
Zekâ varlığı gösteren
- "İnce, zeki bir kalemi vardı."
-
[sıfat]
Anlama, kavrama yeteneği olan, zekâsı olan; anlaklı, zeyrek
- ZEDE
-
Kelime Kökeni: Farsça zede
-
[isim]
Vurma, çarpma, düşme sonunda oluşan yara veya ezilme
- "Bunları kâhince bildiğinden mi nedir, kırmızıdan mora, yeşilden kırmızıya geçişli elmalarla birlikte altın sarısı boyananlarla koyu yeşillerin benekli olanları da yere düşme zedesini tanımıyorlar."
-
[isim]
Vurma, çarpma, düşme sonunda oluşan yara veya ezilme
- GÖZE
-
- ZERK
-
Kelime Kökeni: Arapça zerḳ
-
[isim, eskimiş]
Vücuda şırınga ile sıvı verme işi; iç itme, iç itim
-
[isim, eskimiş]
Vücuda şırınga ile sıvı verme işi; iç itme, iç itim
- BEZE
-
-
[isim, anatomi]
Yara veya çıban sebebiyle vücudun herhangi bir yerinde oluşan şişkinlik; gudde
-
[isim, anatomi]
Yara veya çıban sebebiyle vücudun herhangi bir yerinde oluşan şişkinlik; gudde
- TÜZE
-
-
[isim]
Bakınız hukuk
-
[isim]
Bakınız hukuk
- ÖZEK
-
-
[isim]
Bakınız merkez
- "Elbette her iki yolun da tartışılacak yönleri var. Ama ikisinde de kentin özeği, insanların toplanma yeri agora, agoralar…"
-
[isim]
Bakınız merkez
- ÖZEN
-
-
[isim]
Bir işin elden geldiğince iyi olması için gösterilen çaba; itina, ihtimam
- "Her konuya kibar bir ses ve bir iki sözcükle katılmak özenindeydi."
-
[isim]
Bir işin elden geldiğince iyi olması için gösterilen çaba; itina, ihtimam
- ÖZEL
-
-
[sıfat]
Yalnız bir kişiye, bir şeye ait veya ilişkin olan; hususi, mahsus (I), spesiyal
- "Aşçının özel yemeği."
-
Benzerlerinden ayrılmasını sağlayan bir özelliği olan; spesiyal
-
Bir kişiyi ilgilendiren; hususi, zatî
- "Özel bir diyeceği varmış gibi koluma girdi sokakta."
-
Devlete değil, kişiye ait olan; hususi, resmî karşıtı
-
Dikkate değer
- "Özel bir ilgi gösterdi."
-
Ayırt edici bir niteliği olan
-
Her zaman görülenden, olağandan farklı
- "Elbette sadece özel durum ve şartlarda Müslüman olmak manasına gelmiyor bu."
-
[sıfat]
Yalnız bir kişiye, bir şeye ait veya ilişkin olan; hususi, mahsus (I), spesiyal
- ROZE
-
Kelime Kökeni: Fransızca rosé
-
[isim]
Bir tür pembe şarap; gül şarabı
-
[isim]
Bir tür pembe şarap; gül şarabı
- ÖZET
-
-
[isim]
Bir yazı veya sözün anlamını daha kısa ve özlü biçimde veren yazı veya söz; fezleke, hülasa, icmal, telhis
- "Gelinmesi gereken yere korkmadan, ödün vermeden hatasıyla savabıyla gelmek. İşte bir serüvenin özeti."
-
[sinema, televizyon]
Filmin konusunu en kısa biçimde anlatan, bir senaryo çalışmasının ilk basamağı olan metin
-
[isim]
Bir yazı veya sözün anlamını daha kısa ve özlü biçimde veren yazı veya söz; fezleke, hülasa, icmal, telhis
- REZE
-
Kelime Kökeni: Arapça rezze
-
[isim]
Bakınız menteşe
- "Kapının reze tarafına yakın yerinde bir parmak kalınlığında bir çatlak gözüme ilişti."
-
Kapıyı içeriden ve dışarıdan açıp kapamaya yarayan ve başparmakla basılarak işletilen düzen
- "Gece yağan yağmurdan rezeler şişmiş mi şişmiştir."
-
[isim]
Bakınız menteşe
- ZEVK
-
Kelime Kökeni: Arapça ẕevḳ
- VİZE
-
Kelime Kökeni: Fransızca visa
-
[isim]
Bazı resmî kâğıtlara "görülmüştür" anlamında konulan işaret ve bu işareti koyma işi
-
Bir şey yapmak için verilen veya alınan serbestlik
- "İçeriye girmen için vize mi bekliyorsun? İngiliz validenden izin mi gelecek?"
-
[eğitim]
Bakınız ara sınav
- "Ardından finaller geleceğinden bu vizelerde alacağım notlar önemliydi."
-
[hukuk]
Bir ülkeye girmek veya bir ülkeden çıkmak için yetkili makamlardan alınması gerekli izin
-
[spor]
Bir sporcunun karşılaşmalarda yer alabilmesi için her sezon lisansının federasyonca onaylanması işlemi
-
[isim]
Bazı resmî kâğıtlara "görülmüştür" anlamında konulan işaret ve bu işareti koyma işi
- RİZE
-
-
[isim]
Türkiye'nin Karadeniz Bölgesi'nde yer alan illerinden biri
-
[isim]
Türkiye'nin Karadeniz Bölgesi'nde yer alan illerinden biri
- ZEKA
-
Kelime Kökeni: Arapça ẕekāʾ
-
[isim, ruh bilimi]
İnsanın düşünme, akıl yürütme, öğrenme, kavramları ve nesneleri zihinde canlandırabilme, objektif gerçekleri algılama, yargılama, sonuç çıkarma, bedeni kontrol edebilme, duyguları doğru algılayabilme, değerlendirebilme, icat edebilme vb. yeteneklerinin ve becerilerinin tamamı; anlak, dirayet, feraset
- "Herkesin gönlünü almayı bilecek zekâya sahipti."
-
[mecaz]
Bakınız kafa
-
[isim, ruh bilimi]
İnsanın düşünme, akıl yürütme, öğrenme, kavramları ve nesneleri zihinde canlandırabilme, objektif gerçekleri algılama, yargılama, sonuç çıkarma, bedeni kontrol edebilme, duyguları doğru algılayabilme, değerlendirebilme, icat edebilme vb. yeteneklerinin ve becerilerinin tamamı; anlak, dirayet, feraset
- TAZE
-
Kelime Kökeni: Farsça tāze
-
[sıfat]
Bozulmamış, bayatlamamış olan
- "Beyaz peyniri, ekmeğin taze kabuğuna sarıp ağzıma sokuyorum."
-
Dinç, yıpranmamış, yorulmamış
- "Yüzü taze, taravetli ve güzeldi."
-
Kuru olmayan; kuru karşıtı
- "Ağaçların taze yaprakları akşamın serinliğini emiyormuş gibi duruyordu."
-
Bakınız körpe
-
[mecaz]
Yeni, zamanı geçmemiş
- "Orada okuduğum en taze havadis yirmi beş, otuz günlüktü."
-
[isim, mecaz]
Genç kadın
- "Şu köşede çocuğuyla beraber bir taze oturuyor."
-
[sıfat]
Bozulmamış, bayatlamamış olan
- FÜZE
-
Kelime Kökeni: Fransızca fusée
-
[isim]
Bir yanıcı ve bir yakıcı maddenin sürekli olarak yanmasından doğan itiş gücü ile hareket eden düzenek
-
[isim]
Bir yanıcı ve bir yakıcı maddenin sürekli olarak yanmasından doğan itiş gücü ile hareket eden düzenek
- MEZE
-
Kelime Kökeni: Farsça meze
-
[isim]
İçki içilirken yenilen yiyecek
- "Salatayı, peyniri yenilediler. Bu kadar mezenin yenilip bu kadar içkinin içilmesi gene de bir saat sürmedi."
-
[mecaz]
Eğlendiren şey
-
[isim]
İçki içilirken yenilen yiyecek