İçinde ze olan 4 harfli 25 kelime var. İçerisinde ZE bulunan kelimeler listesini scrabble oyununda ya da Türkçe araştırmalarınızda kullanabilirsiniz. Bir de başında ze olan kelimeler listesine ya da sonu ze ile biten kelimeler listesine göz atmak isteyebilirsiniz. Ayrıca şunu da deneyebilirsiniz, işlerinizi kolaylaştıracak bir kelime bulucu: Kelime bulma makinesi

Harf Sayısına Göre Kelimeler

Kelime bulma makinesi Kelime bulma makinesi

Daha kapsamlı sonuç için lütfen kelime bulma makinesini kullanın.


Bazı kelimelerin anlamları (Kaynak : TDK)

ZEVÇ

Kelime Kökeni: Arapça zevc

  1. [isim, eskimiş] Bakınız koca (I)
ZEKİ

Kelime Kökeni: Arapça ẕekī

  1. [sıfat] Anlama, kavrama yeteneği olan, zekâsı olan; anlaklı, zeyrek
    • "En zeki hayvan maymundur."
  2. Çabuk ve kolay kavrayan
    • "Bildiğim, onun zeki bir genç olduğu ve ara sıra sevimli, ufak şiirler yazdığıdır." (Memduh Şevket Esendal)
  3. Zekâ varlığı gösteren
    • "İnce, zeki bir kalemi vardı." (Yusuf Ziya Ortaç)
ZEDE

Kelime Kökeni: Farsça zede

  1. [isim] Vurma, çarpma, düşme sonunda oluşan yara veya ezilme
    • "Bunları kâhince bildiğinden mi nedir, kırmızıdan mora, yeşilden kırmızıya geçişli elmalarla birlikte altın sarısı boyananlarla koyu yeşillerin benekli olanları da yere düşme zedesini tanımıyorlar." (Temel Sönmez)
GÖZE

  1. [isim, anatomi, biyoloji] Bakınız hücre
  2. [ağızlardan] Bakınız pınar
ZERK

Kelime Kökeni: Arapça zerḳ

  1. [isim, eskimiş] Vücuda şırınga ile sıvı verme işi; iç itme, iç itim
BEZE

  1. [isim, anatomi] Yara veya çıban sebebiyle vücudun herhangi bir yerinde oluşan şişkinlik; gudde
TÜZE

  1. [isim] Bakınız hukuk
ÖZEK

  1. [isim] Bakınız merkez
    • "Elbette her iki yolun da tartışılacak yönleri var. Ama ikisinde de kentin özeği, insanların toplanma yeri agora, agoralar…" (Cengiz Bektaş)
ÖZEN

  1. [isim] Bir işin elden geldiğince iyi olması için gösterilen çaba; itina, ihtimam
    • "Her konuya kibar bir ses ve bir iki sözcükle katılmak özenindeydi." (Çetin Altan)
ÖZEL

  1. [sıfat] Yalnız bir kişiye, bir şeye ait veya ilişkin olan; hususi, mahsus (I), spesiyal
    • "Aşçının özel yemeği."
  2. Benzerlerinden ayrılmasını sağlayan bir özelliği olan; spesiyal
  3. Bir kişiyi ilgilendiren; hususi, zatî
    • "Özel bir diyeceği varmış gibi koluma girdi sokakta." (Necati Cumalı)
  4. Devlete değil, kişiye ait olan; hususi, resmî karşıtı
  5. Dikkate değer
    • "Özel bir ilgi gösterdi."
  6. Ayırt edici bir niteliği olan
  7. Her zaman görülenden, olağandan farklı
    • "Elbette sadece özel durum ve şartlarda Müslüman olmak manasına gelmiyor bu." (Vehbi Vakkasoğlu)
ROZE

Kelime Kökeni: Fransızca rosé

  1. [isim] Bir tür pembe şarap; gül şarabı
ÖZET

  1. [isim] Bir yazı veya sözün anlamını daha kısa ve özlü biçimde veren yazı veya söz; fezleke, hülasa, icmal, telhis
    • "Gelinmesi gereken yere korkmadan, ödün vermeden hatasıyla savabıyla gelmek. İşte bir serüvenin özeti." (Tomris Uyar)
  2. [sinema, televizyon] Filmin konusunu en kısa biçimde anlatan, bir senaryo çalışmasının ilk basamağı olan metin
REZE

Kelime Kökeni: Arapça rezze

  1. [isim] Bakınız menteşe
    • "Kapının reze tarafına yakın yerinde bir parmak kalınlığında bir çatlak gözüme ilişti." (Peyami Safa)
  2. Kapıyı içeriden ve dışarıdan açıp kapamaya yarayan ve başparmakla basılarak işletilen düzen
    • "Gece yağan yağmurdan rezeler şişmiş mi şişmiştir." (Salâh Birsel)
ZEVK

Kelime Kökeni: Arapça ẕevḳ

  1. [isim] Hoşa giden veya çekici bir şeyin elde edilmesinin veya düşünülmesinin insanda uyandırdığı hoş duygu
    • "İçtik bu nadir içkiyi yıllarca kanmadık / Bir böyle zevke tek bir ömür yetmiyor yazık" (Yahya Kemal Beyatlı)
  2. Bakınız beğeni
  3. [mecaz] Bakınız eğlence
    • "Su gibi para harcıyor, zevkine zevk, rahatına rahat katıyor." (Necati Cumalı)
VİZE

Kelime Kökeni: Fransızca visa

  1. [isim] Bazı resmî kâğıtlara "görülmüştür" anlamında konulan işaret ve bu işareti koyma işi
  2. Bir şey yapmak için verilen veya alınan serbestlik
    • "İçeriye girmen için vize mi bekliyorsun? İngiliz validenden izin mi gelecek?" (Refik Halit Karay)
  3. [eğitim] Bakınız ara sınav
    • "Ardından finaller geleceğinden bu vizelerde alacağım notlar önemliydi." (Oğuz Şenses)
  4. [hukuk] Bir ülkeye girmek veya bir ülkeden çıkmak için yetkili makamlardan alınması gerekli izin
  5. [spor] Bir sporcunun karşılaşmalarda yer alabilmesi için her sezon lisansının federasyonca onaylanması işlemi
RİZE

  1. [isim] Türkiye'nin Karadeniz Bölgesi'nde yer alan illerinden biri
ZEKA

Kelime Kökeni: Arapça ẕekāʾ

  1. [isim, ruh bilimi] İnsanın düşünme, akıl yürütme, öğrenme, kavramları ve nesneleri zihinde canlandırabilme, objektif gerçekleri algılama, yargılama, sonuç çıkarma, bedeni kontrol edebilme, duyguları doğru algılayabilme, değerlendirebilme, icat edebilme vb. yeteneklerinin ve becerilerinin tamamı; anlak, dirayet, feraset
    • "Herkesin gönlünü almayı bilecek zekâya sahipti." (Ayla Kutlu)
  2. [mecaz] Bakınız kafa
TAZE

Kelime Kökeni: Farsça tāze

  1. [sıfat] Bozulmamış, bayatlamamış olan
    • "Beyaz peyniri, ekmeğin taze kabuğuna sarıp ağzıma sokuyorum." (Yusuf Ziya Ortaç)
  2. Dinç, yıpranmamış, yorulmamış
    • "Yüzü taze, taravetli ve güzeldi." (Memduh Şevket Esendal)
  3. Kuru olmayan; kuru karşıtı
    • "Ağaçların taze yaprakları akşamın serinliğini emiyormuş gibi duruyordu." (Memduh Şevket Esendal)
  4. Bakınız körpe
  5. [mecaz] Yeni, zamanı geçmemiş
    • "Orada okuduğum en taze havadis yirmi beş, otuz günlüktü." (Halikarnas Balıkçısı)
  6. [isim, mecaz] Genç kadın
    • "Şu köşede çocuğuyla beraber bir taze oturuyor." (Ömer Seyfettin)
FÜZE

Kelime Kökeni: Fransızca fusée

  1. [isim] Bir yanıcı ve bir yakıcı maddenin sürekli olarak yanmasından doğan itiş gücü ile hareket eden düzenek
MEZE

Kelime Kökeni: Farsça meze

  1. [isim] İçki içilirken yenilen yiyecek
    • "Salatayı, peyniri yenilediler. Bu kadar mezenin yenilip bu kadar içkinin içilmesi gene de bir saat sürmedi." (Necati Cumalı)
  2. [mecaz] Eğlendiren şey
Kelime Anlamları Kaynağı : Türk Dil Kurumu Güncel Türkçe Sözlüğü