İçinde yeti olan 8 harfli 10 kelime var. İçerisinde YETİ bulunan kelimeler listesini scrabble oyununda ya da Türkçe araştırmalarınızda kullanabilirsiniz. Bir de başında yeti olan kelimeler listesine ya da sonu yeti ile biten kelimeler listesine göz atmak isteyebilirsiniz. Ayrıca şunu da deneyebilirsiniz, işlerinizi kolaylaştıracak bir kelime bulucu: Kelime bulma makinesi
Harf Sayısına Göre Kelimeler
Yeti Harfleri ile Yazılabilecek Kelimeler
E T Y İ
4 Harfli Kelimeler
YETİ
3 Harfli Kelimeler
ETİ, İYE
2 Harfli Kelimeler
ET, EY, İT, TE, Tİ, YE
Daha kapsamlı sonuç için lütfen kelime bulma makinesini kullanın.
Bazı kelimelerin anlamları (Kaynak : TDK)
- YETİŞKİN
-
-
[sıfat]
Yetişmiş, olgunlaşmış
-
Evlenme çağına gelmiş (kimse)
-
[ruh bilimi]
Beden, ruh ve duygu bakımlarından olgunluğa erişmiş olan (kimse)
-
[ruh bilimi]
Gelişimin herhangi bir yönünde veya tümünde duraklama düzeyine erişmiş olan
-
[isim]
Kanunların belirttiği belli bir yaşı aşmış, toplumsal sorumluluklarını bilme durumunda olan genç
-
[sıfat]
Yetişmiş, olgunlaşmış
- SOSYETİK
-
Kelime Kökeni: Fransızca sociétique
-
[sıfat]
Sosyete ile ilgili
-
Yüksek sınıfın yaşama biçimine özenen; asortik
-
[sıfat]
Sosyete ile ilgili
- YETİŞMEK
-
-
[-e]
Ulaşmak, ermek, varmak, vasıl olmak
- "Gâvur Ali kahvedeki cemaate hiçbir şey söylemeden küçük çobanla uzaklaştı, bir nefeste ağıla yetişti."
-
Vaktinde tamam olmak, bitmek, hazırlanmak, hazır olmak
- "Bu giysi yarına yetişmeli."
-
Vaktinde varmak, vaktinde bulunmak
- "Öteki tünelle gelseler de vapura yetişeceklerini bilirlerdi."
-
Bir işe başlamış olanlara veya gidenlere sonradan katılmak
- "Kadınlar, derme çatma ayakkabılarıyla onlara zor yetişebiliyorlardı."
-
Değmek, uzanıp dokunabilmek
- "Ben o dala yetişemem. Bu ip kuyunun dibine yetişmez."
-
Vakit bulmak, yapabilmek
- "Ben bu kadar işe yetişemem."
-
[nesnesiz]
Yetmek, yeter olmak, kâfi gelmek
- "Bu kadar nezaket ve iltifat yetişmez miydi?"
-
Bir zamanda yaşamış olmak, bir zamanı veya kimseyi görmüş olmak
- "Bol zamanıma yetişti de ben onu böyle şımarık büyüttüm."
-
Gelişip büyümek
- "Şu Marmara kıyılarında o sene bol meyve yetişmişti."
-
[-de]
Eğitim görmüş olmak, öğrenmek, gelişmek
- "Akşam gazetesi, yurt aydınlarıyla konuşarak bizde niçin yazar yetişmediğinin sebeplerini araştırdı."
-
İş görebilecek yaşa gelmek, büyümek
-
Yardım etmek, yardımına koşmak
- "Tam o sırada talih imdadıma yetişti."
-
[mecaz]
Ortaya çıkmak
-
[-e]
Ulaşmak, ermek, varmak, vasıl olmak
- YETİMLİK
-
-
[isim]
Yetim olma durumu; babasızlık
- "Eşyam mektebe geldiği andan itibaren artık hayata benim için ebedî yalnızlık, ebedî yetimlik ikinci defa tahakkuk etmiş oluyordu."
-
[isim]
Yetim olma durumu; babasızlık
- MANYETİK
-
Kelime Kökeni: Fransızca magnetique
-
[sıfat, fizik]
Mıknatısla ilgili, kendinde mıknatıs özellikleri bulunan; mıknatısi
-
[isim, bilişim]
Mıknatıslanabilme özelliği olan ortam
-
[sıfat, fizik]
Mıknatısla ilgili, kendinde mıknatıs özellikleri bulunan; mıknatısi
- MANYETİT
-
Kelime Kökeni: Fransızca magnétite
-
[isim, kimya]
Mıknatıs özelliği olan doğal demir oksit (Fe2O4)
-
[isim, kimya]
Mıknatıs özelliği olan doğal demir oksit (Fe2O4)
- YETİNGEN
-
-
[sıfat]
Bakınız kanaatkâr
- "Bir yazın adamının, halkı adına savaş vermiş bir düşünce adamının, inandığı siyasal düzenle bütünleştiğinde rahat, yetingen olması özlenilesi bir durum."
-
[sıfat]
Bakınız kanaatkâr
- YETİŞMİŞ
-
-
[sıfat]
Gereken niteliğe veya olgunluğa erişmiş
- "Anadolu'da arif derler, bir halk yetişmişi vardır."
-
[sıfat]
Gereken niteliğe veya olgunluğa erişmiş
- YETİNMEK
-
-
[-le]
Edindiği bir şeyi kendisi için yeter bularak daha çoğuna gerek görmemek, daha çoğunu istememek; kanıklanmak, kanaat etmek, iktifa etmek
- "İki taraf, herhangi bir önemli meseleye dokunulacağı zaman, muhalefet şerhleriyle yetiniyorlardı."
-
Yaptığı bir şeyi kendisi için yeter bularak daha çoğunu yapmaya gerek görmemek; kanmak
-
[-le]
Edindiği bir şeyi kendisi için yeter bularak daha çoğuna gerek görmemek, daha çoğunu istememek; kanıklanmak, kanaat etmek, iktifa etmek
- YETİRMEK
-
-
[-e, -i, ağızlardan]
Bitirmek, tamamlamak
-
Yetiştirmek, idare etmek
- "Parayı yetirmek."
-
[-e, -i, ağızlardan]
Bitirmek, tamamlamak