İçinde y olan 6 harfli 799 kelime var. İçerisinde Y harfi bulunan kelimeler listesini scrabble oyununda ya da Türkçe araştırmalarınızda kullanabilirsiniz. Bir de başında y harfi olan kelimeler listesine ya da sonu y harfi ile biten kelimeler listesine göz atmak isteyebilirsiniz. Ayrıca şunu da deneyebilirsiniz, işlerinizi kolaylaştıracak bir kelime bulucu: Kelime bulma makinesi

Harf Sayısına Göre Kelimeler

Kelime bulma makinesi Kelime bulma makinesi

Daha kapsamlı sonuç için lütfen kelime bulma makinesini kullanın.


Bazı kelimelerin anlamları (Kaynak : TDK)

EYLEME

  1. [isim] Eylemek işi
MİLFÖY

Kelime Kökeni: Fransızca mille-feuille

  1. [isim] Bakınız milföy hamuru
AYIRMA

  1. [isim] Ayırmak işi; şerh, tecrit
    • "Yapılabilecek şeylerle yapılamayacakları daha ilk anda ayırmasını biliyordu." (Tarık Buğra)
TAYDAŞ

  1. [isim, ağızlardan] Bakınız akran
ALAYLI

  1. [isim, askerlik] Erlikten yetişmiş, askerî okullarda okumadan başarı gösterip rütbe alan ve yükselen subay
    • "Cemal ne olduğunu anlamaya çalışırken bu sefer asker sordu ona, ‘Mektepli misin, alaylı mı?’" (Vedat Sağlam)
  2. [sıfat, mecaz] Gerekli okul eğitimini görmeden kendini yetiştirmiş olan (kimse), mektepli karşıtı
    • "Ekseriyet, okuyup yazmak bilmeyen alaylılardaydı." (Ömer Seyfettin)
YORMAK

  1. [-i] Yorgun duruma getirmek
    • "Teknik teferruatla okurlarımı yormak istemiyorum." (Falih Rıfkı Atay)
  2. [mecaz] Sıkıntıya sokmak, üzmek
    • "Ömer, kalbimi en çok yoran bir sima gibi hatırımda kaldı." (Halide Edip Adıvar)
GANYAN

Kelime Kökeni: Fransızca gagnant

  1. [sıfat] At yarışlarında birinciliği kazanan (at)
  2. [isim] Bu at için alınan bilet
  3. At yarışlarında resmî programda yer alan atın numarasını taşıyan bileti alarak onun birinci gelmesi tahmini üzerine para yatırma yoluyla oynanan bir tür bahis oyunu
    • "Bana ganyan ve plaseyi, çifte bahis oynamayı o öğretti." (Semih Günver)
YORDAM

  1. [isim] Bakınız alışkanlık
    • "Bu bakış o beyaz pencereyi, bu bakış o fukara kapıyı gönül yordamıyla arıyordu." (Halikarnas Balıkçısı)
  2. [ağızlardan] Çevik ve çabuk olma
  3. [eskimiş] Bakınız yöntem
YIPRAK

  1. [sıfat, ağızlardan] Yıpranmış, aşınmış, eski
    • "İç cebindeki meşin cüzdandan çıkardığım, ortasından ikiye bölünmüş yıprak bir sarı kâğıdı uzatıyorum." (Reşat Nuri Güntekin)
KAYKAY

  1. [isim] Türlü maddelerden yapılmış, altında tekerlekler bulunan, kaymaya yarayan alet
PEKİYİ

  1. [isim] Öğretimde, öğrencinin değerlendirilmesinde kullanılan en yüksek başarı derecesi
    • "Sınıfımı pekiyi ile geçtim."
  2. [ünlem] Bakınız evet
YAĞMUR

  1. [isim] Atmosferdeki su buharının yoğunlaşmasıyla oluşan ve yeryüzüne düşen yağışın sıvı durumda olanı; yağar, yağış, baran, bereket, kay (I), rahmet
    • "Kaşlarından süzülen yağmur damlalarını eliyle sıvazlayarak onlara baktı." (Orhan Hançerlioğlu)
  2. [mecaz] Çok miktarda ve sık düşen, gelen şey
  3. [mecaz] Çokluk, bolluk
    • "Para yağmuru. Övgü yağmuru."
YIRTIM

  1. [isim] Bakınız manifatura
  2. Yalnız bir elbiselik, şalvar vb. dikilebilir büyüklükte olan (kumaş)
    • "Hele salı günü kurulan pazarın şaşaası arasında dünyanın bin bir lisanının konuşulduğu o karmaşa, eski yıllarda karısına bir yırtım basma alabilmek için sabahlara kadar yol yürüyüp gelen gariban köylülerimizi hatırlattı bana." (Cezmi Çoban)
OTOYOL

  1. [isim] Hızlı bir trafik akımı sağlamak amacıyla yapılan, çok şeritli, çift yönlü, geniş yol; otoban
RADYUM

Kelime Kökeni: Fransızca radium

  1. [isim, kimya] Atom numarası 88, atom ağırlığı 226,05 olan, 700 °C'de eriyen, 1898 yılında Pierre Curie ve eşi tarafından bulunan, soğukta suyu ayrıştıran, ışın etkinliği çok bir element (simgesi Ra)
    • "Küçük ve radyum mineli zarif bir saat çıkardı." (Ömer Seyfettin)
BÜYÜLÜ

  1. [sıfat] Kendisine büyü yapılmış (kimse)
  2. Büyü gücü olan; afsunlu, efsunlu, füsunlu, sihirli, efsunkâr, füsunkâr, sihirkâr
  3. [mecaz] Bir şeyin insan üzerinde bıraktığı, onu şiddetle hükmü altına alacak kadar kuvvetli, karşı konulamaz derecede etkileyici; sihirli, efsunkâr
    • "Sen akşamlar kadar büyülü, sıcak / Rüyalarım kadar sade, güzeldin" (Ahmet Hamdi Tanpınar)
FEYYAZ

Kelime Kökeni: Arapça feyyāż

  1. [sıfat, eskimiş] Bakınız gür
AYLAMA

  1. [isim] Aylamak işi
YALVAÇ

  1. [isim, din bilimi] Bakınız peygamber
    • "Kendini her şeyi önceden görmüş, biraz ermiş, biraz aziz, biraz yalvaç gibi hissediyor." (Murathan Mungan)
BOYALI

  1. [sıfat] Boya sürülmüş, boyanmış veya boyaya batırılmış
    • "Türk evlerinde köşeler ve tavanlar türlü renklerle boyalı oyma tahtalarla süslü idi." (Falih Rıfkı Atay)
  2. Belli bir renkte boyanmış olan
    • "… yeşil boyalı demir kapıdan çabucak çıktım ve tepeyi aşıp soluk soluğa kasabaya doğru inmeye başladım."
  3. Bakınız makyajlı
    • "İşte o dakikadan itibaren onun boyalı dudaklarından, yapma sarı saçlarından nefret ediyordum." (Ahmet Hikmet Müftüoğlu)
Kelime Anlamları Kaynağı : Türk Dil Kurumu Güncel Türkçe Sözlüğü