İçinde y olan 4 harfli 158 kelime var. İçerisinde Y harfi bulunan kelimeler listesini scrabble oyununda ya da Türkçe araştırmalarınızda kullanabilirsiniz. Bir de başında y harfi olan kelimeler listesine ya da sonu y harfi ile biten kelimeler listesine göz atmak isteyebilirsiniz. Ayrıca şunu da deneyebilirsiniz, işlerinizi kolaylaştıracak bir kelime bulucu: Kelime bulma makinesi
Harf Sayısına Göre Kelimeler
Daha kapsamlı sonuç için lütfen kelime bulma makinesini kullanın.
Bazı kelimelerin anlamları (Kaynak : TDK)
- EYER
-
-
[isim]
Binek hayvanlarının sırtına konulan, oturmaya yarayan nesne
- "Gözlerini eyerin kuburluklarıyla atın doru boynunda hasıl olan gölgeli çizgiye dikmişti."
-
[isim]
Binek hayvanlarının sırtına konulan, oturmaya yarayan nesne
- AYLI
-
-
[sıfat]
Üzerinde ay biçimi bulunan
- "Üzerlerinde kırmızı aylı beyaz bayrakların sallandığı geniş çadırların önünde öteye beriye gidip gelen doktorlar dolaşıyor."
-
Ay ışığı olan; mehtaplı
- "Gölün üstünde güneşin doğuşuna batışına, aylı gecelere doyum olmuyordu."
-
[ağızlardan]
Bakınız gebe
-
[sıfat]
Üzerinde ay biçimi bulunan
- ÜVEY
-
-
[sıfat]
Yalnız yasaca akraba sayılan, aralarında kan bağı bulunmayan, öz olmayan
- "O akşam da müzakere sonunda bu yaşıtım üvey dayımla mutabık kaldık."
-
[mecaz]
Kendisine kötü davranılan
-
[sıfat]
Yalnız yasaca akraba sayılan, aralarında kan bağı bulunmayan, öz olmayan
- ADAY
-
-
[isim]
Bir görev, bir iş için kendini ileri süren veya başkaları tarafından ileri sürülen kimse
- "Babası da beni damat adayı olarak görüyordu."
-
Bir iş için yetiştirilmekte, eğitilmekte olan kimse; namzet
- "Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkan adayları, Meclis üyeleri içinden, Meclisin toplandığı günden itibaren beş gün içinde, Başkanlık Divanına bildirilir, Başkan seçimi gizli oyla yapılır."
-
[isim]
Bir görev, bir iş için kendini ileri süren veya başkaları tarafından ileri sürülen kimse
- AYAR
-
Kelime Kökeni: Arapça ʿiyār
-
[isim]
Bir aygıtın gereken işi yapabilmesi durumu
- "Saatin ayarı bozuk. Televizyonun ses ayarı iyi."
-
Saatler için belli bir yere göre kabul edilmiş olan ölçü
- "Memleket saat ayarı."
-
Altın, gümüş vb. madenlerden yapılmış şeylerin saflık derecesi
-
[mecaz]
Bir iş veya bir davranışta gereken ölçü
- "O açıdan soruyorsanız evet, işin ayarı kaçtı."
-
[mecaz]
Değer veya seviye derecesi
- "Biz, telif eser ayarında bir sanat kıymeti taşıyan tercümelere teşekkür edelim."
-
[isim]
Bir aygıtın gereken işi yapabilmesi durumu
- AYLA
-
-
[isim]
Bakınız hale
-
Bazı kutsal kişilerin başı etrafında gösterilen ışık çevresi
-
[isim]
Bakınız hale
- YAVE
-
Kelime Kökeni: Farsça yāve
-
[isim, eskimiş]
Saçma, saçma sapan söz
- "Sonra da oturur, talihsizlik yaveleri ile hikâyeci numaralarına başvururum."
-
[isim, eskimiş]
Saçma, saçma sapan söz
- YETİ
-
-
[isim, felsefe]
İnsanda bulunan, bir şey yapabilme yeteneği; kuvve, meleke
- "Aklımız fikrimiz hep insanda, yetilerimizi var gücümüzle çoğaltıp onun rahatlığına çalışıyoruz."
-
[ruh bilimi]
Bellek, usa vurma, algılama veya imgeleme gibi insanın doğuştan gelen zihin güçlerinden herhangi biri; meleke
-
[isim, felsefe]
İnsanda bulunan, bir şey yapabilme yeteneği; kuvve, meleke
- REYE
-
Kelime Kökeni: Fransızca rayé
-
[sıfat]
Çubuklu çizgileri olan (kumaş)
- "Fenerliler, sarı lacivert reye fanila giymişler."
-
[sıfat]
Çubuklu çizgileri olan (kumaş)
- AYAŞ
-
-
[isim]
Ankara iline bağlı ilçelerden biri
-
[isim]
Ankara iline bağlı ilçelerden biri
- KIYI
-
-
[isim]
Kara ile suyun birleştiği yer
- "Kandilli akıntısını geçiyoruz. İşte Küçüksu Kasrı, kıyıda bembeyaz gülüyor."
-
Bir yerin kenarı; periferi
- "Dere kıyısına sağlamca oturup çıplak ayaklarını suya daldırmış."
-
[denizcilik]
Bakınız sahil
- "Kıyılardan gelen rüzgârlar, denizin küçücük dalgacıklarıyla oynaşıyorlar."
-
[mecaz]
Issız, tenha yer
-
[isim]
Kara ile suyun birleştiği yer
- YENİ
-
-
[sıfat]
Kullanılmamış veya az kullanılmış olan; cedit, eski karşıtı
- "Yeni giysi. Yeni ayakkabı."
-
Oluş veya çıkışından beri çok zaman geçmemiş olan; cedit
- "Yeni haber. Yeni moda."
-
En son edinilen; gıcır
- "Yeni eve taşındık."
-
İşe henüz başlamış
- "Yeni öğrenci. Yeni asker."
-
O güne kadar söylenmemiş, görülmemiş, gösterilmemiş, düşünülmemiş olan
- "Yeni bir buluş. Yeni bir düşünce."
-
Tanınmayan, bilinmeyen
- "Yeni imzalara rastlıyoruz."
-
Daha öncekilerden farklı olan
- "Yeni ihtiyaçlarımız var."
-
Eskisinin yerine gelen
- "Yeni vali çok çalışkanmış."
-
[zarf]
Biraz önce, çok zaman geçmeden
- "Yeni tanıştığım orman uzmanları çok nazik ve kibar insanlardı."
-
[sıfat]
Kullanılmamış veya az kullanılmış olan; cedit, eski karşıtı
- YEKE
-
Kelime Kökeni: Rumca
-
[isim, denizcilik]
Kayıkta dümeni kullanmak için dümenin baş tarafına takılan kol
- "Bundan sonra dümen yekesine ince ipler ile bir bocurgat yapıp, kendisi birinci topun yanında bulunduğu hâlde dümen idaresine başladı."
-
[isim, denizcilik]
Kayıkta dümeni kullanmak için dümenin baş tarafına takılan kol
- AYAZ
-
-
[isim]
Duru, sakin havada çıkan kuru soğuk
- "Sürüp gider en sert ayazlarda bile / Bir tatlı sıcak kış vakti"
-
Çok soğuk hava
- "Bu soğuk havayı, ayazı, kırbaç gibi acıtan rüzgârı, bu sesleri, vapur düdüklerini, uğultuları, bulutları, şehrin tüm çehresini tanıyordu."
-
[isim]
Duru, sakin havada çıkan kuru soğuk
- YAKA
-
-
[isim]
Giysilerin boyna gelen, boynu çeviren bölümü
- "Paltosunun yakasını kaldırıp tenha caddeyi tutturdu."
-
Giysilerin boyna gelen bölümüne eklenen ve türlü biçimlerde olan parçası
-
Karşılıklı iki yandan her biri; geçe (II)
- "Sokağın karşı yakasına geçtiler."
-
Eğimli arazi
-
Yapıların saçaklarında, suyun içeriye sızmasını önlemek için kiremidin altıyla oluk arasına konulan metal levha
-
Bakınız semt
-
Bakınız kenar
-
[denizcilik]
Bakınız sahil
-
[denizcilik]
Yelkenlerin kenar ve köşeleri
-
[isim]
Giysilerin boyna gelen, boynu çeviren bölümü
- AYET
-
Kelime Kökeni: Arapça āyet
-
[isim, din bilimi]
Kur’an’daki sureleri meydana getiren kelime veya cümlelerden her biri; ayetikerime
- "Unutmadığı ayetlerle namaz kılıyor, dua ediyordu."
-
[isim, din bilimi]
Kur’an’daki sureleri meydana getiren kelime veya cümlelerden her biri; ayetikerime
- YARI
-
-
[sıfat]
Bir bütünü oluşturan iki eşit parçadan her biri; nısıf, nim
-
Bir şeyin yarısı kadar olan, yarım olan
- "Arkasından yarı şaka, yarı sitem ilave ediyor."
-
[isim]
Bakınız devre arası
- "Birinci yarıda dört gol attık."
-
[zarf]
Gereğinden az, tam olmayarak
- "Kanapeye yarı uzanmış, dizlerine dayadığı büyükçe bir kitabın üzerinde üst üste bir yığın kâğıda, desenler çiziyordu."
-
[sıfat]
Bir bütünü oluşturan iki eşit parçadan her biri; nısıf, nim
- KIYA
-
-
[isim]
Bakınız cinayet
-
[isim]
Bakınız cinayet
- YALI
-
Kelime Kökeni: Rumca
-
[isim, denizcilik]
Bakınız sahil
-
Su kıyısında yapılmış büyük, görkemli ev
- "Yalıda panjurları açık bir pencereye / Sarmaşıklar içinden bir merdiven dayalı"
-
[isim, denizcilik]
Bakınız sahil
- YAKI
-
-
[isim]
Bazı hastalıkları tedavi etmek amacıyla bir bez üzerine yayılıp deri üzerine uygulanan, beden ısısıyla vücuda yapışan eczalı parça
- "Hardal yakısı."
-
[isim]
Bazı hastalıkları tedavi etmek amacıyla bir bez üzerine yayılıp deri üzerine uygulanan, beden ısısıyla vücuda yapışan eczalı parça