İçinde y olan 4 harfli 158 kelime var. İçerisinde Y harfi bulunan kelimeler listesini scrabble oyununda ya da Türkçe araştırmalarınızda kullanabilirsiniz. Bir de başında y harfi olan kelimeler listesine ya da sonu y harfi ile biten kelimeler listesine göz atmak isteyebilirsiniz. Ayrıca şunu da deneyebilirsiniz, işlerinizi kolaylaştıracak bir kelime bulucu: Kelime bulma makinesi

Harf Sayısına Göre Kelimeler

Kelime bulma makinesi Kelime bulma makinesi

Daha kapsamlı sonuç için lütfen kelime bulma makinesini kullanın.


Bazı kelimelerin anlamları (Kaynak : TDK)

EYER

  1. [isim] Binek hayvanlarının sırtına konulan, oturmaya yarayan nesne
    • "Gözlerini eyerin kuburluklarıyla atın doru boynunda hasıl olan gölgeli çizgiye dikmişti." (Ömer Seyfettin)
AYLI

  1. [sıfat] Üzerinde ay biçimi bulunan
    • "Üzerlerinde kırmızı aylı beyaz bayrakların sallandığı geniş çadırların önünde öteye beriye gidip gelen doktorlar dolaşıyor." (Nâzım Hikmet)
  2. Ay ışığı olan; mehtaplı
    • "Gölün üstünde güneşin doğuşuna batışına, aylı gecelere doyum olmuyordu." (Necati Cumalı)
  3. [ağızlardan] Bakınız gebe
ÜVEY

  1. [sıfat] Yalnız yasaca akraba sayılan, aralarında kan bağı bulunmayan, öz olmayan
    • "O akşam da müzakere sonunda bu yaşıtım üvey dayımla mutabık kaldık." (Halit Fahri Ozansoy)
  2. [mecaz] Kendisine kötü davranılan
ADAY

  1. [isim] Bir görev, bir iş için kendini ileri süren veya başkaları tarafından ileri sürülen kimse
    • "Babası da beni damat adayı olarak görüyordu." (Mahmut Yesari)
  2. Bir iş için yetiştirilmekte, eğitilmekte olan kimse; namzet
    • "Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkan adayları, Meclis üyeleri içinden, Meclisin toplandığı günden itibaren beş gün içinde, Başkanlık Divanına bildirilir, Başkan seçimi gizli oyla yapılır." (Anayasa)
AYAR

Kelime Kökeni: Arapça ʿiyār

  1. [isim] Bir aygıtın gereken işi yapabilmesi durumu
    • "Saatin ayarı bozuk. Televizyonun ses ayarı iyi."
  2. Saatler için belli bir yere göre kabul edilmiş olan ölçü
    • "Memleket saat ayarı."
  3. Altın, gümüş vb. madenlerden yapılmış şeylerin saflık derecesi
  4. [mecaz] Bir iş veya bir davranışta gereken ölçü
    • "O açıdan soruyorsanız evet, işin ayarı kaçtı." (Gülseren Adaklı)
  5. [mecaz] Değer veya seviye derecesi
    • "Biz, telif eser ayarında bir sanat kıymeti taşıyan tercümelere teşekkür edelim." (Bedri Rahmi Eyüboğlu)
AYLA

  1. [isim] Bakınız hale
  2. Bazı kutsal kişilerin başı etrafında gösterilen ışık çevresi
YAVE

Kelime Kökeni: Farsça yāve

  1. [isim, eskimiş] Saçma, saçma sapan söz
    • "Sonra da oturur, talihsizlik yaveleri ile hikâyeci numaralarına başvururum." (Haldun Taner)
YETİ

  1. [isim, felsefe] İnsanda bulunan, bir şey yapabilme yeteneği; kuvve, meleke
    • "Aklımız fikrimiz hep insanda, yetilerimizi var gücümüzle çoğaltıp onun rahatlığına çalışıyoruz." (Azra Erhat)
  2. [ruh bilimi] Bellek, usa vurma, algılama veya imgeleme gibi insanın doğuştan gelen zihin güçlerinden herhangi biri; meleke
REYE

Kelime Kökeni: Fransızca rayé

  1. [sıfat] Çubuklu çizgileri olan (kumaş)
    • "Fenerliler, sarı lacivert reye fanila giymişler." (Haldun Taner)
AYAŞ

  1. [isim] Ankara iline bağlı ilçelerden biri
KIYI

  1. [isim] Kara ile suyun birleştiği yer
    • "Kandilli akıntısını geçiyoruz. İşte Küçüksu Kasrı, kıyıda bembeyaz gülüyor." (Yusuf Ziya Ortaç)
  2. Bir yerin kenarı; periferi
    • "Dere kıyısına sağlamca oturup çıplak ayaklarını suya daldırmış." (Erendiz Atasü)
  3. [denizcilik] Bakınız sahil
    • "Kıyılardan gelen rüzgârlar, denizin küçücük dalgacıklarıyla oynaşıyorlar." (Esat Mahmut Karakurt)
  4. [mecaz] Issız, tenha yer
YENİ

  1. [sıfat] Kullanılmamış veya az kullanılmış olan; cedit, eski karşıtı
    • "Yeni giysi. Yeni ayakkabı."
  2. Oluş veya çıkışından beri çok zaman geçmemiş olan; cedit
    • "Yeni haber. Yeni moda."
  3. En son edinilen; gıcır
    • "Yeni eve taşındık."
  4. İşe henüz başlamış
    • "Yeni öğrenci. Yeni asker."
  5. O güne kadar söylenmemiş, görülmemiş, gösterilmemiş, düşünülmemiş olan
    • "Yeni bir buluş. Yeni bir düşünce."
  6. Tanınmayan, bilinmeyen
    • "Yeni imzalara rastlıyoruz."
  7. Daha öncekilerden farklı olan
    • "Yeni ihtiyaçlarımız var."
  8. Eskisinin yerine gelen
    • "Yeni vali çok çalışkanmış."
  9. [zarf] Biraz önce, çok zaman geçmeden
    • "Yeni tanıştığım orman uzmanları çok nazik ve kibar insanlardı." (Çetin Altan)
YEKE

Kelime Kökeni: Rumca

  1. [isim, denizcilik] Kayıkta dümeni kullanmak için dümenin baş tarafına takılan kol
    • "Bundan sonra dümen yekesine ince ipler ile bir bocurgat yapıp, kendisi birinci topun yanında bulunduğu hâlde dümen idaresine başladı." (Ahmet Midhat Efendi)
AYAZ

  1. [isim] Duru, sakin havada çıkan kuru soğuk
    • "Sürüp gider en sert ayazlarda bile / Bir tatlı sıcak kış vakti" (Behçet Necatigil)
  2. Çok soğuk hava
    • "Bu soğuk havayı, ayazı, kırbaç gibi acıtan rüzgârı, bu sesleri, vapur düdüklerini, uğultuları, bulutları, şehrin tüm çehresini tanıyordu."
YAKA

  1. [isim] Giysilerin boyna gelen, boynu çeviren bölümü
    • "Paltosunun yakasını kaldırıp tenha caddeyi tutturdu." (Yakup Kadri Karaosmanoğlu)
  2. Giysilerin boyna gelen bölümüne eklenen ve türlü biçimlerde olan parçası
  3. Karşılıklı iki yandan her biri; geçe (II)
    • "Sokağın karşı yakasına geçtiler." (Memduh Şevket Esendal)
  4. Eğimli arazi
  5. Yapıların saçaklarında, suyun içeriye sızmasını önlemek için kiremidin altıyla oluk arasına konulan metal levha
  6. Bakınız semt
  7. Bakınız kenar
  8. [denizcilik] Bakınız sahil
  9. [denizcilik] Yelkenlerin kenar ve köşeleri
AYET

Kelime Kökeni: Arapça āyet

  1. [isim, din bilimi] Kur’an’daki sureleri meydana getiren kelime veya cümlelerden her biri; ayetikerime
    • "Unutmadığı ayetlerle namaz kılıyor, dua ediyordu." (Ömer Seyfettin)
YARI

  1. [sıfat] Bir bütünü oluşturan iki eşit parçadan her biri; nısıf, nim
  2. Bir şeyin yarısı kadar olan, yarım olan
    • "Arkasından yarı şaka, yarı sitem ilave ediyor." (Attilâ İlhan)
  3. [isim] Bakınız devre arası
    • "Birinci yarıda dört gol attık."
  4. [zarf] Gereğinden az, tam olmayarak
    • "Kanapeye yarı uzanmış, dizlerine dayadığı büyükçe bir kitabın üzerinde üst üste bir yığın kâğıda, desenler çiziyordu." (Ahmet Hamdi Tanpınar)
KIYA

  1. [isim] Bakınız cinayet
YALI

Kelime Kökeni: Rumca

  1. [isim, denizcilik] Bakınız sahil
  2. Su kıyısında yapılmış büyük, görkemli ev
    • "Yalıda panjurları açık bir pencereye / Sarmaşıklar içinden bir merdiven dayalı" (Enis Behiç Koryürek)
YAKI

  1. [isim] Bazı hastalıkları tedavi etmek amacıyla bir bez üzerine yayılıp deri üzerine uygulanan, beden ısısıyla vücuda yapışan eczalı parça
    • "Hardal yakısı."
Kelime Anlamları Kaynağı : Türk Dil Kurumu Güncel Türkçe Sözlüğü