İçinde y olan 3 harfli 68 kelime var. İçerisinde Y harfi bulunan kelimeler listesini scrabble oyununda ya da Türkçe araştırmalarınızda kullanabilirsiniz. Bir de başında y harfi olan kelimeler listesine ya da sonu y harfi ile biten kelimeler listesine göz atmak isteyebilirsiniz. Ayrıca şunu da deneyebilirsiniz, işlerinizi kolaylaştıracak bir kelime bulucu: Kelime bulma makinesi
Harf Sayısına Göre Kelimeler
Daha kapsamlı sonuç için lütfen kelime bulma makinesini kullanın.
Bazı kelimelerin anlamları (Kaynak : TDK)
- YÖN
-
-
[isim]
Belli bir noktaya göre olan yer; cihet, taraf
-
Bir şeyin belli bir noktaya baktığı yan; veçhe
- "Binanın batı yönü."
-
Bir yere gitmek için izlenen yol; cihet
- "Bolu yönüne."
-
[mecaz]
Tutulacak, izlenecek yol; doğrultu, istikamet
- "Bu yönde yapılacak araştırmalardan tiyatro tarihimiz için daha başka ipuçlarının çıkması da kuvvetle muhtemeldir."
-
[isim]
Belli bir noktaya göre olan yer; cihet, taraf
- YEM
-
-
[isim]
Hayvanlar için saklanan kışlık yiyecek; yeygi
-
Kuş ve balık tutmak için tuzağa bırakılan, oltaya takılan yiyecek veya yiyecek görüntüsündeki nesne
- "Orfozun görünmesiyle yemin kaybolması bir oldu, çocuğun da kolu koparılırcasına sarsıldı."
-
Bakınız ağızotu
-
[mecaz]
Birini aldatabilmek için hazırlanmış düzen, kullanılan kimse veya şey
-
[argo]
Bakınız rüşvet
-
[argo]
Kumarda ütülecek kimseye oyunun başında bilinçli olarak kazandırılan para
-
[isim]
Hayvanlar için saklanan kışlık yiyecek; yeygi
- YAL
-
-
[isim, ağızlardan]
Köpek ve sığırlara yedirilmek için un ve kepekle hazırlanan yiyecek
-
[isim, ağızlardan]
Köpek ve sığırlara yedirilmek için un ve kepekle hazırlanan yiyecek
- YEL
-
-
[isim]
Bakınız rüzgâr
-
[ağızlardan]
Romatizma ağrısı
-
[ağızlardan]
Kalın bağırsaktaki gaz
-
[isim]
Bakınız rüzgâr
- YAN
-
-
[isim]
Bir şeyin ön, arka, alt ve üst dışında kalan bölümü; yamaç, kenar, profil
- "Yolcuların girdiği iskele yanından kendini denize attı."
-
Sağ ve solun ortak adı
- "Yaşlı garson yanımıza geldi."
-
Bir kimseye yakın olan yer
-
Birlikte, beraberinde veya üstünde olma
- "Yolculuk hâli, yanımda hiç para kalmaz ise ne yaparım diye düşündüm."
- "Bir ara acıkıp yanlarında getirdikleri ekmek peyniri yediler"
-
[sıfat]
Ön veya arka kabul edilen yere göre sağ veya solda bulunan
-
[sıfat]
İkinci derece olan
- "Çoğu kez yan uğraş olarak oyuncular filmcilikle uğraşıyordu."
-
[sıfat]
Bakınız ikincil
-
[zarf]
Bir tarafa yönelerek
- "O zaman mindere yan oturup ayaklarını aşağı sallayarak karşılıklı yemeğe başlıyorlardı."
-
[mecaz]
İstekleri karşıt olan iki kişiden veya topluluktan biri
-
[askerlik]
Savaş düzenindeki ordunun iki kanadından her biri
-
[matematik]
Bir denklemde "=" işaretiyle ayrılmış olan iki anlatımdan her biri
-
[spor]
Bakınız taç (II)
-
[isim]
Bir şeyin ön, arka, alt ve üst dışında kalan bölümü; yamaç, kenar, profil
- YEN
-
-
[isim]
Giysi kolu
- "Yalnız ellerini yıkadı, kuruladı, yenlerini indirdi."
-
[bitki bilimi]
Yılanyastığıgiller, muzgiller vb. bitki familyalarında, çiçeklerin üzerinde bir örtü gibi duran ve çoğu renkli olan bir çiçek yaprağı
-
[isim]
Giysi kolu
- YOM
-
-
[isim, ağızlardan]
İyi talih, iyi haber
-
[isim, ağızlardan]
İyi talih, iyi haber
- YOL
-
-
[isim]
Karada, havada, suda bir yerden bir yere gitmek için aşılan uzaklık; sırat, tarik
-
Karada insanların ve hayvanların geçmesi için açılan veya kendi kendine oluşmuş, yürümeye uygun yer
- "Bahçeleri bahçelere toprak yollar bağlardı."
-
Genellikle yerleşim alanlarını birbirine bağlamak için düzeltilerek açılmış ulaşım şeridi
- "Yolda oynayan çocuklara ne olduğunu sordu."
-
İçinden veya üstünden bir sıvının geçtiği, aktığı yer
- "Su yolu. Sel yolu."
-
Bakınız yolculuk
- "Yola çıkmak. Yoldan kalmak."
-
Gidiş çabukluğu, hız
- "Bu vapurun yolu az."
-
Davranış, tutum, gidiş veya davranış biçimi
- "Celâl Bey'i sakal bırakma yolunda, kim, hangi örnek özendirdi diye çok düşünmüşümdür."
-
Uyulan ilke; sistem
- "Duyguların eğitimi de en iyi, sanat yoluyla olur."
-
Kumaşta bulunan çizgi
-
Bakınız kez
- "Tohumlar kimi yol, ısmarlandıktan üç dört ay sonra gelirdi."
-
[ağızlardan]
Düğünde, oğlanevinin kızevine verdiği para, mal veya armağan
-
[mecaz]
Bir sonuca, bir amaca ulaşmak için izlenen süreç
- "Bu yolda çok emek harcandı."
-
[mecaz]
Bir amaca ulaşmak için başvurulması gereken çare
- "Bu işi yapmanın bir yolu vardır."
-
[isim]
Karada, havada, suda bir yerden bir yere gitmek için aşılan uzaklık; sırat, tarik
- YOK
-
-
[sıfat]
Bulunmayan, mevcut olmayan (nesne, kimse vb.); namevcut, nanay var karşıtı
-
[isim]
Olmayan, bulunmayan şey
- "Sen yoktan anlamaz mısın?"
-
[isim]
Bakınız yasak
- "İçki, sigara yok."
-
[ünlem]
"Hayır" anlamında kullanılan bir söz
- "Geldiler mi? -Yok, daha gelmediler."
-
[bağlaç]
Birbirine karşıt iki cümleden, ikincisinin başına getirilen bir söz
- "Verdiler, ne âlâ; yok vermediler, döner gelirsin."
-
[bağlaç]
Birinin söylediği sözlerden genelde kuşkulanıldığında veya sözler hafifsendiğinde kullanılan bir söz
- "Yok kâğıdı kalmamış, yok mürekkebi iyi değilmiş, hasılı bir alay bahaneler!"
- "Yok ben seni adam ettim, yok haddini bil, yok üstümüze düşeni yapalım."
-
[ünlem]
Savunulan bir düşünceyi doğrulayan ifadenin başına getirilen bir söz
- "Yok, doğrusu iyi adam, kim ne derse desin."
-
[sıfat]
Bulunmayan, mevcut olmayan (nesne, kimse vb.); namevcut, nanay var karşıtı
- YEK
-
Kelime Kökeni: Farsça yek
-
[sıfat]
Bakınız bir
-
[sıfat]
Bakınız bir
- GEY
-
Kelime Kökeni: İngilizce gay
-
[isim]
Eş cinsel olan erkek
-
[isim]
Eş cinsel olan erkek
- OYA
-
-
[isim]
Genellikle ipek ibrişim kullanarak iğne, mekik, tığ veya firkete ile yapılan ince dantel
- "Dikişe, oyaya başladı, hanım hanımcık yaşıyordu, memnundu."
-
[isim]
Genellikle ipek ibrişim kullanarak iğne, mekik, tığ veya firkete ile yapılan ince dantel
- YÜK
-
-
[isim]
Araba, hayvan vb.nin taşıdığı şeylerin hepsi
- "Çölde yük götüren vasıta develer, insan taşıyan vasıta hecinlerdir."
-
Bir şeyin ağırlığı
-
Araba, hayvan vb.nin taşıyabildiği miktar
- "Bir araba yükü odun."
-
Bakınız eşya
- "Bütün yükü bu bavul."
-
[mecaz]
Birinin üzerine almak zorunda kaldığı ağır görev; hamule
- "Ben bu yükün altına giremem. Bu yüke herkes katlanamaz."
-
[mecaz]
Tedirginlik veren şey
-
[fizik]
Bir cismin yüzeyinde biriken elektrik miktarı
-
[tarih]
Yüz bin kuruşluk mal veya tutar
- "Mademki öyledir, bir yük getirip satan herkes iki akçe versin."
-
Doğacak bebek
-
[eskimiş]
Bakınız yüklük
- "Haydi şu yüke giriver!.."
-
[isim]
Araba, hayvan vb.nin taşıdığı şeylerin hepsi
- YÜN
-
-
[isim]
Koyun tüyü
- "Bu şiltenin yünü az gelmiş."
-
[sıfat]
Bu tüyden yapılmış
- "Sırtımdaki kırmızı yün hırkam devamlı su çekiyordu."
-
[isim]
Koyun tüyü
- HEY
-
-
[ünlem]
Seslenmek veya ilgi ve dikkat çekmek için söylenen bir söz
- "Hey, çocuklar! Gelin bakalım. Hey arkadaş! Ayağıma basıyorsun."
-
Sitem, yakınma, azar, beğenme vb. çeşitli duyguları anlatan cümlelerde kullanılan bir söz
- "Hey talih! Böyle mi olacaktı? Hey akılsız çocuk! Ateşi ne diye ellersin? Hey Allah'ım! Bu ne güzellik."
-
[ünlem]
Seslenmek veya ilgi ve dikkat çekmek için söylenen bir söz
- HUY
-
Kelime Kökeni: Farsça ḫūy
-
[isim]
İnsanın yaradılış ve ruh özelliklerinin, eğilimlerinin ve içgüdülerinin bütünü; doğa, mizaç, şime, tab (I), tabiat
- "Can çıktıktan sonra da huy, adamı kolay kolay terk etmiyor."
-
Bakınız alışkanlık
- "Bu günden sonra geceleri dolaşma huyu edindim."
-
[isim]
İnsanın yaradılış ve ruh özelliklerinin, eğilimlerinin ve içgüdülerinin bütünü; doğa, mizaç, şime, tab (I), tabiat
- KÖY
-
Kelime Kökeni: Farsça kūy
-
[isim]
Belediye teşkilatına sahip olmayan, ortak veya özel malları bulunan, nüfusu iki binden aşağı olan, genellikle tarımsal alanda çalışılan, konutları ve öteki yapıları bu hayata uygun yerleşim birimi; köylük yer, köy yeri, karye
- "Vatanseverlik, doğduğu yeri, evini, köyünü, müstakil devlet sınırları içinde memleketini sevmektir."
-
Böyle bir yerleşim biriminde oturan halkın bütünü
- "Bu olay üzerine bütün köy ayağa kalktı."
-
[isim]
Belediye teşkilatına sahip olmayan, ortak veya özel malları bulunan, nüfusu iki binden aşağı olan, genellikle tarımsal alanda çalışılan, konutları ve öteki yapıları bu hayata uygun yerleşim birimi; köylük yer, köy yeri, karye
- YÜZ
-
-
[isim]
Doksan dokuzdan sonra gelen sayının adı
-
Bu sayıyı gösteren 100 ve C rakamlarının adı
-
[sıfat]
On kere on, doksan dokuzdan bir artık
-
Kere, kat vb. kelimeler ile birlikte kullanılarak yapılan işin çokluğunu abartılı bir biçimde anlatan söz
- "Hikmet Bey'in kurum ve edası, her zamankinden belki yüz kat üstündü."
-
[isim]
Doksan dokuzdan sonra gelen sayının adı
- BEY
-
-
[isim]
Erkek adlarından sonra kullanılan saygı sözü
- "Eniştem Neyyir Bey'i kimin vurduğunu ben biliyorum."
-
Erkek özel adları yerine kullanılan bir söz
- "Bir bey sizi aradı."
-
Bakınız koca (I)
- "İki yol var önünde, ya beyinin dilini öğrenirsin ya beyin senin dilini."
-
Bakınız as (II)
- "Gerçekten de doktora bir bey ile iki yedili gelmişti."
-
Erkek sıfatlarından sonra kullanılan bir saygı sözü
- "Hepsi yalandı; bayan kumarbaz, para tutmaz, küçük bayan kolejin en müsrif kızı, damat bey çapkının biri, mahdum bey dolandırıcı diyecek kadar paragöz..."
-
Bir yörenin ileri gelen, zengin kişisi
-
[anatomi]
Aşığın çukur yüzünün arkasındaki yumru bölge
-
[tarih]
Küçük bir devletin veya beyliğin başında bulunan kimse
- "Karaman beyi. Menteşe beyi."
-
[askerlik]
Bakınız komutan
- "Alay beyi. Uç beyi."
-
[isim]
Erkek adlarından sonra kullanılan saygı sözü
- YEĞ
-
-
[sıfat]
Bir başkasından daha çok beğenilip tercih edilen, üstün görülen; müreccah
- "Bülbül olup dili yüzünden çekmek, kanarya olup dili yüzünden çekmemekten yeğdir."
-
[sıfat]
Bir başkasından daha çok beğenilip tercih edilen, üstün görülen; müreccah