İçinde y olan 3 harfli 68 kelime var. İçerisinde Y harfi bulunan kelimeler listesini scrabble oyununda ya da Türkçe araştırmalarınızda kullanabilirsiniz. Bir de başında y harfi olan kelimeler listesine ya da sonu y harfi ile biten kelimeler listesine göz atmak isteyebilirsiniz. Ayrıca şunu da deneyebilirsiniz, işlerinizi kolaylaştıracak bir kelime bulucu: Kelime bulma makinesi

Harf Sayısına Göre Kelimeler

Kelime bulma makinesi Kelime bulma makinesi

Daha kapsamlı sonuç için lütfen kelime bulma makinesini kullanın.


Bazı kelimelerin anlamları (Kaynak : TDK)

YÖN

  1. [isim] Belli bir noktaya göre olan yer; cihet, taraf
  2. Bir şeyin belli bir noktaya baktığı yan; veçhe
    • "Binanın batı yönü."
  3. Bir yere gitmek için izlenen yol; cihet
    • "Bolu yönüne."
  4. [mecaz] Tutulacak, izlenecek yol; doğrultu, istikamet
    • "Bu yönde yapılacak araştırmalardan tiyatro tarihimiz için daha başka ipuçlarının çıkması da kuvvetle muhtemeldir." (Fahir İz)
YEM

  1. [isim] Hayvanlar için saklanan kışlık yiyecek; yeygi
  2. Kuş ve balık tutmak için tuzağa bırakılan, oltaya takılan yiyecek veya yiyecek görüntüsündeki nesne
    • "Orfozun görünmesiyle yemin kaybolması bir oldu, çocuğun da kolu koparılırcasına sarsıldı." (Halikarnas Balıkçısı)
  3. Bakınız ağızotu
  4. [mecaz] Birini aldatabilmek için hazırlanmış düzen, kullanılan kimse veya şey
  5. [argo] Bakınız rüşvet
  6. [argo] Kumarda ütülecek kimseye oyunun başında bilinçli olarak kazandırılan para
YAL

  1. [isim, ağızlardan] Köpek ve sığırlara yedirilmek için un ve kepekle hazırlanan yiyecek
YEL

  1. [isim] Bakınız rüzgâr
  2. [ağızlardan] Romatizma ağrısı
  3. [ağızlardan] Kalın bağırsaktaki gaz
YAN

  1. [isim] Bir şeyin ön, arka, alt ve üst dışında kalan bölümü; yamaç, kenar, profil
    • "Yolcuların girdiği iskele yanından kendini denize attı." (Memduh Şevket Esendal)
  2. Sağ ve solun ortak adı
    • "Yaşlı garson yanımıza geldi." (Yakup Kadri Karaosmanoğlu)
  3. Bir kimseye yakın olan yer
  4. Birlikte, beraberinde veya üstünde olma
    • "Yolculuk hâli, yanımda hiç para kalmaz ise ne yaparım diye düşündüm." (Memduh Şevket Esendal)
    • "Bir ara acıkıp yanlarında getirdikleri ekmek peyniri yediler" (Necati Cumalı)
  5. [sıfat] Ön veya arka kabul edilen yere göre sağ veya solda bulunan
  6. [sıfat] İkinci derece olan
    • "Çoğu kez yan uğraş olarak oyuncular filmcilikle uğraşıyordu." (Metin And)
  7. [sıfat] Bakınız ikincil
  8. [zarf] Bir tarafa yönelerek
    • "O zaman mindere yan oturup ayaklarını aşağı sallayarak karşılıklı yemeğe başlıyorlardı." (Sabahattin Ali)
  9. [mecaz] İstekleri karşıt olan iki kişiden veya topluluktan biri
  10. [askerlik] Savaş düzenindeki ordunun iki kanadından her biri
  11. [matematik] Bir denklemde "=" işaretiyle ayrılmış olan iki anlatımdan her biri
  12. [spor] Bakınız taç (II)
YEN

  1. [isim] Giysi kolu
    • "Yalnız ellerini yıkadı, kuruladı, yenlerini indirdi." (Ömer Seyfettin)
  2. [bitki bilimi] Yılanyastığıgiller, muzgiller vb. bitki familyalarında, çiçeklerin üzerinde bir örtü gibi duran ve çoğu renkli olan bir çiçek yaprağı
YOM

  1. [isim, ağızlardan] İyi talih, iyi haber
YOL

  1. [isim] Karada, havada, suda bir yerden bir yere gitmek için aşılan uzaklık; sırat, tarik
  2. Karada insanların ve hayvanların geçmesi için açılan veya kendi kendine oluşmuş, yürümeye uygun yer
    • "Bahçeleri bahçelere toprak yollar bağlardı." (Çetin Altan)
  3. Genellikle yerleşim alanlarını birbirine bağlamak için düzeltilerek açılmış ulaşım şeridi
    • "Yolda oynayan çocuklara ne olduğunu sordu." (Ömer Seyfettin)
  4. İçinden veya üstünden bir sıvının geçtiği, aktığı yer
    • "Su yolu. Sel yolu."
  5. Bakınız yolculuk
    • "Yola çıkmak. Yoldan kalmak."
  6. Gidiş çabukluğu, hız
    • "Bu vapurun yolu az."
  7. Davranış, tutum, gidiş veya davranış biçimi
    • "Celâl Bey'i sakal bırakma yolunda, kim, hangi örnek özendirdi diye çok düşünmüşümdür." (Haldun Taner)
  8. Uyulan ilke; sistem
    • "Duyguların eğitimi de en iyi, sanat yoluyla olur."
  9. Kumaşta bulunan çizgi
  10. Bakınız kez
    • "Tohumlar kimi yol, ısmarlandıktan üç dört ay sonra gelirdi." (Halikarnas Balıkçısı)
  11. [ağızlardan] Düğünde, oğlanevinin kızevine verdiği para, mal veya armağan
  12. [mecaz] Bir sonuca, bir amaca ulaşmak için izlenen süreç
    • "Bu yolda çok emek harcandı."
  13. [mecaz] Bir amaca ulaşmak için başvurulması gereken çare
    • "Bu işi yapmanın bir yolu vardır."
YOK

  1. [sıfat] Bulunmayan, mevcut olmayan (nesne, kimse vb.); namevcut, nanay var karşıtı
  2. [isim] Olmayan, bulunmayan şey
    • "Sen yoktan anlamaz mısın?"
  3. [isim] Bakınız yasak
    • "İçki, sigara yok."
  4. [ünlem] "Hayır" anlamında kullanılan bir söz
    • "Geldiler mi? -Yok, daha gelmediler."
  5. [bağlaç] Birbirine karşıt iki cümleden, ikincisinin başına getirilen bir söz
    • "Verdiler, ne âlâ; yok vermediler, döner gelirsin."
  6. [bağlaç] Birinin söylediği sözlerden genelde kuşkulanıldığında veya sözler hafifsendiğinde kullanılan bir söz
    • "Yok kâğıdı kalmamış, yok mürekkebi iyi değilmiş, hasılı bir alay bahaneler!"
    • "Yok ben seni adam ettim, yok haddini bil, yok üstümüze düşeni yapalım." (Attilâ İlhan)
  7. [ünlem] Savunulan bir düşünceyi doğrulayan ifadenin başına getirilen bir söz
    • "Yok, doğrusu iyi adam, kim ne derse desin."
YEK

Kelime Kökeni: Farsça yek

  1. [sıfat] Bakınız bir
GEY

Kelime Kökeni: İngilizce gay

  1. [isim] Eş cinsel olan erkek
OYA

  1. [isim] Genellikle ipek ibrişim kullanarak iğne, mekik, tığ veya firkete ile yapılan ince dantel
    • "Dikişe, oyaya başladı, hanım hanımcık yaşıyordu, memnundu." (Refik Halit Karay)
YÜK

  1. [isim] Araba, hayvan vb.nin taşıdığı şeylerin hepsi
    • "Çölde yük götüren vasıta develer, insan taşıyan vasıta hecinlerdir." (Falih Rıfkı Atay)
  2. Bir şeyin ağırlığı
  3. Araba, hayvan vb.nin taşıyabildiği miktar
    • "Bir araba yükü odun."
  4. Bakınız eşya
    • "Bütün yükü bu bavul."
  5. [mecaz] Birinin üzerine almak zorunda kaldığı ağır görev; hamule
    • "Ben bu yükün altına giremem. Bu yüke herkes katlanamaz."
  6. [mecaz] Tedirginlik veren şey
  7. [fizik] Bir cismin yüzeyinde biriken elektrik miktarı
  8. [tarih] Yüz bin kuruşluk mal veya tutar
    • "Mademki öyledir, bir yük getirip satan herkes iki akçe versin." (Tarık Buğra)
  9. Doğacak bebek
  10. [eskimiş] Bakınız yüklük
    • "Haydi şu yüke giriver!.." (Sait Faik Abasıyanık)
YÜN

  1. [isim] Koyun tüyü
    • "Bu şiltenin yünü az gelmiş."
  2. [sıfat] Bu tüyden yapılmış
    • "Sırtımdaki kırmızı yün hırkam devamlı su çekiyordu." (Ayla Kutlu)
HEY

  1. [ünlem] Seslenmek veya ilgi ve dikkat çekmek için söylenen bir söz
    • "Hey, çocuklar! Gelin bakalım. Hey arkadaş! Ayağıma basıyorsun."
  2. Sitem, yakınma, azar, beğenme vb. çeşitli duyguları anlatan cümlelerde kullanılan bir söz
    • "Hey talih! Böyle mi olacaktı? Hey akılsız çocuk! Ateşi ne diye ellersin? Hey Allah'ım! Bu ne güzellik."
HUY

Kelime Kökeni: Farsça ḫūy

  1. [isim] İnsanın yaradılış ve ruh özelliklerinin, eğilimlerinin ve içgüdülerinin bütünü; doğa, mizaç, şime, tab (I), tabiat
    • "Can çıktıktan sonra da huy, adamı kolay kolay terk etmiyor." (Reşat Nuri Güntekin)
  2. Bakınız alışkanlık
    • "Bu günden sonra geceleri dolaşma huyu edindim." (Reha Mağden)
KÖY

Kelime Kökeni: Farsça kūy

  1. [isim] Belediye teşkilatına sahip olmayan, ortak veya özel malları bulunan, nüfusu iki binden aşağı olan, genellikle tarımsal alanda çalışılan, konutları ve öteki yapıları bu hayata uygun yerleşim birimi; köylük yer, köy yeri, karye
    • "Vatanseverlik, doğduğu yeri, evini, köyünü, müstakil devlet sınırları içinde memleketini sevmektir." (Orhan Seyfi Orhon)
  2. Böyle bir yerleşim biriminde oturan halkın bütünü
    • "Bu olay üzerine bütün köy ayağa kalktı."
YÜZ

  1. [isim] Doksan dokuzdan sonra gelen sayının adı
  2. Bu sayıyı gösteren 100 ve C rakamlarının adı
  3. [sıfat] On kere on, doksan dokuzdan bir artık
  4. Kere, kat vb. kelimeler ile birlikte kullanılarak yapılan işin çokluğunu abartılı bir biçimde anlatan söz
    • "Hikmet Bey'in kurum ve edası, her zamankinden belki yüz kat üstündü." (Sermet Muhtar Alus)
BEY

  1. [isim] Erkek adlarından sonra kullanılan saygı sözü
    • "Eniştem Neyyir Bey'i kimin vurduğunu ben biliyorum." (Reşat Nuri Güntekin)
  2. Erkek özel adları yerine kullanılan bir söz
    • "Bir bey sizi aradı."
  3. Bakınız koca (I)
    • "İki yol var önünde, ya beyinin dilini öğrenirsin ya beyin senin dilini." (Tarık Dursun K)
  4. Bakınız as (II)
    • "Gerçekten de doktora bir bey ile iki yedili gelmişti." (Tarık Buğra)
  5. Erkek sıfatlarından sonra kullanılan bir saygı sözü
    • "Hepsi yalandı; bayan kumarbaz, para tutmaz, küçük bayan kolejin en müsrif kızı, damat bey çapkının biri, mahdum bey dolandırıcı diyecek kadar paragöz..." (Münevver Ayaşlı)
  6. Bir yörenin ileri gelen, zengin kişisi
  7. [anatomi] Aşığın çukur yüzünün arkasındaki yumru bölge
  8. [tarih] Küçük bir devletin veya beyliğin başında bulunan kimse
    • "Karaman beyi. Menteşe beyi."
  9. [askerlik] Bakınız komutan
    • "Alay beyi. Uç beyi."
YEĞ

  1. [sıfat] Bir başkasından daha çok beğenilip tercih edilen, üstün görülen; müreccah
    • "Bülbül olup dili yüzünden çekmek, kanarya olup dili yüzünden çekmemekten yeğdir." (Nâzım Hikmet)
Kelime Anlamları Kaynağı : Türk Dil Kurumu Güncel Türkçe Sözlüğü