İçinde yü olan 8 harfli 65 kelime var. İçerisinde YÜ bulunan kelimeler listesini scrabble oyununda ya da Türkçe araştırmalarınızda kullanabilirsiniz. Bir de başında yü olan kelimeler listesine ya da sonu yü ile biten kelimeler listesine göz atmak isteyebilirsiniz. Ayrıca şunu da deneyebilirsiniz, işlerinizi kolaylaştıracak bir kelime bulucu: Kelime bulma makinesi
Harf Sayısına Göre Kelimeler
Daha kapsamlı sonuç için lütfen kelime bulma makinesini kullanın.
Bazı kelimelerin anlamları (Kaynak : TDK)
- DEVETÜYÜ
-
-
[isim]
Bakınız açık kahverengi
-
[sıfat]
Bu renkte olan
- "Sırtına yeni aldığı devetüyü uzun ropdöşambırını geçirdi."
-
[isim]
Bakınız açık kahverengi
- YÜZLENME
-
-
[isim]
Yüzlenmek işi
-
[isim]
Yüzlenmek işi
- YÜZBEYÜZ
-
Kelime Kökeni: Türkçe yüz + Farsça -be + Türkçe yüz
-
[zarf, mecaz]
Bakınız karşı karşıya
- "Sonra bir kez karşılaştılar yüzbeyüz, sonra bir yılbaşı akşamı."
-
[zarf, mecaz]
Bakınız karşı karşıya
- İKİYÜZLÜ
-
-
[sıfat, mecaz]
Özü sözü bir olmayan; yüze gülücü, yalabık, riyakâr, mürai
- "Kocasının zayıf bir adam olduğunu bilmez miydi, bilirdi, şimdi bir de ikiyüzlü olduğunu gözleriyle görüyordu."
-
[sıfat, mecaz]
Özü sözü bir olmayan; yüze gülücü, yalabık, riyakâr, mürai
- YÜKÇÜLÜK
-
-
[isim]
Bakınız taşıyıcılık
-
Bakınız hamallık
-
[isim]
Bakınız taşıyıcılık
- YÜKLEYİŞ
-
-
[isim]
Yüklemek işi
-
[isim]
Yüklemek işi
- YÜZLEŞME
-
-
[isim]
Yüzleşmek işi; muvacehe
-
[isim]
Yüzleşmek işi; muvacehe
- BÜYÜLTEÇ
-
-
[isim]
Fotoğraf ve resim büyültmeye, büyültüp basmaya yarayan aygıt; agrandisör
- "Bir ellerinde büyülteç, öbür ellerinde cımbız, bir kötülük, bir aksaklık, bir yetersizlik…"
-
[isim]
Fotoğraf ve resim büyültmeye, büyültüp basmaya yarayan aygıt; agrandisör
- YÜZLETME
-
-
[isim]
Yüzletmek işi
-
[isim]
Yüzletmek işi
- YÜZSÜZCE
-
-
[zarf]
Utanmaz, sıkılmaz bir biçimde
- "Onu yakından çehreme, gözlerimin içine bakmaya mecbur etmek için âdeta yüzsüzce uğraşıyordum."
-
[zarf]
Utanmaz, sıkılmaz bir biçimde
- YÜREKTEN
-
-
[zarf]
Bakınız içten
- "İlk zamanlarda olduğu gibi şöyle içten ve yürekten konuştukları bir anları olmuyordu."
-
[zarf]
Bakınız içten
- TAGAYYÜR
-
Kelime Kökeni: Arapça taġayyur
-
[isim, eskimiş]
Değişme, başkalaşma
- "Onun çehresindeki tagayyür, muhatabının gözünden de kaçmadı."
-
Bozularak değişme
-
[isim, eskimiş]
Değişme, başkalaşma
- TEHEYYÜÇ
-
Kelime Kökeni: Arapça teheyyuc
-
[isim, eskimiş]
Bakınız heyecan
- "Genç kızın kızarmış yüzünde teheyyüç görünüyordu."
-
[isim, eskimiş]
Bakınız heyecan
- YÜZLÜLÜK
-
-
[isim]
Yüzlü olma durumu
-
[isim]
Yüzlü olma durumu
- BÜYÜKBAŞ
-
-
[isim]
Eti, sütü ve derisinden yararlanılan sığır, manda vb. hayvanların genel adı; kocabaş
-
[mecaz]
Makam mevki sahibi kimse
- "Kim bilir yukarılarda hangi büyükbaşları tanıyor?"
-
[isim]
Eti, sütü ve derisinden yararlanılan sığır, manda vb. hayvanların genel adı; kocabaş
- YÜKLEMEK
-
-
[-e, -i]
Bir yere, taşınması için belli ağırlıkta eşya veya araç gereç koymak
-
Bir bilgisayar, disket vb.ne gerekli bilgileri aktarmak
-
Belli bir hizmeti kullanabilmek için özel bir karta gerekli verileri aktarmak
- "Karta elli liralık gaz yükledim."
-
[mecaz]
Bir yükümlülük altına sokmak, sorumlu tutmak
- "Çocuğun bakımını ona yüklediler."
-
[mecaz]
Bir suçu birinin üstüne atmak
- "Suçuna bakmadan bir de bu vaziyetten beni mesul tutmak istiyor, kabahati bana yüklüyor."
-
[-e, -i]
Bir yere, taşınması için belli ağırlıkta eşya veya araç gereç koymak
- YÜKÇEKER
-
-
[isim]
Yükleri bir noktadan başka bir noktaya götürmekte kullanılan araç
-
[isim]
Yükleri bir noktadan başka bir noktaya götürmekte kullanılan araç
- YÜZLEMEK
-
-
[-i]
Kusurunu veya suçunu yüzüne karşı söyleyip birini utandırmak
-
Bakınız şımartmak
-
Yastık, yorgan vb.nin yüzlerini değiştirmek
-
[-i]
Kusurunu veya suçunu yüzüne karşı söyleyip birini utandırmak
- YÜKSELME
-
-
[isim]
Yükselmek işi; itila
- "Pencereden çıkıp göğe yükselmeye başladı."
-
Bakınız terfi
- "Hâkimler ve savcılar altmış beş yaşını bitirinceye kadar hizmet görürler; askerî hâkimlerin yaş haddi, yükselme ve emeklilikleri kanunda gösterilir."
-
[coğrafya]
Suların kabararak yüzeyinin yükseğe çıkması
- "Filika hafif hafif sallanıyor, denizin alçalıp yükselmesine ayak uydurmuş."
-
[jeoloji]
Yer kabuğunun yerin düşey salınımından ileri gelen hareketi
-
[isim]
Yükselmek işi; itila
- BÜYÜLTME
-
-
[isim]
Bakınız büyütme
- "İşin içinde bir büyültme, bir şişirme var."
-
Fotoğraf ve resimlere boyut kazandırma işlemi; agrandisman
-
[isim]
Bakınız büyütme