İçinde uç olan 5 harfli 18 kelime var. İçerisinde UÇ bulunan kelimeler listesini scrabble oyununda ya da Türkçe araştırmalarınızda kullanabilirsiniz. Bir de başında uç olan kelimeler listesine ya da sonu uç ile biten kelimeler listesine göz atmak isteyebilirsiniz. Ayrıca şunu da deneyebilirsiniz, işlerinizi kolaylaştıracak bir kelime bulucu: Kelime bulma makinesi

Harf Sayısına Göre Kelimeler

Kelime bulma makinesi Kelime bulma makinesi

Daha kapsamlı sonuç için lütfen kelime bulma makinesini kullanın.


Bazı kelimelerin anlamları (Kaynak : TDK)

UÇKUN

  1. [sıfat] Uçmuş, fırlamış
    • "Ve biz sanki dünyalar öncesinde / Gibi dumanlarda uçkun, vücutsuz" (Ahmet Muhip Dıranas)
  2. [isim, ağızlardan] Ateşten fırlayan ve etrafa saçılan kıvılcım
UÇMAK

  1. [nesnesiz] Kuş, kanatlı böcek vb. hareketli kanatları yardımıyla havada düşmeden durmak, havada yol almak
    • "Biraz havalanıp bir başka kayaya kadar uçtu." (Sait Faik Abasıyanık)
  2. Uçak vb. araçlar özel mekanizma ile yerden yükselmek, havada yol almak
    • "Uçak bir süre daha ormanların üstünde uçtuktan sonra yükselmeye başladı." (Adnan Özyalçıner)
  3. Sıvı gaz veya buhar durumuna geçip havaya dağılmak
  4. Rengi solmak
    • "Rengi birdenbire uçtu." (Peyami Safa)
  5. Rüzgâr veya başka bir itici güçle yerinden ayrılıp uzağa gitmek
    • "Bu gece tahta perde uçmuş."
  6. Yüksek yerden düşmek veya yuvarlanmak
    • "Haydaaa, terliğin sol teki kaçtı, tırabzana çarpa çarpa aşağıya uçuverdi." (Sâmiha Ayverdi)
  7. Belirmek, dolaşmak, gezinmek
    • "Sakalı yeni çıkmış, yüzünde çocukça ifadeler uçuyordu." (Sait Faik Abasıyanık)
  8. Patlayıcı veya yanıcı bir maddeyle parçalanmak
    • "Bu baruthane yıldırım düşmesi sonucu havaya uçmuştu." (Yüksel Yoldaş Demircanlı)
  9. Uçar gibi dalgalanmak
    • "Elleri trençkotunun cebinde, gözlerini karşı kıyıya dikmiş, saçları savrulurcasına geriye uçuyor." (Attilâ İlhan)
  10. Çok hızlı gitmek
    • "Hele bir asfalta çıkalım görürsünüz bey, derdi. Uçar bu bizim külüstür." (Reşat Nuri Güntekin)
  11. Hava yolu ile gitmek
    • "Yarın İstanbul’a uçuyorum."
  12. [mecaz] Yok olmak, ortadan kaybolmak
    • "Bütün kararları uçmuştu. Yüzünde iradesiz hatlar belirdi." (Sait Faik Abasıyanık)
  13. [mecaz] Çok sevinmek
    • "Hasta olmadığını anlayınca da anasından yeni doğmuş kadar sevinmiş, havalara uçmuştu." (Halide Alptekin)
  14. [mecaz] Gerçek hayattan uzaklaşıp düşlere dalmak
  15. [argo] Keyif verici veya uyuşturucu madde aldıktan sonra kendinden geçmek
  16. [şaka yollu] İzni olmadan alınmak, aşırılmak
    • "Bizim kitaplar uçmuş."
  17. [din bilimi] Dinî inanışa göre ruh ölümden sonra göğe yükselmek
  18. Kesilip yerinden kopmak
    • "Kellesi bir vuruşta uçtu."
SUÇLU

  1. [sıfat] Suç işlemiş, suçu olan (kimse); mücrim
    • "Suçluların ani, delice hareketleri gizli kalabilirdi." (Aka Gündüz)
UÇMAN

  1. [isim] Bakınız pilot
UÇKUR

  1. [isim] Şalvar veya iç donunun belde durmasını sağlamak için bele gelecek kısımlara geçirilen bağ
    • "Bir defasında tuvalete gittiğimde uçkur koptu, pantolonumu giyip dükkâna geldim, durumu babama söyledim." (Mustafa Öz)
  2. Torba, kese vb. şeylerin ağzını büzmek için bunlara geçirilen bağ
    • "Torbanın uçkur tarafı, gözle kulak arasındaki mesafeye getirir ve boğazın altında sıkıca bağlanarak gazın kaçmasına mâni olunur." (Hasan Şükrü Oytun)
  3. [mecaz] Cinsel duygu veya ilişki
    • "Doktorlar falan filan hap, banyo ve uçkur perhizi tavsiye etmiş." (Burhan Felek)
KUMUÇ

  1. [isim, ağızlardan] Sivrisineğe benzer çok küçük bir tür sinek
    • "Bir kırlangıç bütün bir yaz ayı boyunca iki milyona yakın kumuç, tatarcık, sinek yutarmış diye bir yerde mi okudum yoksa gelişigüzel uyduruyor muyum?" (Sait Faik Abasıyanık)
SURUÇ

  1. [isim] Şanlıurfa iline bağlı ilçelerden biri
UÇSUZ

  1. [sıfat] Ucu, sonu olmayan
    • "Geçen günlerim bana dalgaları sayılmayan uçsuz bir deniz gibi göründü." (Halide Edip Adıvar)
BODUÇ

  1. [isim, ağızlardan] Ağaç veya topraktan yapılmış, testi biçiminde küçük su kabı
    • "Tarlaya iki tas yerine üç tas pilav geliyor, yanında da bir boduç ayran oluyordu artık." (Namık Doymuş)
UÇARI

  1. [sıfat] Ele avuca sığmaz, çok haşarı (kimse)
    • "Ben azami derecede haşarı ve uçarı bir çocuktum." (Yahya Kemal Beyatlı)
  2. Kendini çeşitli eğlencelere vermiş, zevk ve eğlenceye düşkün (kimse); sefih
    • "Yazar dediğin biraz uçarı, serseri mizaç olmalı değil midir?" (Haldun Taner)
  3. [mecaz] Bakınız havai
PULUÇ

  1. [sıfat] Cinsel gücü olmayan (erkek)
HURUÇ

Kelime Kökeni: Arapça ḫurūc

  1. [isim, eskimiş] Dışarı çıkma, çıkış
  2. İsyan etme
KUÇMA

  1. [isim] Kuçmak işi
HAVUÇ

Kelime Kökeni: Farsça hevīc

  1. [isim, bitki bilimi] Maydanozgillerden, koni biçimindeki etli kökü için sebze olarak yetiştirilen, iki yıllık otsu bir kültür bitkisi; pürçekli, yeregeçen (Daucus carota)
BUÇUK

  1. [sıfat] ... ve yarım
    • "Üç buçuk senedir ben bu sallantıya şahit oldum." (Peyami Safa)
UÇUCU

  1. [sıfat] Uçma yeteneği veya özelliği olan; tayyar
  2. Düşük sıcaklıkta hızla buharlaşma özelliği olan
  3. Uçak kullanma yeteneği olan
    • "Mezun olan subaylardan uçuculuk muayenesini kazananlar uçucu pilot subay olurlar." (İsmail Sivri)
  4. [isim] Bakınız pilot
SONUÇ

  1. [isim] Bir olayın doğurduğu başka bir olay veya durum; netice
  2. Bir gelişim veya girişimden elde edilen şey
    • "Sınav sonucu."
  3. Öz, özet
  4. [spor] Sürmekte olan veya biten bir yarışmanın veya spor karşılaşmasının sayı bakımından durumu; skor
  5. [edebiyat] Yazının veya sözün bitiş bölümü
PABUÇ

Kelime Kökeni: Farsça pāpūş

  1. [isim] Bakınız ayakkabı
    • "Altları delinmiş, kat kat pençeli pabuçlarını çıkardı, ağır ağır çıktı merdiveni." (Orhan Kemal)
  2. Masa, sandalye vb. mobilyaların ayaklarına takılan metal veya plastik eklenti
  3. [fizik] İletken telleri elektrik birimlerine bağlayan veya cıvatalı bağlantıyı sağlayan parça
  4. [mimarlık] Bina kolonlarının temeldeki basma yüzeyinin geniş ve daha güçlü olarak yoğunlaştırılmış bölümü
Kelime Anlamları Kaynağı : Türk Dil Kurumu Güncel Türkçe Sözlüğü