İçinde urm olan 6 harfli 8 kelime var. İçerisinde URM bulunan kelimeler listesini scrabble oyununda ya da Türkçe araştırmalarınızda kullanabilirsiniz. Bir de başında urm olan kelimeler listesine ya da sonu urm ile biten kelimeler listesine göz atmak isteyebilirsiniz. Ayrıca şunu da deneyebilirsiniz, işlerinizi kolaylaştıracak bir kelime bulucu: Kelime bulma makinesi

Harf Sayısına Göre Kelimeler

Kelime bulma makinesi Kelime bulma makinesi

Urm Harfleri ile Yazılabilecek Kelimeler

M R U

3 Harfli Kelimeler

RUM

2 Harfli Kelimeler

UR

Daha kapsamlı sonuç için lütfen kelime bulma makinesini kullanın.


Bazı kelimelerin anlamları (Kaynak : TDK)

VURMAK

  1. [-e] Elini veya elinde tuttuğu bir şeyi bir yere veya bir kimseye hızla çarpmak; çakmak, geçirmek, inmek
    • "Masaya vurmak. Birinin başına vurmak."
  2. [-i] Ses çıkarmak için bir şeyi başka bir şey üzerine hızlıca çarpmak
    • "Kapılarını vurmadan, kartını göstermeden, kademeye aldırmadan odalara giriyor." (Refik Halit Karay)
  3. Etkisi bir yere kadar ulaşmak
    • "Su dışarı vurdu."
  4. Duyulmak, hissedilmek
  5. Üzerinde görünmek, üzerine düşmek, yansımak, aksetmek
    • "Yıkık damından içeriye parça parça güneş vurur." (Refik Halit Karay)
  6. Olumsuz yönde etkilemek
    • "Kriz kitap dünyasını da vurdu."
  7. [-e, -i] Hızla değmek, çarpmak
    • "Arabalar aniden birbirine vurdu. Ayağını güm güm yere vurarak..."
  8. Bir yere bir şey sürmek
    • "Duvara boya, tahtaya cila vurmak istedi."
  9. Takmak, koymak, bağlamak
    • "Seni buradan ellerine kelepçe, ayaklarına zincir vurup öyle götürecekler!" (Yakup Kadri Karaosmanoğlu)
  10. Bağlamak, ilişkilendirmek
    • "Bohçacı ve yazmacı kadınların tuhaflığına vurarak etrafını alırlar." (Refik Halit Karay)
  11. Olduğundan başka biçimde görünmek
    • "Deliliğe vurmak."
  12. [nesnesiz] Batıcı veya kesici cisimleri saplamak, kakmak
    • "Bıçak vurmak."
  13. [nesnesiz] Uygulamak, basmak, koymak
    • "Damga vurmak."
  14. Ses çıkarmak, ses vermek, çalmak
  15. [-i] Amaçladığı şeye rast getirmek
  16. [-i] Silahla yaralamak, öldürmek
    • "Bir gün kızı kurtarmışlar, ayıyı vurmuşlar." (Halide Edip Adıvar)
  17. Dokunmak, hasta etmek
    • "Bizim evin bacası çekmiyor. Bütün kış, maaile kömür vuruyor bizi bu yüzden." (Nâzım Hikmet)
  18. [nesnesiz] Soğuk, dolu vb. ürünlere zarar vermek
    • "Dolu, bu yıl ekinlerin çoğunu vurmuş." (Fikret Otyam)
  19. [nesnesiz] Kalp atmak, çarpmak
    • "Kalbi öylesine kopacakmış gibi vuruyordu."
  20. Piyango vb. çıkmak, isabet etmek
  21. [-i] Desteklemek, dayamak
    • "Akşam olunca kapının desteğini vurduk."
  22. Koymak, yerleştirmek
    • "Hamalın biri sırtına koca bir ayna vurmuş götürüyordu." (Haldun Taner)
  23. Bir şeyi başka bir şey üzerine koymak
  24. Tavla oyununda pulu kırmak
  25. [mecaz] Manevi olarak yaralamak
  26. [argo] İçki içmek
  27. [argo] Kadeh tokuşturmak
  28. [-i, argo] Herhangi bir biçimde haksız yoldan para almak, soymak
    • "Birinin on milyon lirasını vurmak."
  29. [-e, -i, matematik] Çarpma işlemini yapmak
    • "İkiyi dörde vurursak sekiz eder."
KURMAY

  1. [isim, askerlik] Harp akademilerine girerek eğitimlerini başarıyla bitirmiş subay; erkânıharp
  2. [sıfat] Kurmaylık yetkisi ve niteliği olan (subay)
    • "Bir de erkek kardeşleri varmış, bir kurmay binbaşı." (Memduh Şevket Esendal)
KURMAK

  1. [-i] Makine, cihaz, mobilya vb.ni oluşturan parçaları birleştirerek bütün durumuna getirmek; monte etmek
    • "Geniş çöl ufukları arasında çadırlarımızı kurduk." (Falih Rıfkı Atay)
  2. Bakınız hazırlamak
    • "Kurduğu sofraya, yaptığı salataya git de bak!" (Refik Halit Karay)
  3. Yaylı, zemberekli şeylerde yayı veya zembereği germek
    • "Çocukça bir sevinçle kurduğun çalar saatleri çalıp duruyor." (Haldun Taner)
  4. Gereken şartları hazırlayıp kendi kendine olmaya bırakmak
    • "Turşu kurmak."
  5. Etkisi ve önemi geniş şeyler meydana getirmek; tesis etmek
    • "Dünyanın en büyük imparatorluklarını kuran kimlerdi?" (Orhan Seyfi Orhon)
  6. Yapmak, inşa etmek
    • "Çirkin yapıları örtecek güzel yapılar kuralım." (Nurullah Ataç)
  7. Yapmak, oluşturmak
  8. [ticaret] Ortaklık sağlamak
  9. Belli bir işte beraber çalışacak kimseleri belirlemek
    • "Teşkilatı ilçede sevilip sayılan bir avukat kurmuştu." (Tarık Buğra)
  10. Bir araya getirmek, toplamak
    • "Divan kurmak."
  11. Bakınız düşünmek
    • "Yalnız hayalle geçiniyorum, ben yalnız hayal kuruyorum." (Sait Faik Abasıyanık)
  12. Aklına koymak
    • "O gitmeyi bir kez kurdu mu artık durmaz."
  13. Zihinde büyütmek
    • "Bayram Ağa, uşakların söylediklerini kurdukça kurdu." (Halide Edip Adıvar)
  14. Sağlamak, oluşturmak
    • "Dostluk kurmak. İlişki kurmak."
  15. [mecaz] Bir kimseyi dedikodu veya telkinlerle başkasına karşı öfkelendirmek
BURMAK

  1. [-i] Bir şeyi iki ucundan tutup ekseni etrafında ters yönlere çevirerek bükmek
    • "Bazı sıkı zamanlarda öyle olur ki sırtımdan çıkan gömleği elimde burup sıktığım zaman, tekneden çıkmış çamaşır gibi zırıl zırıl su akar." (Reşat Nuri Güntekin)
  2. Hadım etmek
  3. İğdiş etmek
  4. Ağza kekre tat vermek
    • "Bu ayva ağzımı burdu."
  5. Mide, bağırsak sancımak
OTURMA

  1. [isim] Oturmak işi; kuut
    • "Bu saat, kendimi bildim bileli sofraya oturma saatimizdir." (Yusuf Ziya Ortaç)
  2. Kısa süre için konukluğa gitme
    • "Yemeğini yedikten sonra gece Vehbi dedeye oturmaya gitti." (Halide Edip Adıvar)
DURMAK

  1. [nesnesiz] Hareketsiz durumda olmak
    • "Motorlu su taşıtlarından biri de kanal rıhtımının tam bizim önümüze düşen bir noktasında demir atmış duruyordu." (Yakup Kadri Karaosmanoğlu)
  2. İşlemez olmak, çalışmamak
    • "Bileğimdeki saat durmuş." (Aka Gündüz)
  3. Bir yerde bir süre oyalanmak, eğlenmek, eğleşmek; tevakkuf etmek
    • "Yolda nerede çeşme gördümse durdum, elimi yüzümü yıkadım, su içtim." (Necati Cumalı)
  4. Sona ermek; kesilmek
    • "Yağmur durdu."
  5. Varlığını sürdürmek
    • "Türklerin yüzlerce yıl önceki kitabeleri hâlâ duruyor."
  6. Var olmak
    • "Bu kadar dersim dururken sinemaya nasıl gideyim?"
  7. Beklemek, dikilmek
    • "Oturacak değil, ayakta duracak yer yok." (Reşat Nuri Güntekin)
  8. Birisinin malı olarak bulunmak veya o malla ilişkisi olmak
    • "Yazlık eviniz hâlâ duruyor mu?"
  9. Bir yerde kalmak
    • "Artık çok durmamış, yanındaki hanımla birlikte balodan çıkmış." (Mahmut Yesari)
  10. Bir yerde olmak veya bulunmak
    • "Aspirin getirmeyeceğini adı gibi biliyordu çünkü çekmecesinde dokunulmamış bir kutu duruyordu." (Tarık Buğra)
  11. Belli bir durumda, bir görevde bulunmak
    • "Her gelişimde ben de maçları seyreder, kaleci dururdum." (Haldun Taner)
  12. Ara vermek
    • "Sabahtan beri hiç durmadım."
  13. [mecaz] Bakınız yaşamak
    • "Anneannen duruyor mu?"
  14. [yardımcı fiil] Kök veya gövdeleri sonuna -a (-e) zarf-fiil eki almış fiillere gelerek süreklilik bildiren birleşik fiiller oluşturur: Çalışadurmak, bakadurmak, getiredurmak, yiyedurmak gibi
UÇURMA

  1. [isim] Uçurmak işi
OSURMA

  1. [isim] Osurmak işi
Kelime Anlamları Kaynağı : Türk Dil Kurumu Güncel Türkçe Sözlüğü