İçinde urm olan 6 harfli 8 kelime var. İçerisinde URM bulunan kelimeler listesini scrabble oyununda ya da Türkçe araştırmalarınızda kullanabilirsiniz. Bir de başında urm olan kelimeler listesine ya da sonu urm ile biten kelimeler listesine göz atmak isteyebilirsiniz. Ayrıca şunu da deneyebilirsiniz, işlerinizi kolaylaştıracak bir kelime bulucu: Kelime bulma makinesi
Harf Sayısına Göre Kelimeler
Urm Harfleri ile Yazılabilecek Kelimeler
M R U
3 Harfli Kelimeler
RUM
2 Harfli Kelimeler
UR
Daha kapsamlı sonuç için lütfen kelime bulma makinesini kullanın.
Bazı kelimelerin anlamları (Kaynak : TDK)
- VURMAK
-
-
[-e]
Elini veya elinde tuttuğu bir şeyi bir yere veya bir kimseye hızla çarpmak; çakmak, geçirmek, inmek
- "Masaya vurmak. Birinin başına vurmak."
-
[-i]
Ses çıkarmak için bir şeyi başka bir şey üzerine hızlıca çarpmak
- "Kapılarını vurmadan, kartını göstermeden, kademeye aldırmadan odalara giriyor."
-
Etkisi bir yere kadar ulaşmak
- "Su dışarı vurdu."
-
Duyulmak, hissedilmek
-
Üzerinde görünmek, üzerine düşmek, yansımak, aksetmek
- "Yıkık damından içeriye parça parça güneş vurur."
-
Olumsuz yönde etkilemek
- "Kriz kitap dünyasını da vurdu."
-
[-e, -i]
Hızla değmek, çarpmak
- "Arabalar aniden birbirine vurdu. Ayağını güm güm yere vurarak..."
-
Bir yere bir şey sürmek
- "Duvara boya, tahtaya cila vurmak istedi."
-
Takmak, koymak, bağlamak
- "Seni buradan ellerine kelepçe, ayaklarına zincir vurup öyle götürecekler!"
-
Bağlamak, ilişkilendirmek
- "Bohçacı ve yazmacı kadınların tuhaflığına vurarak etrafını alırlar."
-
Olduğundan başka biçimde görünmek
- "Deliliğe vurmak."
-
[nesnesiz]
Batıcı veya kesici cisimleri saplamak, kakmak
- "Bıçak vurmak."
-
[nesnesiz]
Uygulamak, basmak, koymak
- "Damga vurmak."
-
Ses çıkarmak, ses vermek, çalmak
-
[-i]
Amaçladığı şeye rast getirmek
-
[-i]
Silahla yaralamak, öldürmek
- "Bir gün kızı kurtarmışlar, ayıyı vurmuşlar."
-
Dokunmak, hasta etmek
- "Bizim evin bacası çekmiyor. Bütün kış, maaile kömür vuruyor bizi bu yüzden."
-
[nesnesiz]
Soğuk, dolu vb. ürünlere zarar vermek
- "Dolu, bu yıl ekinlerin çoğunu vurmuş."
-
[nesnesiz]
Kalp atmak, çarpmak
- "Kalbi öylesine kopacakmış gibi vuruyordu."
-
Piyango vb. çıkmak, isabet etmek
-
[-i]
Desteklemek, dayamak
- "Akşam olunca kapının desteğini vurduk."
-
Koymak, yerleştirmek
- "Hamalın biri sırtına koca bir ayna vurmuş götürüyordu."
-
Bir şeyi başka bir şey üzerine koymak
-
Tavla oyununda pulu kırmak
-
[mecaz]
Manevi olarak yaralamak
-
[argo]
İçki içmek
-
[argo]
Kadeh tokuşturmak
-
[-i, argo]
Herhangi bir biçimde haksız yoldan para almak, soymak
- "Birinin on milyon lirasını vurmak."
-
[-e, -i, matematik]
Çarpma işlemini yapmak
- "İkiyi dörde vurursak sekiz eder."
-
[-e]
Elini veya elinde tuttuğu bir şeyi bir yere veya bir kimseye hızla çarpmak; çakmak, geçirmek, inmek
- KURMAY
-
-
[isim, askerlik]
Harp akademilerine girerek eğitimlerini başarıyla bitirmiş subay; erkânıharp
-
[sıfat]
Kurmaylık yetkisi ve niteliği olan (subay)
- "Bir de erkek kardeşleri varmış, bir kurmay binbaşı."
-
[isim, askerlik]
Harp akademilerine girerek eğitimlerini başarıyla bitirmiş subay; erkânıharp
- KURMAK
-
-
[-i]
Makine, cihaz, mobilya vb.ni oluşturan parçaları birleştirerek bütün durumuna getirmek; monte etmek
- "Geniş çöl ufukları arasında çadırlarımızı kurduk."
-
Bakınız hazırlamak
- "Kurduğu sofraya, yaptığı salataya git de bak!"
-
Yaylı, zemberekli şeylerde yayı veya zembereği germek
- "Çocukça bir sevinçle kurduğun çalar saatleri çalıp duruyor."
-
Gereken şartları hazırlayıp kendi kendine olmaya bırakmak
- "Turşu kurmak."
-
Etkisi ve önemi geniş şeyler meydana getirmek; tesis etmek
- "Dünyanın en büyük imparatorluklarını kuran kimlerdi?"
-
Yapmak, inşa etmek
- "Çirkin yapıları örtecek güzel yapılar kuralım."
-
Yapmak, oluşturmak
-
[ticaret]
Ortaklık sağlamak
-
Belli bir işte beraber çalışacak kimseleri belirlemek
- "Teşkilatı ilçede sevilip sayılan bir avukat kurmuştu."
-
Bir araya getirmek, toplamak
- "Divan kurmak."
-
Bakınız düşünmek
- "Yalnız hayalle geçiniyorum, ben yalnız hayal kuruyorum."
-
Aklına koymak
- "O gitmeyi bir kez kurdu mu artık durmaz."
-
Zihinde büyütmek
- "Bayram Ağa, uşakların söylediklerini kurdukça kurdu."
-
Sağlamak, oluşturmak
- "Dostluk kurmak. İlişki kurmak."
-
[mecaz]
Bir kimseyi dedikodu veya telkinlerle başkasına karşı öfkelendirmek
-
[-i]
Makine, cihaz, mobilya vb.ni oluşturan parçaları birleştirerek bütün durumuna getirmek; monte etmek
- BURMAK
-
-
[-i]
Bir şeyi iki ucundan tutup ekseni etrafında ters yönlere çevirerek bükmek
- "Bazı sıkı zamanlarda öyle olur ki sırtımdan çıkan gömleği elimde burup sıktığım zaman, tekneden çıkmış çamaşır gibi zırıl zırıl su akar."
-
Hadım etmek
-
İğdiş etmek
-
Ağza kekre tat vermek
- "Bu ayva ağzımı burdu."
-
Mide, bağırsak sancımak
-
[-i]
Bir şeyi iki ucundan tutup ekseni etrafında ters yönlere çevirerek bükmek
- OTURMA
-
-
[isim]
Oturmak işi; kuut
- "Bu saat, kendimi bildim bileli sofraya oturma saatimizdir."
-
Kısa süre için konukluğa gitme
- "Yemeğini yedikten sonra gece Vehbi dedeye oturmaya gitti."
-
[isim]
Oturmak işi; kuut
- DURMAK
-
-
[nesnesiz]
Hareketsiz durumda olmak
- "Motorlu su taşıtlarından biri de kanal rıhtımının tam bizim önümüze düşen bir noktasında demir atmış duruyordu."
-
İşlemez olmak, çalışmamak
- "Bileğimdeki saat durmuş."
-
Bir yerde bir süre oyalanmak, eğlenmek, eğleşmek; tevakkuf etmek
- "Yolda nerede çeşme gördümse durdum, elimi yüzümü yıkadım, su içtim."
-
Sona ermek; kesilmek
- "Yağmur durdu."
-
Varlığını sürdürmek
- "Türklerin yüzlerce yıl önceki kitabeleri hâlâ duruyor."
-
Var olmak
- "Bu kadar dersim dururken sinemaya nasıl gideyim?"
-
Beklemek, dikilmek
- "Oturacak değil, ayakta duracak yer yok."
-
Birisinin malı olarak bulunmak veya o malla ilişkisi olmak
- "Yazlık eviniz hâlâ duruyor mu?"
-
Bir yerde kalmak
- "Artık çok durmamış, yanındaki hanımla birlikte balodan çıkmış."
-
Bir yerde olmak veya bulunmak
- "Aspirin getirmeyeceğini adı gibi biliyordu çünkü çekmecesinde dokunulmamış bir kutu duruyordu."
-
Belli bir durumda, bir görevde bulunmak
- "Her gelişimde ben de maçları seyreder, kaleci dururdum."
-
Ara vermek
- "Sabahtan beri hiç durmadım."
-
[mecaz]
Bakınız yaşamak
- "Anneannen duruyor mu?"
-
[yardımcı fiil]
Kök veya gövdeleri sonuna -a (-e) zarf-fiil eki almış fiillere gelerek süreklilik bildiren birleşik fiiller oluşturur: Çalışadurmak, bakadurmak, getiredurmak, yiyedurmak gibi
-
[nesnesiz]
Hareketsiz durumda olmak
- UÇURMA
-
-
[isim]
Uçurmak işi
-
[isim]
Uçurmak işi
- OSURMA
-
-
[isim]
Osurmak işi
-
[isim]
Osurmak işi