İçinde ul olan 8 harfli 222 kelime var. İçerisinde UL bulunan kelimeler listesini scrabble oyununda ya da Türkçe araştırmalarınızda kullanabilirsiniz. Bir de başında ul olan kelimeler listesine ya da Sonu ul ile biten kelimeler listesine gözatmak isteyebilirsiniz. Ayrıca şunu da deneyebilirsiniz, İşlerinizi kolaylaştıracak bir kelime bulucu : Kelime bulma makinesi
Harf Sayısına Göre Kelimeler
Daha kapsamlı sonuç için lütfen kelime bulma makinesini kullanın.
Bazı kelimelerin anlamları (Kaynak : TDK)
- KOŞULMAK
-
-
[nsz]
Koşmak (II) işi yapılmak
- "Manda ve öküz koşulmuş yük arabalarının seyrekleşmesini beklemek lazımdı." (Refik Halit Karay)
-
[-e]
Sürülmek, gönderilmek
-
Herhangi biri koşmak (I)
- "Bu işin arkasından çok koşuldu."
-
[nsz]
Koşmak (II) işi yapılmak
- TUTULMAZ
-
-
[sıfat]
Yakalanmaz, ele avuca gelmez
-
[sıfat]
Yakalanmaz, ele avuca gelmez
- BULAŞMAK
-
-
[nsz]
Bir nesne, üzerine sürülen bir şey yüzünden kirlenmek
- "Tabak bulaştı."
-
[-e]
İstenilmeyen bir madde bir şeye sürülmek
- "Yüzüne gözüne yer yer kepek bulaşmıştı." (Sait Faik Abasıyanık)
-
[-e]
Hastalık geçmek, sirayet etmek
- "Çocuğa suçiçeği bulaşmış."
-
[-e]
Çatmak, sataşmak, tedirgin etmek
- "Atiye'nin ters ters yüzüne bakmasına aldırmadan yerde bir dirseğinin üstüne uzanmış keyifle yatan Seyit'e bulaştı." (Lâtife Tekin)
-
[-e]
İstemeden veya rastlantı sonucu bir işe karışmak
- "Seninle hiç alakası olmayan bu işe bulaşmak istemiyorsun." (Ahmet Ümit)
-
[nsz]
Bir nesne, üzerine sürülen bir şey yüzünden kirlenmek
- ULTRASON
-
Kelime Kökeni : Fransızca
-
[isim]
İnsan kulağının alamayacağı nitelikte olan yüksek frekanslı ses titreşimi
- "Deniz sondajlarında ultrasondan yararlanılır."
-
[isim]
İnsan kulağının alamayacağı nitelikte olan yüksek frekanslı ses titreşimi
- YARKURUL
-
-
[isim]
Alt kurul
-
[isim]
Alt kurul
- SAKULETA
-
Kelime Kökeni : Rumca
-
[isim]
Silindir biçiminde bir demirin içine çivi, cıvata vb. maddelerin doldurulması ile yapılan bir tür mermi
-
[isim]
Silindir biçiminde bir demirin içine çivi, cıvata vb. maddelerin doldurulması ile yapılan bir tür mermi
- TOPLULUK
-
-
[isim]
Nitelikleri bakımından bir bütün oluşturan kimselerin hepsi, toplum, camia, cemiyet
- "Bu müşterek duygu ve anlayış birçok zevkleri birleştirir ve bir topluluk meydana getirirdi." (Abdülhak Şinasi Hisar)
-
Aynı yerde bulunan insan kalabalığı
-
Vücudun dolgun olma durumu
-
Sanatçı grubu
-
Müzik eserlerini birden fazla ses veya sazla seslendirmek için oluşturulan grup, ansambl
- "Çok sayıda amatör topluluk sahneledi Nalınlar'ı." (Necati Cumalı)
-
[isim]
Nitelikleri bakımından bir bütün oluşturan kimselerin hepsi, toplum, camia, cemiyet
- BULDURMA
-
-
[isim]
Buldurmak işi
-
[isim]
Buldurmak işi
- BULUTÇUK
-
-
[isim]
Küçük bulut
- "Cam kırıklarına benzer, kesici, acıtıcı bulutçukların kayıp kayıp gittikleri bir gökyüzü." (Atilla İlhan)
-
[isim]
Küçük bulut
- KOLCULUK
-
-
[isim]
Kolcu olma durumu veya kolcunun işi
-
[isim]
Kolcu olma durumu veya kolcunun işi
- KOVCULUK
-
-
[isim]
Kovcu olma durumu, fitnecilik, fitçilik, gammazlık
-
[isim]
Kovcu olma durumu, fitnecilik, fitçilik, gammazlık
- OTÇULLAR
-
-
[isim]
Bitki yiyerek beslenen canlılar, otoburlar
-
[isim]
Bitki yiyerek beslenen canlılar, otoburlar
- ÇAPULACI
-
-
[isim]
Çapula yapan veya satan kimse
-
[isim]
Çapula yapan veya satan kimse
- DURULAMA
-
-
[isim]
Durulamak işi
-
[isim]
Durulamak işi
- TUTULMAK
-
-
[nsz]
Tutma işi yapılmak veya tutma işine konu olmak
- "Bir yazıhane kiralanmış, aylıkla bir otomobil tutulmuştu." (Ercüment Ekrem Talu)
-
Ay ve güneş tutulma olayına uğramak
-
Ünlü olmak, meşhur olmak
-
Tutuk duruma gelmek
-
Bir organı işleyemez olmak
- "Konuşmak için dilim, yazmak için kalemim tutuldu." (Falih Rıfkı Atay)
-
[-e]
Birine tutkun olmak, sevmek
-
[-e]
Bir işe veya birine canı sıkılmak
- "Sen filozof geçinen ukala bir adama benzersin. Bak, ben böyle şeylere fena tutulurum." (Haldun Taner)
-
[-e]
Yakalanmak
- "Hastalığa tutulduğu sıralarda bir sabun fabrikasında çalışıyordu." (Necati Cumalı)
-
[nsz]
Tutma işi yapılmak veya tutma işine konu olmak
- DURULMAK
-
-
[nsz]
Duru duruma gelmek
- "Bulanık su duruldu."
-
Gürültü, kımıldanış, karışıklık, yağış, yel dinmek, sükûn bulmak
- "Kar ve fırtına durulmuş, hava birden açıvermişti." (Haldun Taner)
-
Uslanmak, sakinleşmek
- "Canı yanan kısrak acı bir kişneme salıverdikten sonra birdenbire duruldu." (Haldun Taner)
-
[nsz]
Duru duruma gelmek
- OTURULMA
-
-
[isim]
Oturulmak işi
-
[isim]
Oturulmak işi
- DOĞRULTU
-
-
[isim]
Yön, istikamet
- "Eğitim ve öğretim, Atatürk ilkeleri ve inkılapları doğrultusunda ... devletin gözetim ve denetimi altında yapılır." (Anayasa)
-
Tutulan, izlenen yol
-
Paralel olmayan iki sonsuz doğruyu birbirinden ayırt ettiren durum
- "Düz gittiği veya geldiği düşünülen bir okun uzayda kalan izi, okun doğrultusunu gösterir."
-
Belli bir sonsuz doğrunun belirttiği tek yol, istikamet
-
[isim]
Yön, istikamet
- KULAKSIZ
-
-
[sıfat]
Kulak kepçesi olmayan
-
[sıfat]
Kulak kepçesi olmayan
- YUMULMAK
-
-
[nsz]
Kapanmak, örtülmek
-
[-e]
Kendini bir işe istekle vermek, girişmek, saldırmak, atılmak
-
Kısılmak, örtülür gibi olmak
-
[nsz]
Kapanmak, örtülmek