İçinde tur olan 7 harfli 25 kelime var. İçerisinde TUR bulunan kelimeler listesini scrabble oyununda ya da Türkçe araştırmalarınızda kullanabilirsiniz. Bir de başında tur olan kelimeler listesine ya da sonu tur ile biten kelimeler listesine göz atmak isteyebilirsiniz. Ayrıca şunu da deneyebilirsiniz, işlerinizi kolaylaştıracak bir kelime bulucu: Kelime bulma makinesi

Harf Sayısına Göre Kelimeler

Kelime bulma makinesi Kelime bulma makinesi

Tur Harfleri ile Yazılabilecek Kelimeler

R T U

3 Harfli Kelimeler

TUR

2 Harfli Kelimeler

TU, UR, UT

Daha kapsamlı sonuç için lütfen kelime bulma makinesini kullanın.


Bazı kelimelerin anlamları (Kaynak : TDK)

USTURUP

Kelime Kökeni: İtalyanca stropa

  1. [isim] “Biçimine getirmek, uygun zamanı bulmak, denk düşürmek” anlamındaki usturubuna getirmek deyiminde geçen bir söz
TARTURA

  1. [isim, ağızlardan] Çıkrıkçı çarkı
MESTURE

Kelime Kökeni: Arapça mestūre

  1. [sıfat, eskimiş] Bakınız gizli
POTURLU

  1. [sıfat] Potur giymiş olan
    • "Kıran Bey, şimdi bacaklarına dolak sarmış, siyah poturlu, keçe külahlı, göğsünde fişeklikler ve elinde mavzer, tığ gibi bir delikanlıydı." (Refik Halit Karay)
TURUNCU

Kelime Kökeni: Farsça turunc + Arapça -ī

  1. [isim] Sarı ve kırmızının karışımından ortaya çıkan renk, turunç meyvesinin rengi
  2. [sıfat] Bu renkte olan
TURNACI

  1. [isim, tarih] Yeniçeri Ocağında padişahla ava giden, av köpeklerine ve tazılara bakan, turna taşıyan bir sınıf asker
OTURTMA

  1. [isim] Oturtmak işi
  2. Halka halka kesilmiş patates, patlıcan, kabak vb. sebzelerden yapılan bir tür kıymalı yemek
SANTURİ

Kelime Kökeni: Farsça sentūr + Arapça -ī

  1. [isim] Bakınız santurcu
TURŞULU

  1. [sıfat] İçinde turşu bulunan
TURKUAZ

Kelime Kökeni: Fransızca turquoise

  1. [isim] Mavi, yeşil ve beyazın karışımından ortaya çıkan renk; turkuaz mavisi, turkuaz yeşili, firuze
  2. [sıfat] Bu renkte olan
  3. Bu renkte değerli bir taş
  4. Bu taşın rengi
LİTURYA

Kelime Kökeni: Rumca

  1. [isim, din bilimi] Bakınız kudas
TURŞUCU

  1. [isim] Turşu yapan veya satan kimse
    • "Bir turşucunun yanında çalışıyordum." (Çetin Altan)
  2. Turşu satılan dükkân
TURNİKE

Kelime Kökeni: Fransızca tourniquet

  1. [isim] İnsanların teker teker geçmesini sağlamak amacıyla bazı yerlere konulan, uçlarından biri çevresinde dönebilecek düzende yatay olarak yerleştirilmiş çarpı biçiminde araç
TURNUVA

Kelime Kökeni: Fransızca tournoi

  1. [isim, spor] Oyuncu veya takımlar arasında sırayla yapılan yarışma dizisi
    • "Şu son turnuvada dört futbolcu hastanelik olmuş." (Haldun Taner)
TURLAMA

  1. [isim] Turlamak işi
OTURMUŞ

  1. [sıfat] Yerleşik, yerleşmiş, güçlenmiş; stabil
    • "Oturmuş bir kurum."
USTURPA

Kelime Kökeni: İtalyanca stropa

  1. [isim] İnce bir halatın ucuna bir kurşun parçası bağlanarak yapılan bir çeşit kırbaç
    • "Hele Üsküdar gibi bıçkını fazla semtlerde on çocuktan üç dördünde bir bıçak, bir sustalı, bir usturpa hatta bir saldırma bulunurdu." (Burhan Felek)
  2. Gemileri süpürmekte kullanılan kaba keten, kenevir veya bozuk halat parçası
  3. Gemicileri cezalandırmak için kullanılan ucu cevizli halat
OTURMAK

  1. [-e] Vücudun belden yukarısı dik duracak biçimde ağırlığı kaba etlere vererek bir yere yerleşmek
    • "Bir sandalyenin üzerinde oturmuş, önüne bakıyordu." (Sait Faik Abasıyanık)
  2. [nesnesiz] Bu biçimde yerleştiği yerde kalmak
    • "Bakın, hikâye zordur, acımasız ve hoşgörüsüzdür. Oturursunuz ve başından kalkamazsınız." (Tarık Dursun K)
  3. [-i] Uygun gelmek, ölçüleri tam olmak
    • "Ütüsüz ve beli oturmamış pantolonunu çekti." (Tarık Buğra)
  4. [-de] Bir yerde sürekli olarak kalmak, ikamet etmek
    • "Aynı semtte oturdukları için komşu da sayılırlar." (Burhan Felek)
  5. [nesnesiz] Hiçbir iş yapmadan boş vakit geçirmek, boş durmak
    • "Böyle oturacağınıza çalışsanız olmaz mı?"
  6. [nesnesiz] Toprak veya yapı çökmek, aşağı inmek
    • "Temelin bu tarafı on santim oturmuş."
  7. [-le] Biriyle beraber yaşamak
    • "O günden beri enişte beyle oturuyorum." (Sermet Muhtar Alus)
  8. Bir işi yapmakta olmak, bir işe başlamak üzere olmak
  9. Yer almak, geçmek
    • "Valilik makamına oturdu."
  10. [nesnesiz] Benimsenmek, yerleşmek, kökleşmek
    • "Gelenekler gün geçtikçe iyice oturdu."
  11. Belli bir yörüngede dönmeye başlamak
    • "Uydu yörüngeye oturdu."
  12. Sıvı tortuları dibe çökmek, dipte toplanmak
  13. [nesnesiz] Herhangi bir durumda belli bir süre kalmak
    • "Arif gibi bir adamla çene yarışına girmek istememekle beraber susup oturamazdı." (Memduh Şevket Esendal)
TUTURUK

  1. [isim, ağızlardan] Ateş tutuşturacak çalı, çırpı, yonga vb. şeyler
    • "Bahçelerdeki servi ağaçlarının budanmasıyla toplanan çırpılar, odunlar da tuturuk olarak kullanılır ve yakılırdı." (Müjgân Üçer)
  2. [sıfat] Çok ekşi
OTURTUM

  1. [isim, müzik] Bir müzik parçasının seslendirilişinde insan sesleri ile çalgıların görevlendiriliş düzeni
Kelime Anlamları Kaynağı : Türk Dil Kurumu Güncel Türkçe Sözlüğü