İçinde tur olan 7 harfli 25 kelime var. İçerisinde TUR bulunan kelimeler listesini scrabble oyununda ya da Türkçe araştırmalarınızda kullanabilirsiniz. Bir de başında tur olan kelimeler listesine ya da sonu tur ile biten kelimeler listesine göz atmak isteyebilirsiniz. Ayrıca şunu da deneyebilirsiniz, işlerinizi kolaylaştıracak bir kelime bulucu: Kelime bulma makinesi
Harf Sayısına Göre Kelimeler
Tur Harfleri ile Yazılabilecek Kelimeler
3 Harfli Kelimeler
TUR
2 Harfli Kelimeler
TU, UR, UT
Daha kapsamlı sonuç için lütfen kelime bulma makinesini kullanın.
Bazı kelimelerin anlamları (Kaynak : TDK)
- USTURUP
-
Kelime Kökeni: İtalyanca stropa
-
[isim]
“Biçimine getirmek, uygun zamanı bulmak, denk düşürmek” anlamındaki usturubuna getirmek deyiminde geçen bir söz
-
[isim]
“Biçimine getirmek, uygun zamanı bulmak, denk düşürmek” anlamındaki usturubuna getirmek deyiminde geçen bir söz
- TARTURA
-
-
[isim, ağızlardan]
Çıkrıkçı çarkı
-
[isim, ağızlardan]
Çıkrıkçı çarkı
- MESTURE
-
Kelime Kökeni: Arapça mestūre
-
[sıfat, eskimiş]
Bakınız gizli
-
[sıfat, eskimiş]
Bakınız gizli
- POTURLU
-
-
[sıfat]
Potur giymiş olan
- "Kıran Bey, şimdi bacaklarına dolak sarmış, siyah poturlu, keçe külahlı, göğsünde fişeklikler ve elinde mavzer, tığ gibi bir delikanlıydı."
-
[sıfat]
Potur giymiş olan
- TURUNCU
-
Kelime Kökeni: Farsça turunc + Arapça -ī
-
[isim]
Sarı ve kırmızının karışımından ortaya çıkan renk, turunç meyvesinin rengi
-
[sıfat]
Bu renkte olan
-
[isim]
Sarı ve kırmızının karışımından ortaya çıkan renk, turunç meyvesinin rengi
- TURNACI
-
-
[isim, tarih]
Yeniçeri Ocağında padişahla ava giden, av köpeklerine ve tazılara bakan, turna taşıyan bir sınıf asker
-
[isim, tarih]
Yeniçeri Ocağında padişahla ava giden, av köpeklerine ve tazılara bakan, turna taşıyan bir sınıf asker
- OTURTMA
-
-
[isim]
Oturtmak işi
-
Halka halka kesilmiş patates, patlıcan, kabak vb. sebzelerden yapılan bir tür kıymalı yemek
-
[isim]
Oturtmak işi
- SANTURİ
-
Kelime Kökeni: Farsça sentūr + Arapça -ī
-
[isim]
Bakınız santurcu
-
[isim]
Bakınız santurcu
- TURŞULU
-
-
[sıfat]
İçinde turşu bulunan
-
[sıfat]
İçinde turşu bulunan
- TURKUAZ
-
Kelime Kökeni: Fransızca turquoise
-
[isim]
Mavi, yeşil ve beyazın karışımından ortaya çıkan renk; turkuaz mavisi, turkuaz yeşili, firuze
-
[sıfat]
Bu renkte olan
-
Bu renkte değerli bir taş
-
Bu taşın rengi
-
[isim]
Mavi, yeşil ve beyazın karışımından ortaya çıkan renk; turkuaz mavisi, turkuaz yeşili, firuze
- LİTURYA
-
Kelime Kökeni: Rumca
-
[isim, din bilimi]
Bakınız kudas
-
[isim, din bilimi]
Bakınız kudas
- TURŞUCU
-
-
[isim]
Turşu yapan veya satan kimse
- "Bir turşucunun yanında çalışıyordum."
-
Turşu satılan dükkân
-
[isim]
Turşu yapan veya satan kimse
- TURNİKE
-
Kelime Kökeni: Fransızca tourniquet
-
[isim]
İnsanların teker teker geçmesini sağlamak amacıyla bazı yerlere konulan, uçlarından biri çevresinde dönebilecek düzende yatay olarak yerleştirilmiş çarpı biçiminde araç
-
[isim]
İnsanların teker teker geçmesini sağlamak amacıyla bazı yerlere konulan, uçlarından biri çevresinde dönebilecek düzende yatay olarak yerleştirilmiş çarpı biçiminde araç
- TURNUVA
-
Kelime Kökeni: Fransızca tournoi
-
[isim, spor]
Oyuncu veya takımlar arasında sırayla yapılan yarışma dizisi
- "Şu son turnuvada dört futbolcu hastanelik olmuş."
-
[isim, spor]
Oyuncu veya takımlar arasında sırayla yapılan yarışma dizisi
- TURLAMA
-
-
[isim]
Turlamak işi
-
[isim]
Turlamak işi
- OTURMUŞ
-
-
[sıfat]
Yerleşik, yerleşmiş, güçlenmiş; stabil
- "Oturmuş bir kurum."
-
[sıfat]
Yerleşik, yerleşmiş, güçlenmiş; stabil
- USTURPA
-
Kelime Kökeni: İtalyanca stropa
-
[isim]
İnce bir halatın ucuna bir kurşun parçası bağlanarak yapılan bir çeşit kırbaç
- "Hele Üsküdar gibi bıçkını fazla semtlerde on çocuktan üç dördünde bir bıçak, bir sustalı, bir usturpa hatta bir saldırma bulunurdu."
-
Gemileri süpürmekte kullanılan kaba keten, kenevir veya bozuk halat parçası
-
Gemicileri cezalandırmak için kullanılan ucu cevizli halat
-
[isim]
İnce bir halatın ucuna bir kurşun parçası bağlanarak yapılan bir çeşit kırbaç
- OTURMAK
-
-
[-e]
Vücudun belden yukarısı dik duracak biçimde ağırlığı kaba etlere vererek bir yere yerleşmek
- "Bir sandalyenin üzerinde oturmuş, önüne bakıyordu."
-
[nesnesiz]
Bu biçimde yerleştiği yerde kalmak
- "Bakın, hikâye zordur, acımasız ve hoşgörüsüzdür. Oturursunuz ve başından kalkamazsınız."
-
[-i]
Uygun gelmek, ölçüleri tam olmak
- "Ütüsüz ve beli oturmamış pantolonunu çekti."
-
[-de]
Bir yerde sürekli olarak kalmak, ikamet etmek
- "Aynı semtte oturdukları için komşu da sayılırlar."
-
[nesnesiz]
Hiçbir iş yapmadan boş vakit geçirmek, boş durmak
- "Böyle oturacağınıza çalışsanız olmaz mı?"
-
[nesnesiz]
Toprak veya yapı çökmek, aşağı inmek
- "Temelin bu tarafı on santim oturmuş."
-
[-le]
Biriyle beraber yaşamak
- "O günden beri enişte beyle oturuyorum."
-
Bir işi yapmakta olmak, bir işe başlamak üzere olmak
-
Yer almak, geçmek
- "Valilik makamına oturdu."
-
[nesnesiz]
Benimsenmek, yerleşmek, kökleşmek
- "Gelenekler gün geçtikçe iyice oturdu."
-
Belli bir yörüngede dönmeye başlamak
- "Uydu yörüngeye oturdu."
-
Sıvı tortuları dibe çökmek, dipte toplanmak
-
[nesnesiz]
Herhangi bir durumda belli bir süre kalmak
- "Arif gibi bir adamla çene yarışına girmek istememekle beraber susup oturamazdı."
-
[-e]
Vücudun belden yukarısı dik duracak biçimde ağırlığı kaba etlere vererek bir yere yerleşmek
- TUTURUK
-
-
[isim, ağızlardan]
Ateş tutuşturacak çalı, çırpı, yonga vb. şeyler
- "Bahçelerdeki servi ağaçlarının budanmasıyla toplanan çırpılar, odunlar da tuturuk olarak kullanılır ve yakılırdı."
-
[sıfat]
Çok ekşi
-
[isim, ağızlardan]
Ateş tutuşturacak çalı, çırpı, yonga vb. şeyler
- OTURTUM
-
-
[isim, müzik]
Bir müzik parçasının seslendirilişinde insan sesleri ile çalgıların görevlendiriliş düzeni
-
[isim, müzik]
Bir müzik parçasının seslendirilişinde insan sesleri ile çalgıların görevlendiriliş düzeni