İçinde tmek olan 6 harfli 9 kelime var. İçerisinde TMEK bulunan kelimeler listesini scrabble oyununda ya da Türkçe araştırmalarınızda kullanabilirsiniz. Bir de başında tmek olan kelimeler listesine ya da sonu tmek ile biten kelimeler listesine göz atmak isteyebilirsiniz. Ayrıca şunu da deneyebilirsiniz, işlerinizi kolaylaştıracak bir kelime bulucu: Kelime bulma makinesi
Harf Sayısına Göre Kelimeler
Tmek Harfleri ile Yazılabilecek Kelimeler
E K M T
3 Harfli Kelimeler
KEM, KET, MET, TEK, TEM
2 Harfli Kelimeler
EK, EM, ET, KE, ME, TE
Daha kapsamlı sonuç için lütfen kelime bulma makinesini kullanın.
Bazı kelimelerin anlamları (Kaynak : TDK)
- YİTMEK
-
-
[nesnesiz]
Yok olmak, ortadan kalkmak; kaybolmak
-
Görünmez olmak
- "O gökle deniz arasındaki, gemilerin asılı kaldığı ışık genişliği yitti, gemiler denize indiler."
-
Sahip olunan bir şey elden çıkmak
-
[nesnesiz]
Yok olmak, ortadan kalkmak; kaybolmak
- TÜTMEK
-
-
[nesnesiz]
Duman veya buhar çıkarmak
- "Dumanı tütmekte olan bir vapuru görerek artık yerine dönmeyi akıl etti."
-
Ocak veya sobanın bacası dumanı çekmeyip geri vermek
- "Kahvelerin içi, tüten ocakla göz gözü görmez bir hâldeydi."
-
[mecaz]
Yaşamak, varlığını sürdürmek
- "Korkma! Sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak / Sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak"
-
[ağızlardan]
İyi veya kötü kokmak
-
[nesnesiz]
Duman veya buhar çıkarmak
- YETMEK
-
-
[nesnesiz]
Bir gereksinimi karşılayacak, giderecek nicelikte olmak
- "Gökçimen’in insanlarına, hayvanlarına yeter iyi kötü."
-
[-e]
Yeterli sebep olmak
- "İlkin uzak ve belirsiz fısıltılar biçiminde kulağına gelen sesler, onu uykusundan uyandırmaya yetmişti, çok uzaktan belli belirsiz nal sesleri duyuyordu."
-
Kötü bir davranış, durum, tutum yeterli olmak, kâfi gelmek
- "Bu zulüm artık yeter!"
-
[-e, mecaz]
Başkasına gereksinim duymamak, kendine yeter olmak
- "Kendiyle dolu, kendine yeten, olgun ve aydın bir insanın değil bir günü, bazen bir saati bile yüz binlerce lira değerinde olabilir."
-
[-e, ağızlardan]
Bir yaşa erişmek, ulaşmak
- "At dört, kız on beşe yettiği zaman / Severim kır atı bir de güzeli"
-
[nesnesiz]
Bir gereksinimi karşılayacak, giderecek nicelikte olmak
- ÖRTMEK
-
-
[-i]
Korumak, görünmez duruma getirmek veya gizlemek için üstüne bir şey koymak
- "Kadın bebeğini itina ile yatırdı, yüzünü örttü."
-
Bakınız kapamak
- "Perihan kızdı, gidip piyanonun kapağını örttü."
-
Bakınız kaplamak
- "Sarmaşıklar duvarları örtmüş."
-
[mecaz]
Kötü bir durumu belli etmemek, gizlemek, saklamak
- "Birinin suçunu örtmek."
-
[-i]
Korumak, görünmez duruma getirmek veya gizlemek için üstüne bir şey koymak
- GÜTMEK
-
-
[-i]
Hayvan veya hayvan sürüsünü önüne katıp otlatmak
- "Anasının ne hayvanları güdecek zamanı ne de dermanı vardı."
-
[nesnesiz, mecaz]
Bir düşünceyi veya bir ilkeyi gerçekleştirmeye çalışmak
-
[mecaz]
Bir kimseyi, bir topluluğu kendi düşünce ve amacı doğrultusunda yönetmek, sevk ve idare etmek
-
[-i]
Hayvan veya hayvan sürüsünü önüne katıp otlatmak
- GİTMEK
-
-
[-e]
Bir yere doğru yönelmek; gidedurmak, uzanmak
-
[-den]
Bir yerden veya bir işten ayrılmak
-
Çıkmak, ulaşmak
- "Bu yol nereye gider?"
-
Belli bir amaçla bir yere devam etmek veya bir işle uğraşmak
- "Her gün çalışmaya gidiyor."
-
[nesnesiz]
Sürmek, devam etmek
- "Ama böyle giderse Allah hemen sonunu hayırlara tebdil etsin."
-
Yakışmak, yaraşmak
- "Bu renk ona gitmedi."
-
Tüketilmek, harcanmak
- "Eline geçen paranın çoğu da İstanbul'da çoluğa çocuğa gidiyor."
-
[nesnesiz]
Götürülmek, gönderilmek
- "Haber daha yeni gitti."
-
[nesnesiz]
Yeter olmak, yetmek, yetişmek
- "İki ton kömür üç ay gider."
-
[nesnesiz]
Yürümek, yol almak
- "Bu at iyi gider."
-
[nesnesiz]
Bakınız dayanmak
- "Bu giysi iki yıl gider."
-
[nesnesiz]
Sona ermek
- "Yaz gitti, kış geldi."
-
[nesnesiz]
Herhangi bir durumda olmak
- "Yolculuk iyi gidiyor. Bakalım bu iş nasıl gidecek?"
-
[nesnesiz]
Yok olmak, elden çıkmak
- "Gemiler ve saray hepsi gitti."
-
[nesnesiz]
Bakınız ölmek
- "Ben giderim adım kalır / Dostlar beni hatırlasın"
-
Bakınız başvurmak
- "Mahkemeye gitmek."
-
[nesnesiz]
Bir şey zarar görmüş olmak
- "Duvarın boyası gitmiş."
-
[nesnesiz]
Makine, işlemek, çalışmak
- "Bu saat iyi gidiyor."
-
[-den]
Bakınız satılmak
- "Altın kaçtan gidiyor?"
-
Bakınız yapmak
- "Para ayarlamasına gitmek."
-
[mecaz]
Bir duruma, bir sonuca ulaşmak, varmak; yuvarlanmak
- "Bu işin sonu nereye gider."
-
[yardımcı fiil]
Değerlendirmek, saymak, karşılamak
- "Bu iş hoşuma gitmedi, tuhafıma gitti."
-
[-e]
Bir yere doğru yönelmek; gidedurmak, uzanmak
- BİTMEK
-
-
[nesnesiz]
Bakınız tükenmek
- "Dün akşam param bitmişti."
-
Sona ermek; tükenmek
-
[mecaz]
Çok yorulmak
-
[mecaz]
Güçsüz kalmak, çok zayıflamak
- "Biçare adam on günde limon sarısına dönmüş, incelmiş, bitmiş."
-
[-e, argo]
Çok sevmek, bayılmak, beğenmek
- "Buğulu bir sesi var. Ben böyle sese biterim."
-
[nesnesiz]
Bakınız tükenmek
- DİTMEK
-
-
[-i]
Yün, pamuk vb.ni tellere ayırarak kabartmak
-
Elle çok küçük parçalara ayırmak
- "Haşlanan etleri soğuduktan sonra didiniz."
-
[-i]
Yün, pamuk vb.ni tellere ayırarak kabartmak
- ÇİTMEK
-
-
[-i]
Bir araya getirmek; çitilemek (II), çitimek
-
Deri, örgü veya kumaştaki deliği örerek yamamak; çitilemek, çitimek
-
Tarağın dişlerini iplikle bağlayıp sıkıştırmak
-
[-i]
Bir araya getirmek; çitilemek (II), çitimek