İçinde tmak olan 7 harfli 21 kelime var. İçerisinde TMAK bulunan kelimeler listesini scrabble oyununda ya da Türkçe araştırmalarınızda kullanabilirsiniz. Bir de başında tmak olan kelimeler listesine ya da sonu tmak ile biten kelimeler listesine göz atmak isteyebilirsiniz. Ayrıca şunu da deneyebilirsiniz, işlerinizi kolaylaştıracak bir kelime bulucu: Kelime bulma makinesi
Harf Sayısına Göre Kelimeler
Tmak Harfleri ile Yazılabilecek Kelimeler
A K M T
3 Harfli Kelimeler
KAM, KAT, MAT, TAK, TAM
2 Harfli Kelimeler
AK, AM, AT, MA, TA
Daha kapsamlı sonuç için lütfen kelime bulma makinesini kullanın.
Bazı kelimelerin anlamları (Kaynak : TDK)
- AKITMAK
-
-
[-e, -i]
Akmasını sağlamak, akmasına yol açmak; dökmek
-
[-e, -i]
Akmasını sağlamak, akmasına yol açmak; dökmek
- IŞITMAK
-
-
[-i]
Bakınız aydınlatmak
- "Bulutlar geçip gidince kalan gök / Ey içimizi ışıtan has renk"
-
[-i]
Bakınız aydınlatmak
- YORTMAK
-
-
[nesnesiz, ağızlardan]
Sürekli yol yürümek
-
[mecaz]
İşsiz güçsüz gezmek
-
[nesnesiz, ağızlardan]
Sürekli yol yürümek
- AVUTMAK
-
-
[-i]
Bir kimsenin acısını veya sıkıntısını yatıştırmak; avundurmak, teselli etmek
- "Düşün, bir acın var ki ben avutamıyorum / Gidiyorsun elimden, seni tutamıyorum"
-
Bir şeyler yaparak oyalamak; eğlemek
- "Beni bebek gibi avutmak istiyordu."
-
[-i]
Bir kimsenin acısını veya sıkıntısını yatıştırmak; avundurmak, teselli etmek
- ONATMAK
-
-
[-i]
Onama işini yaptırmak
-
[-i]
Onama işini yaptırmak
- TARTMAK
-
-
[-i]
Bir şeyin birim cinsten ağırlığını bulmak
-
Bir şeyi avuç içinde sallayarak veya kaldırarak ağırlığını kestirmeye çalışmak
-
Binek hayvanlarının dizginlerini çekmek
- "Süvari daima dizginleri tartıp kısrağı zapta muktedir olduğunu ihsas etmeli."
-
[mecaz]
Bir şeyin bütün sonuçlarını düşünmek, ölçüp biçmek, hesap etmek
- "Acaba, bütün bu söylediklerinin altında bir takaza da var mı diye iyice tartıyorum, yok gibi."
-
[mecaz]
Dikkatle incelemek, değer biçmek
- "Başını ellerinin içine alarak evvela kendini bir tartmak istedi."
-
[-i]
Bir şeyin birim cinsten ağırlığını bulmak
- ARITMAK
-
-
[-i]
Temiz duruma getirmek
- "Fatma abla hastalığı süresince kocaman adamı çocuğu gibi soyup, su ılıtıp onu belki on kere ova ova yıkayıp arıttı."
-
Katışıksız duruma getirmek; tasfiye etmek
-
[-i]
Temiz duruma getirmek
- YIRTMAK
-
-
[-i]
Kâğıt, kumaş gibi bükülüp katlanan şeyleri parçalamak
- "Artık küstahlığın perdelerini yırtmasam da camlarını çatlatabilirim."
-
Vücudu kanatacak kadar derin çizmek
- "Kedi çocuğun elini yırttı."
-
Yok etmek, bastırmak
-
Sağrısını mahmuzla yaralayarak binek hayvanını alıştırmak
-
[mecaz]
Bir şeyi fazlasıyla zorlamak
- "Gırtlağımı yırtarcasına haykırırken odaya efendim pürtelaş girdi."
-
[mecaz]
Bir işi yapmaktan kurtulmak
-
[mecaz]
Kötü bir durumdan kurtulmak
- "Artık bu işten yırtman mümkün değil…"
-
[mecaz]
Köşeyi dönmek
-
[-i]
Kâğıt, kumaş gibi bükülüp katlanan şeyleri parçalamak
- ULUTMAK
-
-
[-i]
Ulumasını sağlamak
- "Şimdi ezanın sustuğu bu öksüz yurtlara çanlarını ulutmak için Selânik'e vapur vapur gelen Kafkasya Rumları yerleşiyorlardı."
-
[-i]
Ulumasını sağlamak
- ARATMAK
-
-
[-e, -i]
Arama işini bir başkasına yaptırmak
-
[mecaz]
Bir şeyin yokluğunu duyarak geri gelmesini istemek
- "Bana senden ayrı kaldığım günleri aratıyorsun."
-
[-e, -i]
Arama işini bir başkasına yaptırmak
- YONTMAK
-
-
[-i]
Bir şeye istenilen biçimi vermek için dış bölümünü keskin bir araçla biçmek, kesmek; yonmak
- "Boş zamanlarında tahta kaşık, kepçe yontar, geçimini bunları satarak sağlardı."
-
[mecaz]
Bir kimsenin azar azar parasını çekmek, birinden para sızdırmak
- "Hacı Bey'i yontacak, ondan bir hayli fazla para sızdıracaktı."
-
[mecaz]
Bir şeyi kendi görüşüne göre değerlendirmek
-
[-i]
Bir şeye istenilen biçimi vermek için dış bölümünü keskin bir araçla biçmek, kesmek; yonmak
- UZATMAK
-
-
[nesnesiz]
Uzamasına sebep olmak, uzamasını sağlamak
- "Saçlarını uzatmış, modern giyimli genç, hoş bir adam."
-
[-i]
Başı, kolları veya bacakları bir yere yöneltmek
- "Koğuşun açık duran kapısından hastalar başlarını uzatıp koridordakilere, yerde duran sedyeye bakıyorlar."
-
[-e]
Bir şeyi vermek için birine yöneltmek; atmak
- "Elçinin altın tası güzel kıza uzattığını görünce el çırptılar, bir ağızdan takıldılar."
-
Bakınız germek
- "İp uzatmak."
-
Konuşmayı, tartışmayı sürdürmek
- "Her iki odadan üçer beşer kişi lakırtıyı uzattılar."
-
[-e]
Vermek, göndermek
- "Can, topu Zeki'ye uzattı."
-
[-i]
Süreyi artırmak, temdit etmek
- "Yıllardır beklediği bu zevkli anları mümkün olduğu kadar uzatmak istediği her hâlinden belliydi."
-
Daha ileriki bir zamana atmak, sonraya bırakmak, ertelemek
-
Sürüncemede bırakmak
-
[nesnesiz]
Uzamasına sebep olmak, uzamasını sağlamak
- UNUTMAK
-
-
[-i]
Aklında kalmamak, hatırlamamak, aklından çıkmak
- "Biz şimdi Evliya'nın hayalhanesinden aktardığı tatları unutmadan gerçeklere dönelim."
-
Bir şeyi dalgınlıkla bir yerde bırakmak
- "Üst katta oturanlar da bu kapıdan işler ve anahtarlarını evde unutup da gecenin ikisinde döndüler mi Birsel'in camını yumruklayıp onu uyandırmaktan çekinmezler."
-
Bir şeyi yapamaz duruma gelmek
- "Onu da bilirdim eskiden memleketteyken amma sonradan unuttum."
-
Gereken önemi vermemek, üstünde durmamak
- "İçinde kabaran sevinçten vücudunun berelerini unutarak uyudu."
-
Hatırdan, gönülden çıkarmak
- "İyiliğini de ölünceye kadar unutmam."
-
Üzücü bir şeyin etkisinden kurtulmak
-
[-i]
Aklında kalmamak, hatırlamamak, aklından çıkmak
- ADATMAK
-
-
[-e, -i]
Adama işini yaptırmak
-
[-e, -i]
Adama işini yaptırmak
- UYUTMAK
-
-
[-i]
Uyumasını sağlamak, uyur duruma getirmek; yatırmak
- "Bana gülümsedi ve arkasından kapısı açık duran bir küçük odayı işaret etti, yavaş bas, çocukları uyuttum, dedi."
-
[mecaz]
Acı, keder vb.ni hafifletmek
- "Yeisimi uyutmak için dimağımı tarih okumakla yoruyorum."
-
[mecaz]
Bir şeyi ilgi konusu olmaktan çıkarmak, unutturmak
-
[mecaz]
Birini aldatmak, kandırmak
- "Bugün yarın diye uyuttun durdun beni."
-
[-i]
Uyumasını sağlamak, uyur duruma getirmek; yatırmak
- ILITMAK
-
-
[-i]
Ilık duruma getirmek; ılıklaştırmak
-
[-i]
Ilık duruma getirmek; ılıklaştırmak
- PORTMAK
-
-
[nesnesiz]
Sıyrılıp kaçmak, kayıp gitmek
- "Gelirken karşısına çıktıysam da nafile, tutamadım, gücüm yetmedi, porttu elimden."
-
[nesnesiz]
Sıyrılıp kaçmak, kayıp gitmek
- ISITMAK
-
-
[-i]
Sıcak duruma getirmek
- "Her gün birkaç ev kadını orada çalı çırpıyla su ısıtıp çamaşırını yıkıyor."
-
[mecaz]
Çekici, olumlu, hoş bir duruma getirmek
- "Orada kapkaranlık, soğuk geceleri ısıtan bir aydınlık vardı."
-
[-i]
Sıcak duruma getirmek
- OKUTMAK
-
-
[-i]
Okumasını, öğrenim görmesini sağlamak
- "Babamın beni büyük kentte okutacak parası olmadığı için öğretmen olmuştum."
-
[nesnesiz]
Okuma işini yaptırmak
- "Kumandan paşaya bu akşam şiir okutmak istiyoruz."
-
[nesnesiz]
Ders vermek, bir konu üzerinde yetiştirmek
- "Lisede İngilizce okutuyor."
-
[argo]
Satarak elinden çıkarmak
- "Bana iki sandık çay verdi. Bunları al okut, dedi."
-
[argo]
Bir kimseyi yankesicilik, kumar, dolandırıcılık gibi işlerde yetiştirmek
-
[-i]
Okumasını, öğrenim görmesini sağlamak
- ACITMAK
-
-
[-i]
Acılık vermek
- "Karabiber yemeği acıttı."
-
Ağrı, sızı duyulmasına sebep olmak
- "Bilmem neden, her iskarpin ayaklarımı acıtıyor."
-
[-i]
Acılık vermek