İçinde tan olan 7 harfli 72 kelime var. İçerisinde TAN bulunan kelimeler listesini scrabble oyununda ya da Türkçe araştırmalarınızda kullanabilirsiniz. Bir de başında tan olan kelimeler listesine ya da sonu tan ile biten kelimeler listesine göz atmak isteyebilirsiniz. Ayrıca şunu da deneyebilirsiniz, işlerinizi kolaylaştıracak bir kelime bulucu: Kelime bulma makinesi
Harf Sayısına Göre Kelimeler
Tan Harfleri ile Yazılabilecek Kelimeler
3 Harfli Kelimeler
ANT, TAN
2 Harfli Kelimeler
AN, AT, TA
Daha kapsamlı sonuç için lütfen kelime bulma makinesini kullanın.
Bazı kelimelerin anlamları (Kaynak : TDK)
- TANIYIŞ
-
-
[isim]
Tanımak işi
-
[isim]
Tanımak işi
- TANTANA
-
Kelime Kökeni: Arapça ṭanṭana
-
[isim]
Bakınız görkem
- "Kerim Ağa epeyce büyük bir tantana ile oğullarından birinin düğününü yapmak üzere idi."
-
Bakınız kuru gürültü
-
Gereksiz, boş söz
-
[isim]
Bakınız görkem
- RATANYA
-
Kelime Kökeni: Fransızca ratanhia
-
[isim, bitki bilimi]
Karabuğdaygillerden, basit yapraklı, kökü sürgün kesici olarak kullanılan ağaççık (Krameria triandra)
-
[isim, bitki bilimi]
Karabuğdaygillerden, basit yapraklı, kökü sürgün kesici olarak kullanılan ağaççık (Krameria triandra)
- UTANGAN
-
-
[sıfat, ağızlardan]
Bakınız utangaç
- "Uzun kirpiklerin altında utangan ve durgun düşünen iri gözlerin bir kere açılmasın; kalın kaşların bir kere çatılmasın; o zaman varlığın, benliğin köpürür, taşar!"
-
[sıfat, ağızlardan]
Bakınız utangaç
- TANILMA
-
-
[isim]
Bakınız tanınma
-
[isim]
Bakınız tanınma
- TANDANS
-
Kelime Kökeni: Fransızca tendance
-
[isim]
Bakınız eğilim
-
[isim]
Bakınız eğilim
- TANRIÇA
-
Kelime Kökeni: Türkçe tanrı + Slavca
-
[isim]
Çok tanrıcılıkta kadın tanrı; ilahe, mabude
-
[isim]
Çok tanrıcılıkta kadın tanrı; ilahe, mabude
- ESASTAN
-
-
[zarf]
Aslına dayalı olarak
- "Madem ki bütün cihan artık şarkta esaslı bir sulh arzu ediyor, bunun imkânını da esastan hazırlamak gerektir."
-
[zarf]
Aslına dayalı olarak
- HOTANTO
-
-
[isim]
Güneybatı Afrika'da yaşayan ilkel bir boy
-
[isim]
Güneybatı Afrika'da yaşayan ilkel bir boy
- HASTANE
-
Kelime Kökeni: Farsça ḫaste + ḫāne
-
[isim]
Hastalara yatarak veya ayakta tanı, tedavi ve bakım hizmetlerinin hekim, hemşire ve diğer sağlık çalışanları tarafından verildiği sağlık kuruluşu; sayrılarevi, darüşşifa, şifahane
- "Babam hastaneye gidip başhekimle görüştü."
-
[isim]
Hastalara yatarak veya ayakta tanı, tedavi ve bakım hizmetlerinin hekim, hemşire ve diğer sağlık çalışanları tarafından verildiği sağlık kuruluşu; sayrılarevi, darüşşifa, şifahane
- ATANMIŞ
-
-
[sıfat]
Atama ile işbaşına gelen
-
[sıfat]
Atama ile işbaşına gelen
- BOSTANA
-
Kelime Kökeni: Arapça bustāne
-
[isim, ağızlardan]
Domates, soğan, yeşilbiber ve pul biberin nar ekşisi ve sirke ile karışımından yapılan sulu salata
- "Burada domates, biber, soğan. Şöyle ince ince doğrayıp yap bakalım bir bostana."
-
[isim, ağızlardan]
Domates, soğan, yeşilbiber ve pul biberin nar ekşisi ve sirke ile karışımından yapılan sulu salata
- ATANMAK
-
-
[-e]
Bir göreve getirilmek; tayin edilmek
- "Doğu'ya atanan bir arkadaşları hakkında konuştuklarını işitiyorum yanlarından geçerken."
-
[-e]
Bir göreve getirilmek; tayin edilmek
- TANISIZ
-
-
[sıfat]
Tanısı olmayan
-
[sıfat]
Tanısı olmayan
- SULTANİ
-
Kelime Kökeni: Arapça sulṭānī
-
[sıfat]
Sultanlara yaraşan veya sultanlarla ilgili
- "Zevcesi, bu sultani, bu muhteşem gururuyla ne kadar güzeldi."
-
[isim, tarih]
1908'den sonra Osmanlı ülkelerinde, bugünkü lise dengi öğretim kurumu
- "Koskoca bir sultani mualliminin anası olmak!"
-
[isim, tarih]
Mısır, Trablus ve Cezayir darphanelerinde basılan Osmanlı altını
-
[isim, bitki bilimi]
Çekirdeksiz bir tür üzüm
-
[sıfat]
Sultanlara yaraşan veya sultanlarla ilgili
- TANYELİ
- ...
- TANİNLİ
-
-
[sıfat]
Bakınız tınlamalı
- "O kadar ahenkli, taninli idi."
-
[sıfat]
Bakınız tınlamalı
- ORTANCA
-
-
[sıfat]
Yaş bakımından üç kardeşin büyüğü ile küçüğü arasında bulunan
- "Ortanca erkek kardeşimle aynı yöntemi benimsemiş olması beni tedirgin ediyor."
-
Büyüklük, irilik bakımından üç nesne arasında sondan veya baştan ikinci gelen
-
[sıfat]
Yaş bakımından üç kardeşin büyüğü ile küçüğü arasında bulunan
- TANIDIK
-
-
[sıfat]
Tanışılıp konuşulan (kimse); bildik, biliş, tanış
- "Mart başlayalı kırkını geçmiş nice tanıdıklarım hastalandı."
-
Daha önceden bilinen, görülen, aşina olunan
- "Küçük kız, bir tanıdık edasıyla konuşan bu esrarlı adamı yadırgamadı."
-
[sıfat]
Tanışılıp konuşulan (kimse); bildik, biliş, tanış
- DOSTANE
-
Kelime Kökeni: Farsça dūstāne
-
[zarf, eskimiş]
Bakınız dostça
- "Bu mağazaya girdiğimiz vakit güler yüzlü ve çok dostane kabul edildik."
-
[zarf, eskimiş]
Bakınız dostça