İçinde tab olan 5 harfli 10 kelime var. İçerisinde TAB bulunan kelimeler listesini scrabble oyununda ya da Türkçe araştırmalarınızda kullanabilirsiniz. Bir de başında tab olan kelimeler listesine ya da sonu tab ile biten kelimeler listesine göz atmak isteyebilirsiniz. Ayrıca şunu da deneyebilirsiniz, işlerinizi kolaylaştıracak bir kelime bulucu: Kelime bulma makinesi

Harf Sayısına Göre Kelimeler

Kelime bulma makinesi Kelime bulma makinesi

Tab Harfleri ile Yazılabilecek Kelimeler

A B T

3 Harfli Kelimeler

BAT, TAB

2 Harfli Kelimeler

AB, AT, TA

Daha kapsamlı sonuç için lütfen kelime bulma makinesini kullanın.


Bazı kelimelerin anlamları (Kaynak : TDK)

TABİP

Kelime Kökeni: Arapça ṭabīb

  1. [isim] Bakınız hekim
    • "Bir hamlede atıldım. Evvela tabibin elinden defteri kaparak fırlattım." (Halit Ziya Uşaklıgil)
TABİR

Kelime Kökeni: Arapça taʿbīr

  1. [isim] Rüya yorumlama
  2. Bakınız yorum
    • "Düş biter bitmez tüccar uyanıverdi ve hemen rüya tabiri kitaplarını açtı." (İhsan Oktay Anar)
  3. Anlatım biçimi
    • "Bugünlük temsil sözünü kullanırken onu alışılmış bir tabir olarak alıyoruz." (Ahmet Kutsi Tecer)
  4. [eskimiş] Bakınız deyim
TABUT

Kelime Kökeni: Arapça tābūt

  1. [isim] Ölünün içine konulduğu sandık biçiminde araç; sal (II), ölü salı, dört kollu, imamkayığı
    • "Kapının önünde bekleyen ufak bir cemaat gıcırdayan tabutu sallasırt ettiler." (Ercüment Ekrem Talu)
  2. [ağızlardan] Bir yerden bir yere yumurta taşımaya yarayan uzun sandık
TABAK

Kelime Kökeni: Arapça ṭabaḳ

  1. [isim] Yiyecek koymaya yarar, az derin ve yayvan kap
    • "Kadın masaya tabak, kaşık koyuyor." (Aka Gündüz)
  2. [sıfat] Bu kabın alacağı miktarda olan
  3. İnce kat
TABUR

  1. [isim, askerlik] Dört bölükten kurulan, bir binbaşının komutasındaki asker birliği
    • "Gönderilecek askerin sekiz tabur olmasında büyük isabet vardır." (Salâh Birsel)
  2. Küme, yığın, grup
  3. Düzgün sıralar hâlinde dizilmiş insan topluluğu
TABAN

  1. [isim] Ayağın alt yüzü; aya
  2. Üstü kapalı bir yerin gezinilen, ayakla basılan yüzü; zemin, tavan karşıtı
  3. Ayakkabının alt bölümü
  4. Bakınız kaide
  5. Bir şeyin en alt bölümü; dip
  6. Değerlendirmede en alt derece
  7. Bir toplumu, bir kuruluşu oluşturan, yönetime katılmadan etkili olan kitle
    • "Partinin tabanının istekleri doğrultusunda..."
  8. Bakınız temel
  9. [coğrafya] Denizin, gölün veya akarsuyun zemini
  10. [denizcilik] Dikey duran direk, çubuk, seren vb.nin alt bölümü
  11. [matematik] Bir cismin veya bir biçimin yüksekliğini ölçmek için aşağıdan yukarıya doğru başlama noktası olarak alınan yüzey veya çizgi
    • "Piramidin tabanı. Üçgenin tabanı."
  12. [matematik] Üslü sayılarda kuvveti alınan sayı: 53 anlatımında 3 rakamı üstür, 5 ise tabandır
  13. [dil bilimi] Çekim eki almamış kelime kök veya gövdesi: göz, al-mak; burun, gözlükçü, kavur-mak vb
  14. [ağızlardan] Tarlanın düz ve verimli kesimi
  15. [eskimiş] Kılıç vb. yapımında kullanılan iyi cins demir
TABYA

Kelime Kökeni: Arapça taʿbiye

  1. [isim, askerlik] Bir bölgeyi savunmak için yapılan ve silahlarla güçlendirilen yapı; tabiye
    • "Sağ kanadın gönüllüleri de gizli geçit yıkıldığından, siper olmaksızın tabya duvarları önüne geldiler." (Ahmet Soytürk)
TABLA

Kelime Kökeni: Arapça ṭabla

  1. [isim] Satıcı vb.nin kullandığı tahtadan tepsi
    • "Bir hurmacının tablasında üstlerine vuran güneş ışığıyla parıldayan hurmalara imrenmiş." (Abdülhak Şinasi Hisar)
  2. Soba, mangal vb. şeylerin altına konulan metalden, mermerden veya tahtadan yapılan tepsiye benzer altlık
  3. Bir şeyin düz ve geniş bölümü
    • "Çadır direği tablası. Hokka takımı tablası."
  4. Geniş ve düz levha
  5. Bakınız küllük
  6. Ağaçtan veya ağaç ürünlerinden hazırlanmış, büyük yüzeyli düzgün parça
  7. [müzik] Genellikle Hindistan, Pakistan'da kullanılan, darbukaya benzer bir çalgı türü
  8. [denizcilik] Makaraların yüzlerini oluşturan, dişbudak veya karaağaçtan yapılmış dış bölümleri
  9. [spor] Okçuların kullandığı nişan levhası
TABLO

Kelime Kökeni: Fransızca tableau

  1. [isim] Bez, tahta, kâğıt vb. maddeler üzerine yapılmış yağlı boya, sulu boya, pastel veya kara kalem resim; levha
    • "Hırsımdan bazılarına tablomu bedava verdim, alın, götürün diye bağırdım." (Hüseyin Cahit Yalçın)
  2. Birbiriyle olan ilgilerine göre düzenlenerek yazılmış şeylerin hepsi
    • "Çarpım tablosu. Kronoloji tablosu."
  3. [mecaz] Yaşanan, var olan olay ve olguların hepsinin genel görünüşü; manzara
    • "Talebelik günlerimizden bazı tabloları çizmeye çalışacağım." (Halit Fahri Ozansoy)
  4. [tiyatro] Bir perdenin dekor değişikliğiyle belirlenen alt bölümü
TABİİ

Kelime Kökeni: Arapça ṭabīʿī

  1. [sıfat] Bakınız doğal
  2. Olağan, alışılmış, her zamanki gibi olan, beklenildiği gibi
    • "Sıcaklar arttıkça serin yerler aramak, âdeta tabii bir ihtiyaç hâline geliyor." (Ahmet Rasim)
  3. Sağduyuya, mantığa, olağan düzene uygun olan
    • "Beklenen cevap gelince derhâl yazılacağı tabiidir." (Atatürk)
  4. Yapmacık olmayan, doğal olan
    • "Bir milletin kendi varlığını müdafaa etmesinden daha tabii ne olabilir?" (Mehmet Kaplan)
  5. Katıksız, saf, doğal olan
    • "Tabii meyve suları."
  6. [zarf] Doğal olarak, işin gereği olarak; elbet, elbette
    • "Yurttaşlarım arasında bana bu yabancılığı çektirmemek isteyenler de oldu tabii." (Adalet Ağaoğlu)
Kelime Anlamları Kaynağı : Türk Dil Kurumu Güncel Türkçe Sözlüğü