İçinde sürme olan 14 kelime var. İçerisinde SÜRME bulunan kelimeler listesini scrabble oyununda ya da Türkçe araştırmalarınızda kullanabilirsiniz. Bir de başında sürme olan kelimeler listesine ya da sonu sürme ile biten kelimeler listesine göz atmak isteyebilirsiniz. Ayrıca şunu da deneyebilirsiniz, işlerinizi kolaylaştıracak bir kelime bulucu: Kelime bulma makinesi
Harf Sayısına Göre Kelimeler
SÜRMELENMEK
SÜRMELEMEK, SÜRMELENME
SÜRMELEME
ÖKSÜRMEK, SÜRMEDAN, SÜRMELİK, SÜRMENAJ, SÜRMESİZ
ÖKSÜRME, SÜRMELİ, SÜRMENE
SÜRMEK
SÜRME
Sürme Harfleri ile Yazılabilecek Kelimeler
5 Harfli Kelimeler
SÜMER, SÜREM, SÜRME
4 Harfli Kelimeler
SÜRE, ÜREM
3 Harfli Kelimeler
SEM, SER, ÜRE
2 Harfli Kelimeler
EM, ER, ES, ME, RE, SE, SÜ, ÜS
Daha kapsamlı sonuç için lütfen kelime bulma makinesini kullanın.
Bazı kelimelerin anlamları (Kaynak : TDK)
- SÜRMELENMEK
-
-
[nesnesiz]
Sürmeleme işi yapılmak
-
[nesnesiz]
Sürmeleme işi yapılmak
- SÜRMELEMEK
-
-
[-i]
Sürmeyi sürüp kapamak
- "İlk iş olarak hemen koştum, oda kapısını sürmeledim."
-
Göze sürme çekmek
-
[-i]
Sürmeyi sürüp kapamak
- SÜRMELENME
-
-
[isim]
Sürmelenmek işi
-
[isim]
Sürmelenmek işi
- SÜRMELEME
-
-
[isim]
Sürmelemek işi
-
[isim]
Sürmelemek işi
- SÜRMEDAN
-
Kelime Kökeni: Türkçe sürme + Farsça -dān
-
[isim, eskimiş]
Bakınız sürmelik
-
[isim, eskimiş]
Bakınız sürmelik
- SÜRMESİZ
-
-
[sıfat]
Sürme ile boyalı olmayan
-
[zarf]
Sürme ile boyalı olmaksızın
- "En solgun günlerinde bile gözlerini sürmesiz, dudaklarını boyasız bırakır."
-
[sıfat]
Sürme ile boyalı olmayan
- SÜRMENAJ
-
Kelime Kökeni: Fransızca surmenage
-
[isim, tıp]
Sürekli ve aşırı çalışmadan doğan yorgunluk, bitkinlik
-
[isim, tıp]
Sürekli ve aşırı çalışmadan doğan yorgunluk, bitkinlik
- ÖKSÜRMEK
-
-
[nesnesiz]
Solunum yolları zarlarının rahatsızlığı sebebiyle akciğerlerdeki havayı birdenbire ve gürültülü bir sesle dışarı vermek
- "Efendim, çocuk durmaz, koşar, terler, öksürür."
-
Öksürtücü bir hastalığa tutulmuş olmak
- "Çocuk öksürüyor, sokağa çıkarmamalı."
-
[nesnesiz]
Solunum yolları zarlarının rahatsızlığı sebebiyle akciğerlerdeki havayı birdenbire ve gürültülü bir sesle dışarı vermek
- SÜRMELİK
-
-
[isim]
Ağaç veya kemikten yapılan, içine göz sürmesi konulan küçük kap; sürmedan
-
[isim]
Ağaç veya kemikten yapılan, içine göz sürmesi konulan küçük kap; sürmedan
- ÖKSÜRME
-
-
[isim]
Öksürmek işi
- "Güldükten sonra hemen öksürmesinin de ilk önce sandığım gibi hastalık değil, bir nevi tik olduğu anlaşılıyordu."
-
[isim]
Öksürmek işi
- SÜRMENE
-
-
[isim]
Trabzon iline bağlı ilçelerden biri
-
[isim]
Trabzon iline bağlı ilçelerden biri
- SÜRMELİ
-
-
[sıfat]
Sürme ile boyanmış olan
- "Kirpikleri kudretten sürmelidir."
-
Sürgü ile kapatılmış olan, sürmelenmiş olan
- "Yavaşça vitrinin sürmeli camını açtı."
-
[sıfat]
Sürme ile boyanmış olan
- SÜRMEK
-
-
[-e, -i]
At, araba vb. için yönetip yürütmek, sevk etmek
- "Azapların güneş görmeyen, erkeklerden saklanan güzel kızları şimdi üstlerine eski elbiselerini giymişler, başlarına yırtık şallarını örtmüşler, kimisi araba sürüyor, kimisi yerde yürüyor."
-
Başlamış bir iş veya durum devam etmek
-
Önüne katıp götürmek
- "Koyunları sürmek."
-
Uzatmak, ileri doğru itmek
- "Kahveyi ısıtıyor, suyu dolduruyor, cezveyi sürüyor, fincanı boşaltıyor."
-
Dokundurmak, değdirmek
- "Yüzümü saçlarına sürmek için başımı eğdim."
-
Oturduğu, bulunduğu yerden, ülkeden ceza olarak başka bir yer veya ülkeye göndermek; nefyetmek
- "Mütarekede İngilizler onu Malta'ya sürdüler."
-
Bir maddeyi bir yüzey üzerine ince bir tabaka olarak yaymak, dökmek, serpmek
- "Avucuna doldurup kokluyor; ensesine, şakaklarına, boynuna sürüyor."
-
[ticaret]
Bir malı satışa sunmak, piyasaya çıkarmak
- "Satılamayan ne kadar bayat, bozuk mal varsa pansiyonerlere sürerler."
-
Yasal olmayan yolla piyasaya para çıkarmak
-
[-i]
Herhangi bir durum içinde bulunmak
- "Dört duvar arasında bir memur hayatı sürüyordu."
-
[-i]
Pulluk veya sabanla toprağı işlemek
- "Öküzünün biri ölünce tarlasını süremedi."
-
[nesnesiz]
Olmaya devam etmek
- "Baygınlığım ne kadar sürdü bilmiyorum."
-
[nesnesiz]
Zaman geçmek
- "Çok sürmez, her şey düzelir."
-
[nesnesiz]
Zaman almak
- "Her odanın ziyareti bir saat sürmüştü."
-
[bitki bilimi]
Bitki, ot yetişip ortaya çıkmak, bitmek, yeşermek
- "Bu gölgeli yerlerde otlar bütün bir yaz mevsimi yeniden yeniye sürer, rutubetli toprakta bir bir arkasına yoncalar fışkırır, çayırlar kabarırdı."
-
[nesnesiz]
Olağandan daha çok, daha sık ve sulu dışkı çıkarmak
-
[-i, -den]
Kovmak, kovalamak, uzaklaştırmak
-
Pencere, kafes kanatları bir tarafa iterek açmak veya kapamak
-
[-e, -i]
At, araba vb. için yönetip yürütmek, sevk etmek
- SÜRME
-
-
[isim]
Sürmek işi
-
Kapı kanadını içeriden kapama, dolap kapağını yerinde tutma vb. işlere yarayan ve yuvası içinde ileri geri sürülebilen sistem; sürgü
- "Kapıyı kapadı. Üstünde anahtar ve sürme yoktu."
-
Masa ve dolapta küçük çekmece
-
Bakınız tehcir
-
[sıfat]
Sürülerek kullanılan
- "Sürme kapak. Sürme kapı."
-
[isim]
Sürmek işi