İçinde sür olan 6 harfli 15 kelime var. İçerisinde SÜR bulunan kelimeler listesini scrabble oyununda ya da Türkçe araştırmalarınızda kullanabilirsiniz. Bir de başında sür olan kelimeler listesine ya da sonu sür ile biten kelimeler listesine göz atmak isteyebilirsiniz. Ayrıca şunu da deneyebilirsiniz, işlerinizi kolaylaştıracak bir kelime bulucu: Kelime bulma makinesi
Harf Sayısına Göre Kelimeler
Sür Harfleri ile Yazılabilecek Kelimeler
R S Ü
2 Harfli Kelimeler
SÜ, ÜS
Daha kapsamlı sonuç için lütfen kelime bulma makinesini kullanın.
Bazı kelimelerin anlamları (Kaynak : TDK)
- FİSSÜR
-
Kelime Kökeni: İngilizce fissure
-
[isim, tıp]
Anüs çıkışındaki mukozanın genellikle arka kenardan çatlaması veya yırtılması
-
Bakınız çatlak
-
[isim, tıp]
Anüs çıkışındaki mukozanın genellikle arka kenardan çatlaması veya yırtılması
- SÜRMEK
-
-
[-e, -i]
At, araba vb. için yönetip yürütmek, sevk etmek
- "Azapların güneş görmeyen, erkeklerden saklanan güzel kızları şimdi üstlerine eski elbiselerini giymişler, başlarına yırtık şallarını örtmüşler, kimisi araba sürüyor, kimisi yerde yürüyor."
-
Başlamış bir iş veya durum devam etmek
-
Önüne katıp götürmek
- "Koyunları sürmek."
-
Uzatmak, ileri doğru itmek
- "Kahveyi ısıtıyor, suyu dolduruyor, cezveyi sürüyor, fincanı boşaltıyor."
-
Dokundurmak, değdirmek
- "Yüzümü saçlarına sürmek için başımı eğdim."
-
Oturduğu, bulunduğu yerden, ülkeden ceza olarak başka bir yer veya ülkeye göndermek; nefyetmek
- "Mütarekede İngilizler onu Malta'ya sürdüler."
-
Bir maddeyi bir yüzey üzerine ince bir tabaka olarak yaymak, dökmek, serpmek
- "Avucuna doldurup kokluyor; ensesine, şakaklarına, boynuna sürüyor."
-
[ticaret]
Bir malı satışa sunmak, piyasaya çıkarmak
- "Satılamayan ne kadar bayat, bozuk mal varsa pansiyonerlere sürerler."
-
Yasal olmayan yolla piyasaya para çıkarmak
-
[-i]
Herhangi bir durum içinde bulunmak
- "Dört duvar arasında bir memur hayatı sürüyordu."
-
[-i]
Pulluk veya sabanla toprağı işlemek
- "Öküzünün biri ölünce tarlasını süremedi."
-
[nesnesiz]
Olmaya devam etmek
- "Baygınlığım ne kadar sürdü bilmiyorum."
-
[nesnesiz]
Zaman geçmek
- "Çok sürmez, her şey düzelir."
-
[nesnesiz]
Zaman almak
- "Her odanın ziyareti bir saat sürmüştü."
-
[bitki bilimi]
Bitki, ot yetişip ortaya çıkmak, bitmek, yeşermek
- "Bu gölgeli yerlerde otlar bütün bir yaz mevsimi yeniden yeniye sürer, rutubetli toprakta bir bir arkasına yoncalar fışkırır, çayırlar kabarırdı."
-
[nesnesiz]
Olağandan daha çok, daha sık ve sulu dışkı çıkarmak
-
[-i, -den]
Kovmak, kovalamak, uzaklaştırmak
-
Pencere, kafes kanatları bir tarafa iterek açmak veya kapamak
-
[-e, -i]
At, araba vb. için yönetip yürütmek, sevk etmek
- SÜRTÜŞ
-
-
[isim]
Sürtmek işi
-
[isim]
Sürtmek işi
- SÜRTÜK
-
-
[isim]
Vaktini çok gezerek geçiren, evinde oturmayan kadın
- "Akşam oldu ama bu sürtük daha eve dönmedi demek..."
-
Aynı anda birden fazla kişiyle gönül eğlendiren kadın
-
[isim]
Vaktini çok gezerek geçiren, evinde oturmayan kadın
- SÜRAHİ
-
Kelime Kökeni: Arapça ṣurāḥī
-
[isim]
İçecek koymaya yarar, cam, plastik vb.nden yapılan kap
- "Bardaklara, sürahilere, kırılacak şeylere iyi dikkat ediniz."
-
[isim]
İçecek koymaya yarar, cam, plastik vb.nden yapılan kap
- SÜRÜME
-
-
[isim]
Sürümek işi
-
[isim]
Sürümek işi
- SÜRTME
-
-
[isim]
Sürtmek işi
-
[isim]
Sürtmek işi
- SANSÜR
-
Kelime Kökeni: Fransızca censure
-
[isim]
Her türlü yayının, sinema ve tiyatro eserinin hükûmetçe önceden denetlenmesi işi; sıkı denetim
- "Basın, sözde özgürlüğe kavuşmuş, sansür kaldırılmıştı."
-
Bu denetleme işini yapan kurul
- "Esasen bunlara da sansürün müsaade etmemesi gerekir."
-
[isim]
Her türlü yayının, sinema ve tiyatro eserinin hükûmetçe önceden denetlenmesi işi; sıkı denetim
- SÜRGİT
-
-
[zarf]
Bakınız ilelebet
- "Buna hiçbir zaman içtenlikle karar veremedim doğrusu, kesinlikten sürgit kaçındım."
-
[zarf]
Bakınız ilelebet
- SÜRGÜN
-
-
[isim]
Ceza olarak belli bir yerin dışında veya belli bir yerde oturtulan kimse; menfa
- "Sürgünü yalnız memleket hasreti yıkmaz, yıkması için bu hasrete utandırıcı bir gönül yarası karışmalıdır."
-
Sürülme işi; nefiy
- "Sürgün benim için ölüm gibi bir şey olmuştu."
-
Bir kimsenin sürüldüğü yer
- "Sürgünlerde çile dolduruyordu en güzel yaşında."
-
Bakınız filiz (I)
-
Bakınız ishal
-
[isim]
Ceza olarak belli bir yerin dışında veya belli bir yerde oturtulan kimse; menfa
- ABSÜRT
-
Kelime Kökeni: Fransızca absurde
-
[sıfat]
Bakınız saçma
- "Şam'daki caminin Ayasofya ile boy ölçüşebileceğini düşünmek bile absürt olur."
-
[sıfat]
Bakınız saçma
- SÜRÜCÜ
-
-
[isim]
Karada kullanılan motorlu araçları sürüp yöneten kimse; şoför, taşıtçı
- "Hangi dolmuşa binersen bin, uzat parayı sürücüye, sürücü hemen elinin tersiyle iter."
-
[isim]
Karada kullanılan motorlu araçları sürüp yöneten kimse; şoför, taşıtçı
- SÜRSAT
-
-
[isim, tarih]
Savaşa giden ordunun geçeceği yollar çevresindeki köylülerden savaş araç ve gereçlerini temin etmesi ve rayiç değeri üzerinden yiyecek satın alması
-
[isim, tarih]
Savaşa giden ordunun geçeceği yollar çevresindeki köylülerden savaş araç ve gereçlerini temin etmesi ve rayiç değeri üzerinden yiyecek satın alması
- SÜRELİ
-
-
[sıfat]
Süresi belli olan; müddetli
-
Belirli aralıklarla yapılan, çıkan; mevkut, periyodik
-
[sıfat]
Süresi belli olan; müddetli
- SÜRÇME
-
-
[isim]
Sürçmek işi
-
[isim]
Sürçmek işi