İçinde sür olan 6 harfli 15 kelime var. İçerisinde SÜR bulunan kelimeler listesini scrabble oyununda ya da Türkçe araştırmalarınızda kullanabilirsiniz. Bir de başında sür olan kelimeler listesine ya da sonu sür ile biten kelimeler listesine göz atmak isteyebilirsiniz. Ayrıca şunu da deneyebilirsiniz, işlerinizi kolaylaştıracak bir kelime bulucu: Kelime bulma makinesi

Harf Sayısına Göre Kelimeler

Kelime bulma makinesi Kelime bulma makinesi

Sür Harfleri ile Yazılabilecek Kelimeler

R S Ü

2 Harfli Kelimeler

SÜ, ÜS

Daha kapsamlı sonuç için lütfen kelime bulma makinesini kullanın.


Bazı kelimelerin anlamları (Kaynak : TDK)

FİSSÜR

Kelime Kökeni: İngilizce fissure

  1. [isim, tıp] Anüs çıkışındaki mukozanın genellikle arka kenardan çatlaması veya yırtılması
  2. Bakınız çatlak
SÜRMEK

  1. [-e, -i] At, araba vb. için yönetip yürütmek, sevk etmek
    • "Azapların güneş görmeyen, erkeklerden saklanan güzel kızları şimdi üstlerine eski elbiselerini giymişler, başlarına yırtık şallarını örtmüşler, kimisi araba sürüyor, kimisi yerde yürüyor." (Müstecib Ülküsal)
  2. Başlamış bir iş veya durum devam etmek
  3. Önüne katıp götürmek
    • "Koyunları sürmek."
  4. Uzatmak, ileri doğru itmek
    • "Kahveyi ısıtıyor, suyu dolduruyor, cezveyi sürüyor, fincanı boşaltıyor." (Memduh Şevket Esendal)
  5. Dokundurmak, değdirmek
    • "Yüzümü saçlarına sürmek için başımı eğdim." (Hüseyin Cahit Yalçın)
  6. Oturduğu, bulunduğu yerden, ülkeden ceza olarak başka bir yer veya ülkeye göndermek; nefyetmek
    • "Mütarekede İngilizler onu Malta'ya sürdüler." (Yusuf Ziya Ortaç)
  7. Bir maddeyi bir yüzey üzerine ince bir tabaka olarak yaymak, dökmek, serpmek
    • "Avucuna doldurup kokluyor; ensesine, şakaklarına, boynuna sürüyor." (Refik Halit Karay)
  8. [ticaret] Bir malı satışa sunmak, piyasaya çıkarmak
    • "Satılamayan ne kadar bayat, bozuk mal varsa pansiyonerlere sürerler." (Hüseyin Rahmi Gürpınar)
  9. Yasal olmayan yolla piyasaya para çıkarmak
  10. [-i] Herhangi bir durum içinde bulunmak
    • "Dört duvar arasında bir memur hayatı sürüyordu." (Yusuf Ziya Ortaç)
  11. [-i] Pulluk veya sabanla toprağı işlemek
    • "Öküzünün biri ölünce tarlasını süremedi." (Ömer Seyfettin)
  12. [nesnesiz] Olmaya devam etmek
    • "Baygınlığım ne kadar sürdü bilmiyorum." (Aka Gündüz)
  13. [nesnesiz] Zaman geçmek
    • "Çok sürmez, her şey düzelir."
  14. [nesnesiz] Zaman almak
    • "Her odanın ziyareti bir saat sürmüştü." (Ahmet Haşim)
  15. [bitki bilimi] Bitki, ot yetişip ortaya çıkmak, bitmek, yeşermek
    • "Bu gölgeli yerlerde otlar bütün bir yaz mevsimi yeniden yeniye sürer, rutubetli toprakta bir bir arkasına yoncalar fışkırır, çayırlar kabarırdı." (Refik Halit Karay)
  16. [nesnesiz] Olağandan daha çok, daha sık ve sulu dışkı çıkarmak
  17. [-i, -den] Kovmak, kovalamak, uzaklaştırmak
  18. Pencere, kafes kanatları bir tarafa iterek açmak veya kapamak
SÜRTÜŞ

  1. [isim] Sürtmek işi
SÜRTÜK

  1. [isim] Vaktini çok gezerek geçiren, evinde oturmayan kadın
    • "Akşam oldu ama bu sürtük daha eve dönmedi demek..." (Ayla Kutlu)
  2. Aynı anda birden fazla kişiyle gönül eğlendiren kadın
SÜRAHİ

Kelime Kökeni: Arapça ṣurāḥī

  1. [isim] İçecek koymaya yarar, cam, plastik vb.nden yapılan kap
    • "Bardaklara, sürahilere, kırılacak şeylere iyi dikkat ediniz." (Hüseyin Rahmi Gürpınar)
SÜRÜME

  1. [isim] Sürümek işi
SÜRTME

  1. [isim] Sürtmek işi
SANSÜR

Kelime Kökeni: Fransızca censure

  1. [isim] Her türlü yayının, sinema ve tiyatro eserinin hükûmetçe önceden denetlenmesi işi; sıkı denetim
    • "Basın, sözde özgürlüğe kavuşmuş, sansür kaldırılmıştı." (Hıfzı Topuz)
  2. Bu denetleme işini yapan kurul
    • "Esasen bunlara da sansürün müsaade etmemesi gerekir." (Peyami Safa)
SÜRGİT

  1. [zarf] Bakınız ilelebet
    • "Buna hiçbir zaman içtenlikle karar veremedim doğrusu, kesinlikten sürgit kaçındım." (Füruzan)
SÜRGÜN

  1. [isim] Ceza olarak belli bir yerin dışında veya belli bir yerde oturtulan kimse; menfa
    • "Sürgünü yalnız memleket hasreti yıkmaz, yıkması için bu hasrete utandırıcı bir gönül yarası karışmalıdır." (Refik Halit Karay)
  2. Sürülme işi; nefiy
    • "Sürgün benim için ölüm gibi bir şey olmuştu." (Reşat Nuri Güntekin)
  3. Bir kimsenin sürüldüğü yer
    • "Sürgünlerde çile dolduruyordu en güzel yaşında." (Yusuf Ziya Ortaç)
  4. Bakınız filiz (I)
  5. Bakınız ishal
ABSÜRT

Kelime Kökeni: Fransızca absurde

  1. [sıfat] Bakınız saçma
    • "Şam'daki caminin Ayasofya ile boy ölçüşebileceğini düşünmek bile absürt olur." (Aydın Boysan)
SÜRÜCÜ

  1. [isim] Karada kullanılan motorlu araçları sürüp yöneten kimse; şoför, taşıtçı
    • "Hangi dolmuşa binersen bin, uzat parayı sürücüye, sürücü hemen elinin tersiyle iter." (Muzaffer İzgü)
SÜRSAT

  1. [isim, tarih] Savaşa giden ordunun geçeceği yollar çevresindeki köylülerden savaş araç ve gereçlerini temin etmesi ve rayiç değeri üzerinden yiyecek satın alması
SÜRELİ

  1. [sıfat] Süresi belli olan; müddetli
  2. Belirli aralıklarla yapılan, çıkan; mevkut, periyodik
SÜRÇME

  1. [isim] Sürçmek işi
Kelime Anlamları Kaynağı : Türk Dil Kurumu Güncel Türkçe Sözlüğü