İçinde so olan 7 harfli 73 kelime var. İçerisinde SO bulunan kelimeler listesini scrabble oyununda ya da Türkçe araştırmalarınızda kullanabilirsiniz. Bir de başında so olan kelimeler listesine ya da sonu so ile biten kelimeler listesine göz atmak isteyebilirsiniz. Ayrıca şunu da deneyebilirsiniz, işlerinizi kolaylaştıracak bir kelime bulucu: Kelime bulma makinesi
Harf Sayısına Göre Kelimeler
Daha kapsamlı sonuç için lütfen kelime bulma makinesini kullanın.
Bazı kelimelerin anlamları (Kaynak : TDK)
- SORMACA
-
-
[isim]
Bakınız anket
- "‘Dergide hangi türden yazarların yer almasını istiyorsunuz?’ türünden sorular içeriyordu bu sormaca."
-
Halk hikâyecisi birkaç akşam sürecek bir hikâye anlatırken bir önceki akşam hikâyede kalınan yeri seyircilerden birine sorması
-
[isim]
Bakınız anket
- SOFASIZ
-
-
[sıfat]
sofası olmayan
-
[sıfat]
sofası olmayan
- SOKUŞMA
-
-
[isim]
Sokuşmak işi
-
[isim]
Sokuşmak işi
- SOYUNUŞ
-
-
[isim]
Soyunmak işi
-
[isim]
Soyunmak işi
- SOLUNMA
-
-
[isim]
Solunmak işi
-
[isim]
Solunmak işi
- SONRAKİ
-
-
[sıfat]
Sonra olan
-
[sıfat]
Sonra olan
- SOYUNTU
-
-
[isim]
Soyulup atılan şey
-
[sıfat]
Bir yer soyularak alınan
- "Soyuntu eşya."
-
[isim]
Soyulup atılan şey
- PATSOCU
-
-
[isim]
Patso yaparak satan kimse
-
[isim]
Patso yaparak satan kimse
- SOYUNUK
-
-
[sıfat]
Soyunmuş olan
-
[zarf]
Soyunmuş olarak
-
[sıfat]
Soyunmuş olan
- ASOSYAL
-
Kelime Kökeni: Fransızca asocial
-
[sıfat]
Sosyal olmayan
- "Kimseyle görüşmeyen kişilerin de asosyal olduğunu düşünürüz."
-
[toplum bilimi]
Genel kabul görmüş kuralların dışında hareket eden
-
[sıfat]
Sosyal olmayan
- SOĞANCI
-
-
[isim]
Soğan yetiştiren veya satan kimse
-
[isim]
Soğan yetiştiren veya satan kimse
- SONURTU
-
-
[isim, mantık]
Birbirine bağlı iki önermeden ikincisi
- "Duman çıkmıyorsa ateş vardır sözünde “ateş vardır” önermesi bir sonurtudur."
-
[isim, mantık]
Birbirine bağlı iki önermeden ikincisi
- SOFTACA
-
-
[zarf]
Softaya yaraşır bir biçimde
-
[zarf]
Softaya yaraşır bir biçimde
- SOLOZCU
-
-
[isim]
Soloz oynayan kimse
- "Yalı kahvelerinde ne kadar solozcu, pişpirikçi, tavlacı varsa dökülmüşlerdi deniz kıyısına"
-
[isim]
Soloz oynayan kimse
- KONSOME
-
Kelime Kökeni: Fransızca consommé
-
[isim]
Et suyu ile kemiklerin birlikte kaynatılmasından ve yağının alınmasından sonraki durumu
-
[isim]
Et suyu ile kemiklerin birlikte kaynatılmasından ve yağının alınmasından sonraki durumu
- SOFRACI
-
-
[isim, tarih]
Saraylarda, konaklarda sofrayı kurma, kaldırma, yemeği dağıtma vb. işlerle görevlendirilmiş kimse
- "Hizmetçi, kapıcı, bilhassa sofracı alınacağı zaman bunların ellerinin, yüzünün düzgün olmasına dikkat edilirdi."
-
Düğünlerde, şölenlerde sofra hizmeti yapan kimse
- "Hizmet eden mahalle delikanlıları sofracı karılara bağırıyorlar; meze taşıyan, rakı getirip götüren sofracı karılar da mutfak kapısında duranlara çıkışıyor, bir bağrışma, bir gürültüdür gidiyordu."
-
Yurt, yetimhane, bakım evi vb. toplu yemek yenilen yerlerde sofra işleriyle görevlendirilmiş kimse
-
Alevilikte cem ayini sırasında kurban kesilirken usul ve törelere uygun biçimde dua edilmesini, kesilmesini, pişirilmesini, ayinde bulunan kimselere sunulmak üzere sofraların hazırlanmasını ve kurallara göre yenilmesini sağlayan kimse
-
[isim, tarih]
Saraylarda, konaklarda sofrayı kurma, kaldırma, yemeği dağıtma vb. işlerle görevlendirilmiş kimse
- SONUNCU
-
-
[isim]
Zaman, yer, sıra bakımından başkalarına göre sonda olan kimse, şey
-
Sırada, önem sırasında sonda olan kimse
-
[isim]
Zaman, yer, sıra bakımından başkalarına göre sonda olan kimse, şey
- SOKUNMA
-
-
[isim]
Sokunmak işi
-
[isim]
Sokunmak işi
- SOPRANO
-
Kelime Kökeni: İtalyanca soprano
-
[isim, müzik]
Kadın veya çocuklarda en ince ses
-
İnce sesli ses sanatçısı
-
Bir çalgı topluluğunda en ince sesleri veren müzik araçları
-
[isim, müzik]
Kadın veya çocuklarda en ince ses
- SOLUĞAN
-
-
[sıfat]
Nefes darlığına tutulmuş
-
[isim, denizcilik]
Uzaklarda esen rüzgârdan sonra başlayan dalga hareketi
- "Adaların kıyılarına gürleyen açık deniz soluğanları, ıssız koylara ak bir çizgi çekmişler."
-
Terli iken su içme, üşüme vb. sebeplerden kaynaklanan bir hastalığa tutulmuş (at)
- "Karakolun hizası dönülürken sakağılı, soluğan, bir deri bir kemik beygirlerden biri küttedek çatlayıverirdi."
-
[coğrafya]
Su içi akıntı
- "Bu durumda onları, Karadenizlilerin soluğan dedikleri su içi akıntıları alıp götürürdü gecenin karanlığında..."
-
[sıfat]
Nefes darlığına tutulmuş