İçinde rmek olan 6 harfli 9 kelime var. İçerisinde RMEK bulunan kelimeler listesini scrabble oyununda ya da Türkçe araştırmalarınızda kullanabilirsiniz. Bir de başında rmek olan kelimeler listesine ya da sonu rmek ile biten kelimeler listesine göz atmak isteyebilirsiniz. Ayrıca şunu da deneyebilirsiniz, işlerinizi kolaylaştıracak bir kelime bulucu: Kelime bulma makinesi

Harf Sayısına Göre Kelimeler

Kelime bulma makinesi Kelime bulma makinesi

Rmek Harfleri ile Yazılabilecek Kelimeler

E K M R

4 Harfli Kelimeler

KREM

3 Harfli Kelimeler

ERK, KEM, KER

2 Harfli Kelimeler

EK, EM, ER, KE, ME, RE

Daha kapsamlı sonuç için lütfen kelime bulma makinesini kullanın.


Bazı kelimelerin anlamları (Kaynak : TDK)

GİRMEK

  1. [-e] Dışarıdan içeriye geçmek; kaçmak
    • "Birlikte kiliseden içeri giriyoruz, ben topallıyorum." (Adalet Ağaoğlu)
  2. Bakınız sığmak
    • "Elim bu eldivene girmiyor."
  3. Bakınız katılmak (I)
    • "Bugün edebiyat imtihanına girdim." (Yusuf Ziya Ortaç)
  4. Almak, fethetmek
    • "Ordularımız İstanbul'a girdiler." (Memduh Şevket Esendal)
  5. İncelemek, ayrıntılara inmek
  6. Girişmek, başlamak
    • "Kaçırdım gene ipin ucunu, bir türlü konuya giremiyorum." (Nurullah Ataç)
  7. Bakınız bulaşmak
    • "Koyunlara kelebek hastalığı girdi."
  8. Su dolu bir yerin içine batmak veya dalmak
    • "Şimdi git, at içinden sıkıntıyı. Denize gir. Yorul." (Necati Cumalı)
  9. [nesnesiz] Zaman anlamlı kavramlar için gelmek
    • "İlkbahar girdi."
  10. Ağrı, sancı başlamak, saplanmak
  11. Yeni bir duruma geçmek, dönüşmek
    • "Göğün morlaşan kenarı eriyor, menekşe rengine giriyordu." (Ömer Seyfettin)
  12. İyice anlamak, iyice bilmek
  13. Kavgaya tutuşmak
  14. Erişmek, ulaşmak
    • "Yirmisine girdi."
  15. Bir şeyin yapımında, birleşiminde yer almak
    • "Tuz genellikle her yemeğe girer."
  16. Yazılmak, başlamak
    • "Okula girdi."
  17. [mecaz] Bakınız yüklenmek
  18. [hukuk] Tecavüz etmek, bir yere geçmek
    • "Komşu, tarlamıza beş metre girdi."
YERMEK

  1. [-i] Kötülüklerini söylemek; zemmetmek
  2. Birinin veya bir şeyin kusurlarını ortaya koymak, övmek karşıtı
  3. Beğenmemek, hoşlanmamak, tiksinmek
GÖRMEK

  1. [-i] Gözle algılamak, seçmek
  2. Anlamak, kavramak, sezmek
    • "Türk iradesinin ne demek olduğunu da sen göreceksin." (Ruşen Eşref Ünaydın)
  3. Yanına gidip konuşmak
    • "Bugün müdürü göreceğim."
  4. Bir şey hakkında bir yargıya varmak, değerlendirmek
  5. Belirli bir zamanın içinde bir olaya tanık olmak, yaşamak
    • "Hangi memlekete gitsek resmî makamlar kadar halkın da rağbetini görürdük." (Falih Rıfkı Atay)
  6. Yapmak, etmek
    • "İş görmek. Masraf görmek."
  7. [-i, -den] Kendisine yapılmak, bir davranışla karşılaşmak, maruz kalmak
  8. [nesnesiz] Bir şeye erişmek
    • "Cebi para görmek."
  9. Çok değer vermek
    • "Gözü yalnız parayı görüyor."
  10. [nesnesiz] Bir işleme uğramak
    • "Teftiş görmek."
  11. [nesnesiz] Yüzü bir yöne doğru olmak, bakmak
    • "Ev güneş görüyor."
  12. Ziyaret etmek
  13. Karşılaşmak, rastlaşmak
  14. [-le] Gözlerin görmediği durumlarda başka duyu organlarıyla algılamak
    • "Körler parmaklarıyla görürler."
  15. [nesnesiz] Sahne olmak, geçirmek
    • "Bu ova çok savaş gördü."
  16. Saymak, herhangi bir şey gibi görmek
  17. Gezmek
    • "Ankara'yı gördün mü?"
  18. [teklifsiz konuşmada] Para vermek
    • "Baba hiç param yok, biraz görsen beni, dediği sabahı minnetle anımsar Ali Bey."
  19. [spor] Takım arkadaşlarından en uygun olanına pas atmak
VERMEK

  1. [-e, -i] Üzerinde, elinde veya yakınında olan bir şeyi birisine eriştirmek, iletmek; lütfetmek, lütfeylemek
    • "Okumadığım zaman tavukların bahçesindeyim, yemlerini ben veririm." (Ömer Seyfettin)
  2. Bırakmak veya bağışlamak
  3. Ondan bilmek, atfetmek
    • "Bilgin'in bu çekingen tavırlarını kusurlu ve zayıf oluşuna verdi." (Falih Rıfkı Atay)
  4. Düşünce veya bilgi anlatan şeyleri başkalarına bildirmek
    • "Geçenlerde bir derginin, 'Eski ünlüler ne yapıyor?' adlı bir röportajına verdiği cevapları okudum." (Haldun Taner)
  5. Döndürmek, çevirmek, yöneltmek
    • "Arabanın burnunu en tenha kahvelerden birinin önünde rıhtıma verdiler." (Attilâ İlhan)
  6. Bir şeyi satmak
    • "Ucuz pahalı deme de ver gitsin; ver de kurtul."
  7. Kızı, kadını biriyle evlendirmek
    • "Uzun Osman, Zeynep'le Süleyman'a, ikisini birbirine vereceğini söylediği zaman şaşmadılar." (Halide Edip Adıvar)
  8. Bakınız yaymak (I)
    • "Ses vermek. Işık vermek."
  9. Bitki ortaya çıkarmak
    • "Ağaç bu sene filiz verdi."
  10. Herhangi bir şey ortaya çıkarmak, oluşturmak
    • "Kendisi de muhakkak artistlerden, güzel eser veren, güzel konuşan, hayalleri işlek adamlardan hoşlanıyor." (Refik Halit Karay)
  11. Bir hâli bir kimse veya yerde hâkim kılmak
    • "Korku vermek. Ateşe vermek. Ortalığı heyecana vermek."
  12. Sahip olmasını sağlamak
  13. Bakınız kazandırmak
    • "Hareket vermek. Biçim vermek."
  14. Bakınız katmak
    • "Tat, çeşni vermek."
  15. Bir şey ayırmak
    • "Zaman vermek."
  16. Bir şey harcamak
    • "Emek vermek."
  17. Bir yere dayamak
    • "Duvara sırtını verip çömeldi. Gözünü hamamcının geleceği yola çiviledi." (Abbas Sayar)
  18. Bakınız doğurmak
    • "Kezban, ona yedi evlat vermişti."
  19. Bilgi edinmesi için göndermek
    • "Kursa vermek. Okula vermek."
  20. Bakınız belirlemek
    • "Derse girmeden sinema için saat ver, dedi."
  21. [argo] Cinsel yönden kendisini kullandırmak
  22. [yardımcı fiil] Kök veya gövdeleri sonuna -ı (-i, -u, -ü) zarf-fiil eki almış fiillere gelerek tezlik bildiren birleşik fiiller oluşturur
    • "alıvermek, dizivermek, yapıvermek, görüvermek."
  23. Elindeki parayı kaptırmak; uçlanmak
SERMEK

  1. [-e, -i] Kurutmak için asmak
    • "Kar gibi çamaşırları serip eve döndü." (Oktay Rifat)
  2. Göstermek amacıyla asmak veya yaymak
    • "Çeyiz sermek."
  3. Düz bir yere yaymak
    • "Üzüm sermek. Bulgur sermek."
  4. Açarak yaymak veya döşemek
    • "Çerçeveli çerçevesiz bir sürü fotoğraf çıkarıp masanın üzerine serdi." (Aka Gündüz)
  5. Boylu boyunca yere yatırmak, düşürmek veya hırpalamak
    • "Onun için bir an önce leşlerini köpek leşi gibi İstanbul'un çamurlu kaldırımlarına sermek zamanı gelmişti." (Yakup Kadri Karaosmanoğlu)
  6. [mecaz] Boşlamak, savsaklamak
SÜRMEK

  1. [-e, -i] At, araba vb. için yönetip yürütmek, sevk etmek
    • "Azapların güneş görmeyen, erkeklerden saklanan güzel kızları şimdi üstlerine eski elbiselerini giymişler, başlarına yırtık şallarını örtmüşler, kimisi araba sürüyor, kimisi yerde yürüyor." (Müstecib Ülküsal)
  2. Başlamış bir iş veya durum devam etmek
  3. Önüne katıp götürmek
    • "Koyunları sürmek."
  4. Uzatmak, ileri doğru itmek
    • "Kahveyi ısıtıyor, suyu dolduruyor, cezveyi sürüyor, fincanı boşaltıyor." (Memduh Şevket Esendal)
  5. Dokundurmak, değdirmek
    • "Yüzümü saçlarına sürmek için başımı eğdim." (Hüseyin Cahit Yalçın)
  6. Oturduğu, bulunduğu yerden, ülkeden ceza olarak başka bir yer veya ülkeye göndermek; nefyetmek
    • "Mütarekede İngilizler onu Malta'ya sürdüler." (Yusuf Ziya Ortaç)
  7. Bir maddeyi bir yüzey üzerine ince bir tabaka olarak yaymak, dökmek, serpmek
    • "Avucuna doldurup kokluyor; ensesine, şakaklarına, boynuna sürüyor." (Refik Halit Karay)
  8. [ticaret] Bir malı satışa sunmak, piyasaya çıkarmak
    • "Satılamayan ne kadar bayat, bozuk mal varsa pansiyonerlere sürerler." (Hüseyin Rahmi Gürpınar)
  9. Yasal olmayan yolla piyasaya para çıkarmak
  10. [-i] Herhangi bir durum içinde bulunmak
    • "Dört duvar arasında bir memur hayatı sürüyordu." (Yusuf Ziya Ortaç)
  11. [-i] Pulluk veya sabanla toprağı işlemek
    • "Öküzünün biri ölünce tarlasını süremedi." (Ömer Seyfettin)
  12. [nesnesiz] Olmaya devam etmek
    • "Baygınlığım ne kadar sürdü bilmiyorum." (Aka Gündüz)
  13. [nesnesiz] Zaman geçmek
    • "Çok sürmez, her şey düzelir."
  14. [nesnesiz] Zaman almak
    • "Her odanın ziyareti bir saat sürmüştü." (Ahmet Haşim)
  15. [bitki bilimi] Bitki, ot yetişip ortaya çıkmak, bitmek, yeşermek
    • "Bu gölgeli yerlerde otlar bütün bir yaz mevsimi yeniden yeniye sürer, rutubetli toprakta bir bir arkasına yoncalar fışkırır, çayırlar kabarırdı." (Refik Halit Karay)
  16. [nesnesiz] Olağandan daha çok, daha sık ve sulu dışkı çıkarmak
  17. [-i, -den] Kovmak, kovalamak, uzaklaştırmak
  18. Pencere, kafes kanatları bir tarafa iterek açmak veya kapamak
DERMEK

  1. [-i, ağızlardan] Bir araya getirmek, toplamak
    • "Bir çiçek dermeden sevgi bağından / Huduttan hududa atılmışım ben" (Faruk Nafiz Çamlıbel)
GERMEK

  1. [-i] Bir şeyin uçlarından veya kenarlarından çekerek gergin duruma getirmek; çekmek, uzatmak
    • "Yayı daha germe / Kıracaksın" (Behçet Necatigil)
  2. [-e, -i] Gergin bir şeyle örtmek
  3. Kolu, bacağı açılabileceği kadar açıp, uzatılabileceği kadar uzatıp dümdüz ve dimdik tutmak
  4. [mecaz] Gerginlik yaratmak, sinirlendirmek
DÜRMEK

  1. [-i] Bir şeyi kıvırıp silindir biçiminde kendi üzerine sarmak
    • "Kâğıdı dürmek. Halıyı dürmek."
  2. Bir şeyi üst üste katlamak
Kelime Anlamları Kaynağı : Türk Dil Kurumu Güncel Türkçe Sözlüğü