İçinde rma olan 8 harfli 198 kelime var. İçerisinde RMA bulunan kelimeler listesini scrabble oyununda ya da Türkçe araştırmalarınızda kullanabilirsiniz. Bir de başında rma olan kelimeler listesine ya da sonu rma ile biten kelimeler listesine göz atmak isteyebilirsiniz. Ayrıca şunu da deneyebilirsiniz, işlerinizi kolaylaştıracak bir kelime bulucu: Kelime bulma makinesi
Harf Sayısına Göre Kelimeler
Rma Harfleri ile Yazılabilecek Kelimeler
A M R
3 Harfli Kelimeler
RAM
2 Harfli Kelimeler
AM, AR, MA, RA
Daha kapsamlı sonuç için lütfen kelime bulma makinesini kullanın.
Bazı kelimelerin anlamları (Kaynak : TDK)
- ÇILDIRMA
-
-
[isim]
Çıldırmak işi
-
[isim]
Çıldırmak işi
- KANIRMAK
-
-
[-i]
Bir şeyi eğip zorlayarak yerinden çıkarmak veya çıkarmaya çalışmak
- "Ağacın dalını kanırmak."
- "Çiviyi kanırmak."
-
[-i]
Bir şeyi eğip zorlayarak yerinden çıkarmak veya çıkarmaya çalışmak
- YARMALIK
-
-
[sıfat]
Yarma yapmak için ayrılmış (buğday vb.)
-
[sıfat]
Yarma yapmak için ayrılmış (buğday vb.)
- ANDIRMAK
-
-
[-i]
Benzer yanları bulunmak; çağrıştırmak
- "Şiirde gazete havadisini andıran bir mısra da bulunabilir."
-
[-i]
Benzer yanları bulunmak; çağrıştırmak
- KAVURMAÇ
-
-
[isim, ağızlardan]
Kavrulmuş buğday
-
[isim, ağızlardan]
Kavrulmuş buğday
- KABARMAK
-
-
[nesnesiz]
Ağırlığı artmadan hacmi büyümek
- "Ekmek iyi kabardı."
-
Yağışlardan veya kaynamaktan taşmaya yüz tutmak
- "Çay birdenbire kabararak şosenin rampalarını aşar ve epeyce zararlara sebep olur."
-
Niceliği artmak, büyümek
- "Masraf kabardı."
-
Cilt üzerinde kabarcıklar oluşmak; börtlemek
- "İhtiyarın zayıf damarları kabarmış kıllı elleri dizlerinin üstündeydi."
-
Hayvanların tüyleri dikilmek
-
Kumaş üzerinde pürüzler oluşmak
- "Bu kumaş çabuk kabardı."
-
Islanıp veya ısınıp yerinden kurtulmak
- "Masanın kaplaması kabardı."
- "Dolabın boyası kabardı."
-
Deniz dalgalanmak, büyük dalgalar oluşmak
-
[mecaz]
Öfke, sevgi vb. duygular gittikçe güçlenmek
- "Bu olayı duyunca delikanlının yüreği öç alma duygusuyla kabarır."
-
[-e, nesnesiz, mecaz]
Kafa tutmak, öfkelenip üstüne yürüyecek gibi davranmak
-
[mecaz]
Böbürlenmek, gururlanmak
- "Kumandan, atını şahlandırarak hurra hurra diye kendisini alkışlayan keyifli halka boyun kırarak kabarıyordu."
-
[nesnesiz]
Ağırlığı artmadan hacmi büyümek
- KIVIRMAK
-
-
[-i]
Herhangi bir şeyi bükmek
- "Fino, beni görünce kuyruğunu kıvırıp düşmanca havlaya havlaya beyaz dişlerini gösterdi."
-
Kenarından katlamak
-
Bir giysinin veya kumaşın kenarını bükerek tersinden dikmek
-
Kalçalarını iki yana sallayarak oynamak veya yürümek
-
Uydurup söylemek
- "Gene yalanları kıvırdı."
-
[-e]
Saptırmak, çevirmek
- "Arabayı birdenbire sağa kıvırdı."
-
[nesnesiz]
Yapmak istememek, yan çizmek
-
[nesnesiz, mecaz]
Başarmak, başa çıkmak, becermek, hakkından gelmek
- "Hâlbuki Nahit onu odasına çekip de baş başa prova yaptığı zamanlarda pekâlâ kıvıracağa benziyordu."
-
[argo]
Bakınız dolandırmak
- "Peki bu kız, zarar ziyan hesabının federasyona üç misli gösterilip Zühtü'nün düğün parasını kıvırdığını bilmez mi?"
-
[-i]
Herhangi bir şeyi bükmek
- KIZARMAK
-
-
[nesnesiz]
Kırmızı veya ona yakın bir renk almak; alarmak
- "Nihat, yüzü kızarmış, alçak sesle söylendi."
-
Bazı sebze ve meyveler olgunlaşmaya başlamak
- "Meyveler kızarmadan dalı üstünde soldu / Irmak yatağı kumsal, kırlar dikenlik oldu"
-
Utanç, öfke vb. duyguların etkisiyle, kanın yüze hücumu sonucu yüz kırmızı bir renk almak
- "Nihat, yüzü kızarmış, alçak sesle söylendi."
-
Yiyecekler tavada kızgın yağ içinde veya ateşte kırmızılaşarak pişmek
- "Sofrada tarhana çorbası, kızarmış tavuk, bulgur pilavı vardı."
-
[nesnesiz]
Kırmızı veya ona yakın bir renk almak; alarmak
- ŞAŞIRMAK
-
-
[nesnesiz]
Ne yapmak gerektiğini bilememek, nasıl davranacağını kestirememek, içinden çıkamamak; tanlamak
- "Genç kızlar erkeklerin iltifatlarına nasıl karşılık vereceklerini şaşırmışlardı."
-
Herhangi bir durum karşısında şaşkınlık duymak; şaşmak, tanlamak, tuhaflaşmak, hayret etmek
-
Doğru, gerçek ve gerekli olanı ayırt edemeyecek duruma gelmek; sapıtmak, tanlamak
- "Hastasını muayene ederken başında bulundular mı, hele söz söylediler mi eli ayağı dolaşır, ya kalbi bulamaz ya nabzı şaşırır."
-
[nesnesiz]
Ne yapmak gerektiğini bilememek, nasıl davranacağını kestirememek, içinden çıkamamak; tanlamak
- AÇADURMA
-
-
[isim]
Açadurmak işi
-
[isim]
Açadurmak işi
- YAĞDIRMA
-
-
[isim]
Yağdırmak işi
-
[isim]
Yağdırmak işi
- BASTIRMA
-
-
[isim]
Bastırmak işi
- "Leylâ, çayırın öbür ucuna kaçarak içinden gelen gülmeleri bastırmaya çalışır."
-
[isim]
Bastırmak işi
- MARMARİS
-
-
[isim]
Muğla iline bağlı ilçelerden biri
-
[isim]
Muğla iline bağlı ilçelerden biri
- KOPARMAK
-
-
[-i]
Kopmasını sağlamak, kopmasına yol açmak; kapmak
- "O koskoca lenduha gibi gövdenle ipi koparırsın da başımıza iş çıkarırsın!"
-
[nesnesiz]
Daldan, ağaçtan alıp toplamak
- "Yorulunca omzuma çıkar, çiçek koparmak isterse beni çağırır."
-
[nesnesiz]
Birden ve güçlü bir biçimde başlamak veya başlatmak
- "Zehra birdenbire iki avucunu da yüzüne kapadı, kısa ve keskin bir çığlık kopardı."
-
Zor kullanarak almak
-
[-i, -den, mecaz]
Güçlükle elde etmek
- "Bir kızla buluşmuşken bir başkasından söz ya da telefon numarası kopardığı oluyordu."
-
[spor]
Birlikte koşan yarışçıyı üstün bir çaba ile hızlanıp geçmek
-
[-i]
Kopmasını sağlamak, kopmasına yol açmak; kapmak
- BIKTIRMA
-
-
[isim]
Bıktırmak işi
- "Birbirine benzemekten, bir örneklikten sizi bıktırmalarının imkânı yoktur."
-
[isim]
Bıktırmak işi
- DURMADAN
-
-
[zarf]
Ara vermeden, kesintisiz, sürekli olarak; dursuz duraksız
- "İnce, ürkek bir sesle durmadan inliyordu."
-
[zarf]
Ara vermeden, kesintisiz, sürekli olarak; dursuz duraksız
- VARDIRMA
-
-
[isim]
Vardırmak işi
-
[isim]
Vardırmak işi
- OLDURMAK
-
-
[-i]
Olmasını sağlamak
-
Bakınız olgunlaştırmak
-
[mecaz]
Olması imkânsız görünen şeyleri gerçekleştirmek
- "Çağlar, sevdiği kızın istediği ne varsa oldururdu."
-
[-i]
Olmasını sağlamak
- BATIRMAK
-
-
[-e, -i]
Bir şeyin sıvı veya yumuşak bir maddenin içine gömülmesine yol açmak, batmasını sağlamak
- "Yumuşak lifi alarak kurnaya batırdı."
-
[-i]
Sivri uçlu bir şeyi yumuşak bir yere saplamak
- "... sonra bir iğne bulup kaba etlerine art arda batırmışlar da o bunların hiçbirine tepki göstermemiş."
-
[-i]
Denizde ve suda yüzen taşıtların suya gömülmesine, batmasına sebep olmak
-
[-i]
Elindeki mal, para vb. varlığını kaybetmek
-
[-i]
Çok kirletmek
- "Üstünü başını batırmış."
-
Bakınız bulamak
-
Bir şeye aşırı derecede maruz bırakmak
- "Borca batırmak."
-
[-i]
Son bulmasına sebep olmak
-
[-i, mecaz]
Bir kimseyi çekiştirip iyice kötülemek
-
[-i, mecaz]
Bakınız mahvetmek
- "Ne saklayayım gaflet ettiğimi / Elimle batırmışım gençliğimi"
-
[-e, -i]
Bir şeyin sıvı veya yumuşak bir maddenin içine gömülmesine yol açmak, batmasını sağlamak
- AŞIRMACI
-
-
[isim]
Başkasına ait olan bir şeyi izinsiz alan kimse
-
[edebiyat]
Bakınız intihalci
-
[isim]
Başkasına ait olan bir şeyi izinsiz alan kimse