İçinde rma olan 8 harfli 198 kelime var. İçerisinde RMA bulunan kelimeler listesini scrabble oyununda ya da Türkçe araştırmalarınızda kullanabilirsiniz. Bir de başında rma olan kelimeler listesine ya da sonu rma ile biten kelimeler listesine göz atmak isteyebilirsiniz. Ayrıca şunu da deneyebilirsiniz, işlerinizi kolaylaştıracak bir kelime bulucu: Kelime bulma makinesi

Harf Sayısına Göre Kelimeler

Kelime bulma makinesi Kelime bulma makinesi

Rma Harfleri ile Yazılabilecek Kelimeler

A M R

3 Harfli Kelimeler

RAM

2 Harfli Kelimeler

AM, AR, MA, RA

Daha kapsamlı sonuç için lütfen kelime bulma makinesini kullanın.


Bazı kelimelerin anlamları (Kaynak : TDK)

ÇILDIRMA

  1. [isim] Çıldırmak işi
KANIRMAK

  1. [-i] Bir şeyi eğip zorlayarak yerinden çıkarmak veya çıkarmaya çalışmak
    • "Ağacın dalını kanırmak."
    • "Çiviyi kanırmak."
YARMALIK

  1. [sıfat] Yarma yapmak için ayrılmış (buğday vb.)
ANDIRMAK

  1. [-i] Benzer yanları bulunmak; çağrıştırmak
    • "Şiirde gazete havadisini andıran bir mısra da bulunabilir." (Asaf Halet Çelebi)
KAVURMAÇ

  1. [isim, ağızlardan] Kavrulmuş buğday
KABARMAK

  1. [nesnesiz] Ağırlığı artmadan hacmi büyümek
    • "Ekmek iyi kabardı."
  2. Yağışlardan veya kaynamaktan taşmaya yüz tutmak
    • "Çay birdenbire kabararak şosenin rampalarını aşar ve epeyce zararlara sebep olur." (Reşat Nuri Güntekin)
  3. Niceliği artmak, büyümek
    • "Masraf kabardı."
  4. Cilt üzerinde kabarcıklar oluşmak; börtlemek
    • "İhtiyarın zayıf damarları kabarmış kıllı elleri dizlerinin üstündeydi." (Peyami Safa)
  5. Hayvanların tüyleri dikilmek
  6. Kumaş üzerinde pürüzler oluşmak
    • "Bu kumaş çabuk kabardı."
  7. Islanıp veya ısınıp yerinden kurtulmak
    • "Masanın kaplaması kabardı."
    • "Dolabın boyası kabardı."
  8. Deniz dalgalanmak, büyük dalgalar oluşmak
  9. [mecaz] Öfke, sevgi vb. duygular gittikçe güçlenmek
    • "Bu olayı duyunca delikanlının yüreği öç alma duygusuyla kabarır." (Necati Cumalı)
  10. [-e, nesnesiz, mecaz] Kafa tutmak, öfkelenip üstüne yürüyecek gibi davranmak
  11. [mecaz] Böbürlenmek, gururlanmak
    • "Kumandan, atını şahlandırarak hurra hurra diye kendisini alkışlayan keyifli halka boyun kırarak kabarıyordu." (Ömer Seyfettin)
KIVIRMAK

  1. [-i] Herhangi bir şeyi bükmek
    • "Fino, beni görünce kuyruğunu kıvırıp düşmanca havlaya havlaya beyaz dişlerini gösterdi." (Hüseyin Rahmi Gürpınar)
  2. Kenarından katlamak
  3. Bir giysinin veya kumaşın kenarını bükerek tersinden dikmek
  4. Kalçalarını iki yana sallayarak oynamak veya yürümek
  5. Uydurup söylemek
    • "Gene yalanları kıvırdı."
  6. [-e] Saptırmak, çevirmek
    • "Arabayı birdenbire sağa kıvırdı."
  7. [nesnesiz] Yapmak istememek, yan çizmek
  8. [nesnesiz, mecaz] Başarmak, başa çıkmak, becermek, hakkından gelmek
    • "Hâlbuki Nahit onu odasına çekip de baş başa prova yaptığı zamanlarda pekâlâ kıvıracağa benziyordu." (Tarık Buğra)
  9. [argo] Bakınız dolandırmak
    • "Peki bu kız, zarar ziyan hesabının federasyona üç misli gösterilip Zühtü'nün düğün parasını kıvırdığını bilmez mi?" (Emine Işınsu)
KIZARMAK

  1. [nesnesiz] Kırmızı veya ona yakın bir renk almak; alarmak
    • "Nihat, yüzü kızarmış, alçak sesle söylendi." (Peyami Safa)
  2. Bazı sebze ve meyveler olgunlaşmaya başlamak
    • "Meyveler kızarmadan dalı üstünde soldu / Irmak yatağı kumsal, kırlar dikenlik oldu" (Faruk Nafiz Çamlıbel)
  3. Utanç, öfke vb. duyguların etkisiyle, kanın yüze hücumu sonucu yüz kırmızı bir renk almak
    • "Nihat, yüzü kızarmış, alçak sesle söylendi." (Peyami Safa)
  4. Yiyecekler tavada kızgın yağ içinde veya ateşte kırmızılaşarak pişmek
    • "Sofrada tarhana çorbası, kızarmış tavuk, bulgur pilavı vardı." (Yaşar Kemal)
ŞAŞIRMAK

  1. [nesnesiz] Ne yapmak gerektiğini bilememek, nasıl davranacağını kestirememek, içinden çıkamamak; tanlamak
    • "Genç kızlar erkeklerin iltifatlarına nasıl karşılık vereceklerini şaşırmışlardı." (Mahmut Yesari)
  2. Herhangi bir durum karşısında şaşkınlık duymak; şaşmak, tanlamak, tuhaflaşmak, hayret etmek
  3. Doğru, gerçek ve gerekli olanı ayırt edemeyecek duruma gelmek; sapıtmak, tanlamak
    • "Hastasını muayene ederken başında bulundular mı, hele söz söylediler mi eli ayağı dolaşır, ya kalbi bulamaz ya nabzı şaşırır." (Attilâ İlhan)
AÇADURMA

  1. [isim] Açadurmak işi
YAĞDIRMA

  1. [isim] Yağdırmak işi
BASTIRMA

  1. [isim] Bastırmak işi
    • "Leylâ, çayırın öbür ucuna kaçarak içinden gelen gülmeleri bastırmaya çalışır." (Salâh Birsel)
MARMARİS

  1. [isim] Muğla iline bağlı ilçelerden biri
KOPARMAK

  1. [-i] Kopmasını sağlamak, kopmasına yol açmak; kapmak
    • "O koskoca lenduha gibi gövdenle ipi koparırsın da başımıza iş çıkarırsın!" (Osman Cemal Kaygılı)
  2. [nesnesiz] Daldan, ağaçtan alıp toplamak
    • "Yorulunca omzuma çıkar, çiçek koparmak isterse beni çağırır." (Halide Edip Adıvar)
  3. [nesnesiz] Birden ve güçlü bir biçimde başlamak veya başlatmak
    • "Zehra birdenbire iki avucunu da yüzüne kapadı, kısa ve keskin bir çığlık kopardı." (Peyami Safa)
  4. Zor kullanarak almak
  5. [-i, -den, mecaz] Güçlükle elde etmek
    • "Bir kızla buluşmuşken bir başkasından söz ya da telefon numarası kopardığı oluyordu." (Necati Cumalı)
  6. [spor] Birlikte koşan yarışçıyı üstün bir çaba ile hızlanıp geçmek
BIKTIRMA

  1. [isim] Bıktırmak işi
    • "Birbirine benzemekten, bir örneklikten sizi bıktırmalarının imkânı yoktur." (Hüseyin Cahit Yalçın)
DURMADAN

  1. [zarf] Ara vermeden, kesintisiz, sürekli olarak; dursuz duraksız
    • "İnce, ürkek bir sesle durmadan inliyordu." (Lâtife Tekin)
VARDIRMA

  1. [isim] Vardırmak işi
OLDURMAK

  1. [-i] Olmasını sağlamak
  2. Bakınız olgunlaştırmak
  3. [mecaz] Olması imkânsız görünen şeyleri gerçekleştirmek
    • "Çağlar, sevdiği kızın istediği ne varsa oldururdu."
BATIRMAK

  1. [-e, -i] Bir şeyin sıvı veya yumuşak bir maddenin içine gömülmesine yol açmak, batmasını sağlamak
    • "Yumuşak lifi alarak kurnaya batırdı." (Cahit Uçuk)
  2. [-i] Sivri uçlu bir şeyi yumuşak bir yere saplamak
    • "... sonra bir iğne bulup kaba etlerine art arda batırmışlar da o bunların hiçbirine tepki göstermemiş."
  3. [-i] Denizde ve suda yüzen taşıtların suya gömülmesine, batmasına sebep olmak
  4. [-i] Elindeki mal, para vb. varlığını kaybetmek
  5. [-i] Çok kirletmek
    • "Üstünü başını batırmış."
  6. Bakınız bulamak
  7. Bir şeye aşırı derecede maruz bırakmak
    • "Borca batırmak."
  8. [-i] Son bulmasına sebep olmak
  9. [-i, mecaz] Bir kimseyi çekiştirip iyice kötülemek
  10. [-i, mecaz] Bakınız mahvetmek
    • "Ne saklayayım gaflet ettiğimi / Elimle batırmışım gençliğimi" (Cahit Sıtkı Tarancı)
AŞIRMACI

  1. [isim] Başkasına ait olan bir şeyi izinsiz alan kimse
  2. [edebiyat] Bakınız intihalci
Kelime Anlamları Kaynağı : Türk Dil Kurumu Güncel Türkçe Sözlüğü