İçinde rma olan 6 harfli 41 kelime var. İçerisinde RMA bulunan kelimeler listesini scrabble oyununda ya da Türkçe araştırmalarınızda kullanabilirsiniz. Bir de başında rma olan kelimeler listesine ya da sonu rma ile biten kelimeler listesine göz atmak isteyebilirsiniz. Ayrıca şunu da deneyebilirsiniz, işlerinizi kolaylaştıracak bir kelime bulucu: Kelime bulma makinesi

Harf Sayısına Göre Kelimeler

Kelime bulma makinesi Kelime bulma makinesi

Rma Harfleri ile Yazılabilecek Kelimeler

A M R

3 Harfli Kelimeler

RAM

2 Harfli Kelimeler

AM, AR, MA, RA

Daha kapsamlı sonuç için lütfen kelime bulma makinesini kullanın.


Bazı kelimelerin anlamları (Kaynak : TDK)

AŞIRMA

  1. [isim] Aşırmak işi; aşırtı
    • "Hemen bir yolunu bulurlar yükü üstlerinden aşırmanın." (Adalet Ağaoğlu)
  2. [mimarlık] Yapı çatılarında uzun mertek; aşık
  3. [sıfat] Aşırılmış
    • "Aşırma bir eser."
  4. [ağızlardan] Küçük kazan, kova, bakraç
  5. [edebiyat] Bakınız intihal
  6. [hukuk] Özellikle para çalma; aşırtı, ihtilas
KARMAK

  1. [-i] Karıştırmak, birbirine katmak
  2. [nesnesiz] Toz durumundaki bir şeyi sıvı ile karıştırarak çamur veya hamur durumuna getirmek
    • "Çimento torbalarını taşıdı. Kardılar elbirliğiyle. Sonra kaldırdılar direkleri." (Fakir Baykurt)
SARMAÇ

  1. [isim] Bakınız bigudi
ISIRMA

  1. [isim] Isırmak işi
    • "Onun için ehemmiyetli olan şey sizin ısırılmanız değil, kendisinin ısırmasıdır." (Abdülhak Şinasi Hisar)
AYIRMA

  1. [isim] Ayırmak işi; şerh, tecrit
    • "Yapılabilecek şeylerle yapılamayacakları daha ilk anda ayırmasını biliyordu." (Tarık Buğra)
KIRMAK

  1. [-i] Sert şeyleri vurarak veya ezerek parçalamak
    • "Taşları kırmak. Bardağı kırmak."
  2. İri parçalara ayırmak
  3. [nesnesiz] Belirli bir biçimde katlamak
    • "Forma kırmak."
  4. Öldürmek, yok olmasına neden olmak
    • "Bu yıl soğuk, hayvanları kırdı."
  5. Tavlada karşı oyuncunun pulunu oyun dışında bırakmak
  6. Vücut kemiklerinden birini parçalamak
    • "Ayol, yapma, gel, düşüp bir yerini kıracaksın!" (Osman Cemal Kaygılı)
  7. Tahılı iri ve kaba öğütmek
  8. [-e] Hareket durumundaki canlının veya taşıtın yönünü değiştirmek, çevirmek, döndürmek
    • "Ne tarafa doğru meyil varsa gidonu o tarafa doğru kıracaksınız ki bisiklet doğrulsun." (Burhan Felek)
  9. [mecaz] Dileğini kabul etmeyerek veya beklenmeyen bir davranış karşısında bırakarak gücendirmek; yaralamak
    • "Bazen bir kelimenin, bir ses tonunun sevdiğimiz bir insanı kırdığını görürüz." (Mehmet Kaplan)
  10. [mecaz] Yok etmek
    • "Bir gündüz olsa belki bu derdi kıracağım / Yoksa bu sensizlikten artık çıldıracağım" (Enis Behiç Koryürek)
  11. [mecaz] Gücünü, etkisini azaltmak
    • "Birkaç gün evvel yağan yağmur sıcağı kırmamış." (Burhan Felek)
  12. [argo] Kaçmak, uzaklaşmak
  13. [nesnesiz, ticaret] Değerinden düşük fiyata almak
    • "Bono kırmak. Çek kırmak."
TERMAL

Kelime Kökeni: Fransızca thermal

  1. [isim] Sıcak kaplıca suyu
  2. Bu sudan yararlanma imkânı sağlayan kuruluş vb
OTURMA

  1. [isim] Oturmak işi; kuut
    • "Bu saat, kendimi bildim bileli sofraya oturma saatimizdir." (Yusuf Ziya Ortaç)
  2. Kısa süre için konukluğa gitme
    • "Yemeğini yedikten sonra gece Vehbi dedeye oturmaya gitti." (Halide Edip Adıvar)
NORMAL

Kelime Kökeni: Fransızca normal

  1. [sıfat] Alışılmış olan; olağan
    • "Atatürk'ün normal zamanlarda insana okşamak arzusunu veren ipek gibi saçları birdenbire yelelenirdi." (Yakup Kadri Karaosmanoğlu)
  2. [isim] Aşırılığı, eksikliği ve taşkınlığı olmama, ortalama durum
  3. [isim, matematik] Bir eğrinin bir teğetine değme noktasından çizilen dikme
DERMAN

Kelime Kökeni: Farsça dermān

  1. [isim] Bakınız takat
    • "Bana derler gam yükünü sen götür / Benim yük götürür dermanım mı var?" (Karacaoğlan)
  2. Bir hastalığı iyileştiren ilaç
  3. [mecaz] Bir sorundan kurtulmayı sağlayan çözüm
FORMAT

Kelime Kökeni: İngilizce format

  1. [isim, bilişim] Bakınız biçim (II)
KURMAY

  1. [isim, askerlik] Harp akademilerine girerek eğitimlerini başarıyla bitirmiş subay; erkânıharp
  2. [sıfat] Kurmaylık yetkisi ve niteliği olan (subay)
    • "Bir de erkek kardeşleri varmış, bir kurmay binbaşı." (Memduh Şevket Esendal)
OSURMA

  1. [isim] Osurmak işi
YARMAK

  1. [-i] Uzunlamasına bölüp ayırmak; dilmek
    • "Odunu yarmak."
  2. Buğday, arpa vb. tahıl tanelerini değirmende kırmak
  3. Derin yara açmak
  4. Yarık açmak
  5. [tıp] Tıbbi işlem için bir organı kesmek, meydana çıkarmak; açmak
  6. [mecaz] Ortasından, içinden geçmek
    • "Vapurun yardığı sular, iki yanından güya neşelerinden köpüre köpüre Üsküdar'a gidişler, daima eğlenceliydi." (Abdülhak Şinasi Hisar)
FERMAN

Kelime Kökeni: Farsça fermān

  1. [isim] Bakınız emir
  2. [tarih] Osmanlı Devleti'nde padişahın verdiği, uyulması gerekli hükümleri taşıyan yazılı belge; yarlık, kaime
    • "İstanbul'dan çıkar padişahın fermanı / Gökte döner mızrağının yalmanı" (Halk türküsü)
KURMAK

  1. [-i] Makine, cihaz, mobilya vb.ni oluşturan parçaları birleştirerek bütün durumuna getirmek; monte etmek
    • "Geniş çöl ufukları arasında çadırlarımızı kurduk." (Falih Rıfkı Atay)
  2. Bakınız hazırlamak
    • "Kurduğu sofraya, yaptığı salataya git de bak!" (Refik Halit Karay)
  3. Yaylı, zemberekli şeylerde yayı veya zembereği germek
    • "Çocukça bir sevinçle kurduğun çalar saatleri çalıp duruyor." (Haldun Taner)
  4. Gereken şartları hazırlayıp kendi kendine olmaya bırakmak
    • "Turşu kurmak."
  5. Etkisi ve önemi geniş şeyler meydana getirmek; tesis etmek
    • "Dünyanın en büyük imparatorluklarını kuran kimlerdi?" (Orhan Seyfi Orhon)
  6. Yapmak, inşa etmek
    • "Çirkin yapıları örtecek güzel yapılar kuralım." (Nurullah Ataç)
  7. Yapmak, oluşturmak
  8. [ticaret] Ortaklık sağlamak
  9. Belli bir işte beraber çalışacak kimseleri belirlemek
    • "Teşkilatı ilçede sevilip sayılan bir avukat kurmuştu." (Tarık Buğra)
  10. Bir araya getirmek, toplamak
    • "Divan kurmak."
  11. Bakınız düşünmek
    • "Yalnız hayalle geçiniyorum, ben yalnız hayal kuruyorum." (Sait Faik Abasıyanık)
  12. Aklına koymak
    • "O gitmeyi bir kez kurdu mu artık durmaz."
  13. Zihinde büyütmek
    • "Bayram Ağa, uşakların söylediklerini kurdukça kurdu." (Halide Edip Adıvar)
  14. Sağlamak, oluşturmak
    • "Dostluk kurmak. İlişki kurmak."
  15. [mecaz] Bir kimseyi dedikodu veya telkinlerle başkasına karşı öfkelendirmek
UÇURMA

  1. [isim] Uçurmak işi
VARMAK

  1. [-e] Erişilmek istenen yere ayak basmak, ulaşmak; vasıl olmak
    • "Hangi limana varacağını bilmeyen gemiciye derin bir denizcilik bilgisinin faydası ne?" (İsmet Özel)
  2. Belli bir duruma veya düzeye gelmek
    • "Yaşı elliye vardı. O şimdi yolun yarısına varmıştı."
  3. Hoş olmayan bir sona ermek
    • "Beni tahkir etmeye kadar varıyorsun." (Peyami Safa)
  4. Bir şeyi iyice anlamak veya duymak
    • "Tadına varmak. Sırrına varmak."
  5. [-i] Acımadan, çekinmeden yapmak
    • "Eli varmak. Dili varmak."
  6. Kadın, evlenmek
    • "Gönül verdin derlerdi o delikanlıya / En sonunda varmışsın bir Erzincanlıya" (Ahmet Muhip Dıranas)
  7. Bir durumdan başka duruma geçmek
    • "Secdeye varmak. Uykuya varmak."
VİRMAN

Kelime Kökeni: Fransızca virement

  1. [isim, ticaret] Bakınız para aktarımı
NARMAN

  1. [isim] Erzurum iline bağlı ilçelerden biri
Kelime Anlamları Kaynağı : Türk Dil Kurumu Güncel Türkçe Sözlüğü