İçinde rma olan 6 harfli 41 kelime var. İçerisinde RMA bulunan kelimeler listesini scrabble oyununda ya da Türkçe araştırmalarınızda kullanabilirsiniz. Bir de başında rma olan kelimeler listesine ya da sonu rma ile biten kelimeler listesine göz atmak isteyebilirsiniz. Ayrıca şunu da deneyebilirsiniz, işlerinizi kolaylaştıracak bir kelime bulucu: Kelime bulma makinesi
Harf Sayısına Göre Kelimeler
Rma Harfleri ile Yazılabilecek Kelimeler
3 Harfli Kelimeler
RAM
2 Harfli Kelimeler
AM, AR, MA, RA
Daha kapsamlı sonuç için lütfen kelime bulma makinesini kullanın.
Bazı kelimelerin anlamları (Kaynak : TDK)
- AŞIRMA
-
-
[isim]
Aşırmak işi; aşırtı
- "Hemen bir yolunu bulurlar yükü üstlerinden aşırmanın."
-
[mimarlık]
Yapı çatılarında uzun mertek; aşık
-
[sıfat]
Aşırılmış
- "Aşırma bir eser."
-
[ağızlardan]
Küçük kazan, kova, bakraç
-
[edebiyat]
Bakınız intihal
-
[hukuk]
Özellikle para çalma; aşırtı, ihtilas
-
[isim]
Aşırmak işi; aşırtı
- KARMAK
-
-
[-i]
Karıştırmak, birbirine katmak
-
[nesnesiz]
Toz durumundaki bir şeyi sıvı ile karıştırarak çamur veya hamur durumuna getirmek
- "Çimento torbalarını taşıdı. Kardılar elbirliğiyle. Sonra kaldırdılar direkleri."
-
[-i]
Karıştırmak, birbirine katmak
- SARMAÇ
-
-
[isim]
Bakınız bigudi
-
[isim]
Bakınız bigudi
- ISIRMA
-
-
[isim]
Isırmak işi
- "Onun için ehemmiyetli olan şey sizin ısırılmanız değil, kendisinin ısırmasıdır."
-
[isim]
Isırmak işi
- AYIRMA
-
-
[isim]
Ayırmak işi; şerh, tecrit
- "Yapılabilecek şeylerle yapılamayacakları daha ilk anda ayırmasını biliyordu."
-
[isim]
Ayırmak işi; şerh, tecrit
- KIRMAK
-
-
[-i]
Sert şeyleri vurarak veya ezerek parçalamak
- "Taşları kırmak. Bardağı kırmak."
-
İri parçalara ayırmak
-
[nesnesiz]
Belirli bir biçimde katlamak
- "Forma kırmak."
-
Öldürmek, yok olmasına neden olmak
- "Bu yıl soğuk, hayvanları kırdı."
-
Tavlada karşı oyuncunun pulunu oyun dışında bırakmak
-
Vücut kemiklerinden birini parçalamak
- "Ayol, yapma, gel, düşüp bir yerini kıracaksın!"
-
Tahılı iri ve kaba öğütmek
-
[-e]
Hareket durumundaki canlının veya taşıtın yönünü değiştirmek, çevirmek, döndürmek
- "Ne tarafa doğru meyil varsa gidonu o tarafa doğru kıracaksınız ki bisiklet doğrulsun."
-
[mecaz]
Dileğini kabul etmeyerek veya beklenmeyen bir davranış karşısında bırakarak gücendirmek; yaralamak
- "Bazen bir kelimenin, bir ses tonunun sevdiğimiz bir insanı kırdığını görürüz."
-
[mecaz]
Yok etmek
- "Bir gündüz olsa belki bu derdi kıracağım / Yoksa bu sensizlikten artık çıldıracağım"
-
[mecaz]
Gücünü, etkisini azaltmak
- "Birkaç gün evvel yağan yağmur sıcağı kırmamış."
-
[argo]
Kaçmak, uzaklaşmak
-
[nesnesiz, ticaret]
Değerinden düşük fiyata almak
- "Bono kırmak. Çek kırmak."
-
[-i]
Sert şeyleri vurarak veya ezerek parçalamak
- TERMAL
-
Kelime Kökeni: Fransızca thermal
-
[isim]
Sıcak kaplıca suyu
-
Bu sudan yararlanma imkânı sağlayan kuruluş vb
-
[isim]
Sıcak kaplıca suyu
- OTURMA
-
-
[isim]
Oturmak işi; kuut
- "Bu saat, kendimi bildim bileli sofraya oturma saatimizdir."
-
Kısa süre için konukluğa gitme
- "Yemeğini yedikten sonra gece Vehbi dedeye oturmaya gitti."
-
[isim]
Oturmak işi; kuut
- NORMAL
-
Kelime Kökeni: Fransızca normal
-
[sıfat]
Alışılmış olan; olağan
- "Atatürk'ün normal zamanlarda insana okşamak arzusunu veren ipek gibi saçları birdenbire yelelenirdi."
-
[isim]
Aşırılığı, eksikliği ve taşkınlığı olmama, ortalama durum
-
[isim, matematik]
Bir eğrinin bir teğetine değme noktasından çizilen dikme
-
[sıfat]
Alışılmış olan; olağan
- DERMAN
-
Kelime Kökeni: Farsça dermān
-
[isim]
Bakınız takat
- "Bana derler gam yükünü sen götür / Benim yük götürür dermanım mı var?"
-
Bir hastalığı iyileştiren ilaç
-
[mecaz]
Bir sorundan kurtulmayı sağlayan çözüm
-
[isim]
Bakınız takat
- FORMAT
-
Kelime Kökeni: İngilizce format
-
[isim, bilişim]
Bakınız biçim (II)
-
[isim, bilişim]
Bakınız biçim (II)
- KURMAY
-
-
[isim, askerlik]
Harp akademilerine girerek eğitimlerini başarıyla bitirmiş subay; erkânıharp
-
[sıfat]
Kurmaylık yetkisi ve niteliği olan (subay)
- "Bir de erkek kardeşleri varmış, bir kurmay binbaşı."
-
[isim, askerlik]
Harp akademilerine girerek eğitimlerini başarıyla bitirmiş subay; erkânıharp
- OSURMA
-
-
[isim]
Osurmak işi
-
[isim]
Osurmak işi
- YARMAK
-
-
[-i]
Uzunlamasına bölüp ayırmak; dilmek
- "Odunu yarmak."
-
Buğday, arpa vb. tahıl tanelerini değirmende kırmak
-
Derin yara açmak
-
Yarık açmak
-
[tıp]
Tıbbi işlem için bir organı kesmek, meydana çıkarmak; açmak
-
[mecaz]
Ortasından, içinden geçmek
- "Vapurun yardığı sular, iki yanından güya neşelerinden köpüre köpüre Üsküdar'a gidişler, daima eğlenceliydi."
-
[-i]
Uzunlamasına bölüp ayırmak; dilmek
- FERMAN
-
Kelime Kökeni: Farsça fermān
-
[isim]
Bakınız emir
-
[tarih]
Osmanlı Devleti'nde padişahın verdiği, uyulması gerekli hükümleri taşıyan yazılı belge; yarlık, kaime
- "İstanbul'dan çıkar padişahın fermanı / Gökte döner mızrağının yalmanı"
-
[isim]
Bakınız emir
- KURMAK
-
-
[-i]
Makine, cihaz, mobilya vb.ni oluşturan parçaları birleştirerek bütün durumuna getirmek; monte etmek
- "Geniş çöl ufukları arasında çadırlarımızı kurduk."
-
Bakınız hazırlamak
- "Kurduğu sofraya, yaptığı salataya git de bak!"
-
Yaylı, zemberekli şeylerde yayı veya zembereği germek
- "Çocukça bir sevinçle kurduğun çalar saatleri çalıp duruyor."
-
Gereken şartları hazırlayıp kendi kendine olmaya bırakmak
- "Turşu kurmak."
-
Etkisi ve önemi geniş şeyler meydana getirmek; tesis etmek
- "Dünyanın en büyük imparatorluklarını kuran kimlerdi?"
-
Yapmak, inşa etmek
- "Çirkin yapıları örtecek güzel yapılar kuralım."
-
Yapmak, oluşturmak
-
[ticaret]
Ortaklık sağlamak
-
Belli bir işte beraber çalışacak kimseleri belirlemek
- "Teşkilatı ilçede sevilip sayılan bir avukat kurmuştu."
-
Bir araya getirmek, toplamak
- "Divan kurmak."
-
Bakınız düşünmek
- "Yalnız hayalle geçiniyorum, ben yalnız hayal kuruyorum."
-
Aklına koymak
- "O gitmeyi bir kez kurdu mu artık durmaz."
-
Zihinde büyütmek
- "Bayram Ağa, uşakların söylediklerini kurdukça kurdu."
-
Sağlamak, oluşturmak
- "Dostluk kurmak. İlişki kurmak."
-
[mecaz]
Bir kimseyi dedikodu veya telkinlerle başkasına karşı öfkelendirmek
-
[-i]
Makine, cihaz, mobilya vb.ni oluşturan parçaları birleştirerek bütün durumuna getirmek; monte etmek
- UÇURMA
-
-
[isim]
Uçurmak işi
-
[isim]
Uçurmak işi
- VARMAK
-
-
[-e]
Erişilmek istenen yere ayak basmak, ulaşmak; vasıl olmak
- "Hangi limana varacağını bilmeyen gemiciye derin bir denizcilik bilgisinin faydası ne?"
-
Belli bir duruma veya düzeye gelmek
- "Yaşı elliye vardı. O şimdi yolun yarısına varmıştı."
-
Hoş olmayan bir sona ermek
- "Beni tahkir etmeye kadar varıyorsun."
-
Bir şeyi iyice anlamak veya duymak
- "Tadına varmak. Sırrına varmak."
-
[-i]
Acımadan, çekinmeden yapmak
- "Eli varmak. Dili varmak."
-
Kadın, evlenmek
- "Gönül verdin derlerdi o delikanlıya / En sonunda varmışsın bir Erzincanlıya"
-
Bir durumdan başka duruma geçmek
- "Secdeye varmak. Uykuya varmak."
-
[-e]
Erişilmek istenen yere ayak basmak, ulaşmak; vasıl olmak
- VİRMAN
-
Kelime Kökeni: Fransızca virement
-
[isim, ticaret]
Bakınız para aktarımı
-
[isim, ticaret]
Bakınız para aktarımı
- NARMAN
-
-
[isim]
Erzurum iline bağlı ilçelerden biri
-
[isim]
Erzurum iline bağlı ilçelerden biri