İçinde rak olan 8 harfli 56 kelime var. İçerisinde RAK bulunan kelimeler listesini scrabble oyununda ya da Türkçe araştırmalarınızda kullanabilirsiniz. Bir de başında rak olan kelimeler listesine ya da sonu rak ile biten kelimeler listesine göz atmak isteyebilirsiniz. Ayrıca şunu da deneyebilirsiniz, işlerinizi kolaylaştıracak bir kelime bulucu: Kelime bulma makinesi
Harf Sayısına Göre Kelimeler
Rak Harfleri ile Yazılabilecek Kelimeler
A K R
3 Harfli Kelimeler
ARK, KAR
2 Harfli Kelimeler
AK, AR, RA
Daha kapsamlı sonuç için lütfen kelime bulma makinesini kullanın.
Bazı kelimelerin anlamları (Kaynak : TDK)
- MIZRAKLI
-
-
[sıfat]
Mızrağı olan, mızrak taşıyan
- "Kazığın yanında mızraklı bir asker nöbet beklesin!"
-
[sıfat]
Mızrağı olan, mızrak taşıyan
- KAYDIRAK
-
-
[isim]
Çocukların yassı bir taşı ayakla kaydırarak oynadıkları oyun
-
Çocuk bahçelerinde çocukların oturup kayarak eğlendikleri oyun aracı
-
Tomrukların kolay taşınması için dağdan kaydırıldığı yer
-
[isim]
Çocukların yassı bir taşı ayakla kaydırarak oynadıkları oyun
- BIRAKMAK
-
-
[-i]
Elde bulunan bir şeyi tutmaktan vazgeçip tutmaz olmak
-
[nesnesiz]
Eldeki, sırttaki bir şeyi bir yere koymak
- "Mermer masaya bir yirmi beşlik bıraktı."
-
Bir işi başka bir zamana ertelemek
- "Gezmeyi haftaya bıraktık."
-
Bir şeyi bir yerde unutmuş olmak
- "Acaba eldivenlerimi nerede bıraktım?"
-
Bulunduğu yeri veya durumu değiştirmemek
- "Tencereyi öylece kirli bir biçimde bıraktım."
-
Geriye kalmasını sağlamak
- "Paranın bir kısmını bırakırsan rahat edersin."
-
Bir işin sorumluluğunu, yükümlülüğünü başkasına vermek, onu görevlendirmek
- "Cemal Paşa'da anlamadığı işi ehline bırakmak meziyeti vardı."
-
[nesnesiz]
Birinin bir şeyi yapmasına engel olmamak
- "Bırak, burasını benim defterimden okuyayım."
-
Bakınız sarkıtmak
- "Saçlarını omzuna bırakmış."
-
[nesnesiz]
Ölen, ayrılan birinden iş, kişi, nesne vb. şeyler kalmak
- "Hayata gözlerini kaparken ardında yedi yaşında bir oğul, on iki yaşında bir kız bırakıyordu."
-
Bir alışkanlıktan veya bir işten vazgeçmek
- "O da basket oynardı ama artık bıraktı."
-
[nesnesiz]
Uğraşmaz olmak, artık uğraşmamak
- "Aliye, az önce haftalığını almıştı ve patronlarına işi bırakacağını, bırakmak zorunda olduğunu nasıl söyleyeceğini bir türlü bilemiyordu."
-
[nesnesiz]
Bıyık veya sakal uzatmak
-
[nesnesiz]
Özgürlük vermek, hürriyetine kavuşmasını sağlamak
- "Bıraksam acaba beyaz bir çift güvercin gibi uçarlar mı?"
-
Bakınız boşamak
- "Bıraktıkları zevcelerini yine canları isterse tekrar alabilirler."
-
Kötü bir durumda terk etmek
-
Koyup gitmek
- "Mahalle arasındaki küçük dükkânını bırakarak karısını, şehrin başka bir tarafında bir eve yerleştirdi."
-
Sınıftan veya sınavdan geçirmemek
- "Öğretmen üç tembel çocuğu bıraktı."
-
[-e]
Bir malı pazarlık sonucu fiyat indirimine razı olarak satmak
- "Başkalarına on ikiye veriyoruz ama sana onar kuruştan bırakayım."
-
[-e, -i]
Bakılmak, korunmak için vermek
- "Eşyamı size bırakacağım."
-
[nesnesiz]
Bir kimseyi beraberinde getirmemek veya götürmemek
- "Telgrafhanede bir zabit bırakarak işinin başına gitmesini rica ettim."
-
[-e, -i]
Sahiplik hakkını başkasına vermek
- "Bizim komşu bütün malını Kızılay'a bırakmış."
-
[nesnesiz]
Yapışık olan bir şey yapışıklıktan kurtulmak
- "Islanan zemin kaplaması zamanla kendini bıraktı."
-
[nesnesiz]
Bulunduğu veya dokunduğu yerde bir şey oluşturmak, meydana getirmek
- "İz bırakmak. Leke bırakmak."
-
Bakınız koymak
-
[nesnesiz]
Bir şeyi başkasına iletilmek üzere vermek
- "Postacı bir şey bıraktı sana."
-
[nesnesiz]
Bir şeyi bir kimse veya belli bir amaç için ayırmak
- "Kutuyu biraz öne ittirdi ve Simay'ın tutması için pay bıraktı."
-
Bakınız götürmek
- "Savaş, sen eğlenmene bak, ben Buğra'yı eve bırakırım kardeşim."
-
[nesnesiz]
Kâr getirmek, yarar sağlamak
- "Bu alışveriş bize fazla bir şey bırakmadı."
-
Birilerini koyuvermek, salıvermek
- "Komiser tutukluyu bıraktı."
-
Bir yana itmek, önem vermemek
- "Neden Boğaz’ı koruyacağız da bir vakitler seyran yeri olan Kasımpaşa’yı bırakacağız."
- "Durum böyledir diye her işini bırakıp düşmanlar ne ederlerse etsinler biz durup bakalım mı?"
-
Kendi hâline terk etmek
- "Aman beyim bana kıyma, benim de çoluk çocuğum var, mahvolurum ben, biz dost ve arkadaşız kölen olayım bırak şu adamı, diyordu."
-
Beraberinde bulunması gereken bir şeyi yanına almamak
- "Kabanımı evde bıraktım."
-
Bir işi veya çalışmayı bitirmeden sona erdirmek
- "Okumamı bırakarak dışarı çıkmamı istiyordu."
-
Bir şey yeni bir duruma dönüşmek
- "Duruşmayı açıyorum demesiyle delikanlının yüzündeki güven dolu ifade yerini endişe ve korkuya bıraktı."
-
Geride … kalmasını sağlamış olmak
- "On yıl süren savaş büyük bir yıkım bırakarak bazılarına zenginleşmek için yeni fırsatlar yarattı."
-
… durumda bulunmasına, … hâle gelmesine sebep olmak
- "Kadını hamile bıraktı."
-
[mecaz]
Ölüm sebebiyle kaybetmiş olmak
- "İki oğlumu Çanakkale’de bıraktım."
-
[-i]
Elde bulunan bir şeyi tutmaktan vazgeçip tutmaz olmak
- RAKİPSİZ
-
-
[sıfat]
Daha üstünü, daha iyisi bulunamayan (kimse veya şey)
- "Bunlar mizah edebiyatımızın hâlâ rakipsiz romanlarıdır."
-
[sıfat]
Daha üstünü, daha iyisi bulunamayan (kimse veya şey)
- HARAKİRİ
-
Kelime Kökeni: Japonca
-
[isim]
Karnını bıçakla deşme yoluyla kendini öldürme
-
[isim]
Karnını bıçakla deşme yoluyla kendini öldürme
- KATARAKT
-
Kelime Kökeni: Fransızca cataracte
-
[isim, tıp]
Göz merceğinin saydamlığını yitirerek ağarmasından ileri gelen ve görmeyi engelleyen rahatsızlık; perde, akbasma, aksu
-
[isim, tıp]
Göz merceğinin saydamlığını yitirerek ağarmasından ileri gelen ve görmeyi engelleyen rahatsızlık; perde, akbasma, aksu
- KURAKLIK
-
-
[isim]
Bakınız yağışsızlık
- "Kuraklık her yanı kasıp kavuruyor ve berbat ediyor bostanları."
-
[isim]
Bakınız yağışsızlık
- TARAKSIZ
-
-
[sıfat]
Tarağı olmayan
-
[sıfat]
Tarağı olmayan
- BAYRAKLI
-
-
[sıfat]
Bayrağı olan
- "Nasıl oldu bilmiyorum, hem ağlıyorum hem de bayraklı oğlanın yanı sıra yürüyorum."
-
[sıfat]
Bayrağı olan
- MERAKSIZ
-
-
[sıfat]
Anlama, öğrenme isteğini duymayan
-
Kaygısız, aldırışsız
-
[sıfat]
Anlama, öğrenme isteğini duymayan
- İSTİĞRAK
-
Kelime Kökeni: Arapça istiġrāḳ
-
[isim, eskimiş, ruh bilimi]
Bakınız dalınç
- "Böylece istiğrakım ne kadar sürdü, bilmem."
-
[isim, eskimiş, ruh bilimi]
Bakınız dalınç
- RAKİPLİK
-
-
[isim]
Bakınız rekabet
-
[isim]
Bakınız rekabet
- LAHURAKİ
-
-
[sıfat]
Lahor'da yapılan (bir tür şal kumaşı); lahuri
- "Hasan lahuraki kumaştan bir entariyi Fatma Hanım'a uzattı."
-
[sıfat]
Lahor'da yapılan (bir tür şal kumaşı); lahuri
- İDRAKSİZ
-
-
[sıfat]
Bakınız anlayışsız
- "Balkona çıkar, aşağıda idraksiz, bir nehir gürültüsüyle akıp giden ahaliye dalardım."
-
[sıfat]
Bakınız anlayışsız
- RAKKASLI
-
-
[sıfat]
Sarkacı olan
- "Evlerin başka odalarında duvara asılmış rakkaslı ve rakamları alaturka bir çalar saat işler."
-
[sıfat]
Sarkacı olan
- MIZRAKSI
-
-
[sıfat]
Mızrağa veya mızrak ucuna benzeyen
-
[sıfat]
Mızrağa veya mızrak ucuna benzeyen
- MURAKABE
-
Kelime Kökeni: Arapça murāḳabe
-
[isim, eskimiş]
Bakınız denetleme
- "Onun tatlı sert murakabesi, konağın her ferdince kabul edilmiş."
-
Tasavvufta Tanrı'ya bağlanarak çile doldurma
-
[isim, eskimiş]
Bakınız denetleme
- DURAKSIZ
-
-
[zarf]
Otobüs mola vermeden, duraklarda durmadan (gitmek)
- "Günlerdir uykusuz, duraksız yol aldınız."
-
[sıfat]
Hareketli, oynak olan
-
[sıfat]
Herhangi bir durağa bağlı olarak çalışmayan (taksi)
-
[zarf]
Otobüs mola vermeden, duraklarda durmadan (gitmek)
- TUĞRAKEŞ
-
Kelime Kökeni: Türkçe tuğra + Farsça -keş
-
[isim, tarih]
Bakınız nişancı
-
[isim, tarih]
Bakınız nişancı
- OTURAKLI
-
-
[sıfat]
Sağlam, gösterişli
- "Çoğu dört köşe, kalın, oturaklı olan Arap üslubu minareler o ruhaniliği vermez."
-
Yerinde sağlam duran
-
Doğal yapısına, amacına uygun
-
Yerinde ve sırasında söylenen, çarpıcı (söz)
-
[mecaz]
Saygı uyandıran, ağırbaşlı (kimse)
- "Seçmenleriniz sizin daha bir oturaklı, daha bir ağırbaşlı, daha bir ölçülü olmanızı isterler."
-
[sıfat]
Sağlam, gösterişli