İçinde rak olan 8 harfli 56 kelime var. İçerisinde RAK bulunan kelimeler listesini scrabble oyununda ya da Türkçe araştırmalarınızda kullanabilirsiniz. Bir de başında rak olan kelimeler listesine ya da sonu rak ile biten kelimeler listesine göz atmak isteyebilirsiniz. Ayrıca şunu da deneyebilirsiniz, işlerinizi kolaylaştıracak bir kelime bulucu: Kelime bulma makinesi

Harf Sayısına Göre Kelimeler

Kelime bulma makinesi Kelime bulma makinesi

Rak Harfleri ile Yazılabilecek Kelimeler

A K R

3 Harfli Kelimeler

ARK, KAR

2 Harfli Kelimeler

AK, AR, RA

Daha kapsamlı sonuç için lütfen kelime bulma makinesini kullanın.


Bazı kelimelerin anlamları (Kaynak : TDK)

MIZRAKLI

  1. [sıfat] Mızrağı olan, mızrak taşıyan
    • "Kazığın yanında mızraklı bir asker nöbet beklesin!" (Necip Fazıl Kısakürek)
KAYDIRAK

  1. [isim] Çocukların yassı bir taşı ayakla kaydırarak oynadıkları oyun
  2. Çocuk bahçelerinde çocukların oturup kayarak eğlendikleri oyun aracı
  3. Tomrukların kolay taşınması için dağdan kaydırıldığı yer
BIRAKMAK

  1. [-i] Elde bulunan bir şeyi tutmaktan vazgeçip tutmaz olmak
  2. [nesnesiz] Eldeki, sırttaki bir şeyi bir yere koymak
    • "Mermer masaya bir yirmi beşlik bıraktı." (Tarık Buğra)
  3. Bir işi başka bir zamana ertelemek
    • "Gezmeyi haftaya bıraktık."
  4. Bir şeyi bir yerde unutmuş olmak
    • "Acaba eldivenlerimi nerede bıraktım?"
  5. Bulunduğu yeri veya durumu değiştirmemek
    • "Tencereyi öylece kirli bir biçimde bıraktım."
  6. Geriye kalmasını sağlamak
    • "Paranın bir kısmını bırakırsan rahat edersin."
  7. Bir işin sorumluluğunu, yükümlülüğünü başkasına vermek, onu görevlendirmek
    • "Cemal Paşa'da anlamadığı işi ehline bırakmak meziyeti vardı." (Falih Rıfkı Atay)
  8. [nesnesiz] Birinin bir şeyi yapmasına engel olmamak
    • "Bırak, burasını benim defterimden okuyayım." (Ömer Seyfettin)
  9. Bakınız sarkıtmak
    • "Saçlarını omzuna bırakmış."
  10. [nesnesiz] Ölen, ayrılan birinden iş, kişi, nesne vb. şeyler kalmak
    • "Hayata gözlerini kaparken ardında yedi yaşında bir oğul, on iki yaşında bir kız bırakıyordu." (Cahit Uçuk)
  11. Bir alışkanlıktan veya bir işten vazgeçmek
    • "O da basket oynardı ama artık bıraktı."
  12. [nesnesiz] Uğraşmaz olmak, artık uğraşmamak
    • "Aliye, az önce haftalığını almıştı ve patronlarına işi bırakacağını, bırakmak zorunda olduğunu nasıl söyleyeceğini bir türlü bilemiyordu." (Murathan Mungan)
  13. [nesnesiz] Bıyık veya sakal uzatmak
  14. [nesnesiz] Özgürlük vermek, hürriyetine kavuşmasını sağlamak
    • "Bıraksam acaba beyaz bir çift güvercin gibi uçarlar mı?" (Refik Halit Karay)
  15. Bakınız boşamak
    • "Bıraktıkları zevcelerini yine canları isterse tekrar alabilirler." (Ömer Seyfettin)
  16. Kötü bir durumda terk etmek
  17. Koyup gitmek
    • "Mahalle arasındaki küçük dükkânını bırakarak karısını, şehrin başka bir tarafında bir eve yerleştirdi." (Peyami Safa)
  18. Sınıftan veya sınavdan geçirmemek
    • "Öğretmen üç tembel çocuğu bıraktı."
  19. [-e] Bir malı pazarlık sonucu fiyat indirimine razı olarak satmak
    • "Başkalarına on ikiye veriyoruz ama sana onar kuruştan bırakayım." (Memduh Şevket Esendal)
  20. [-e, -i] Bakılmak, korunmak için vermek
    • "Eşyamı size bırakacağım."
  21. [nesnesiz] Bir kimseyi beraberinde getirmemek veya götürmemek
    • "Telgrafhanede bir zabit bırakarak işinin başına gitmesini rica ettim." (Atatürk)
  22. [-e, -i] Sahiplik hakkını başkasına vermek
    • "Bizim komşu bütün malını Kızılay'a bırakmış."
  23. [nesnesiz] Yapışık olan bir şey yapışıklıktan kurtulmak
    • "Islanan zemin kaplaması zamanla kendini bıraktı."
  24. [nesnesiz] Bulunduğu veya dokunduğu yerde bir şey oluşturmak, meydana getirmek
    • "İz bırakmak. Leke bırakmak."
  25. Bakınız koymak
  26. [nesnesiz] Bir şeyi başkasına iletilmek üzere vermek
    • "Postacı bir şey bıraktı sana." (Yusuf Ziya Ortaç)
  27. [nesnesiz] Bir şeyi bir kimse veya belli bir amaç için ayırmak
    • "Kutuyu biraz öne ittirdi ve Simay'ın tutması için pay bıraktı." (Beyzanur Yılmaz)
  28. Bakınız götürmek
    • "Savaş, sen eğlenmene bak, ben Buğra'yı eve bırakırım kardeşim." (Dilara Gürel)
  29. [nesnesiz] Kâr getirmek, yarar sağlamak
    • "Bu alışveriş bize fazla bir şey bırakmadı."
  30. Birilerini koyuvermek, salıvermek
    • "Komiser tutukluyu bıraktı."
  31. Bir yana itmek, önem vermemek
    • "Neden Boğaz’ı koruyacağız da bir vakitler seyran yeri olan Kasımpaşa’yı bırakacağız." (Burhan Felek)
    • "Durum böyledir diye her işini bırakıp düşmanlar ne ederlerse etsinler biz durup bakalım mı?" (Ahmet Cevdet Paşa)
  32. Kendi hâline terk etmek
    • "Aman beyim bana kıyma, benim de çoluk çocuğum var, mahvolurum ben, biz dost ve arkadaşız kölen olayım bırak şu adamı, diyordu." (Ali Rıza Öge)
  33. Beraberinde bulunması gereken bir şeyi yanına almamak
    • "Kabanımı evde bıraktım."
  34. Bir işi veya çalışmayı bitirmeden sona erdirmek
    • "Okumamı bırakarak dışarı çıkmamı istiyordu." (Peyami Safa)
  35. Bir şey yeni bir duruma dönüşmek
    • "Duruşmayı açıyorum demesiyle delikanlının yüzündeki güven dolu ifade yerini endişe ve korkuya bıraktı."
  36. Geride … kalmasını sağlamış olmak
    • "On yıl süren savaş büyük bir yıkım bırakarak bazılarına zenginleşmek için yeni fırsatlar yarattı."
  37. … durumda bulunmasına, … hâle gelmesine sebep olmak
    • "Kadını hamile bıraktı."
  38. [mecaz] Ölüm sebebiyle kaybetmiş olmak
    • "İki oğlumu Çanakkale’de bıraktım." (Aka Gündüz)
RAKİPSİZ

  1. [sıfat] Daha üstünü, daha iyisi bulunamayan (kimse veya şey)
    • "Bunlar mizah edebiyatımızın hâlâ rakipsiz romanlarıdır." (Yusuf Ziya Ortaç)
HARAKİRİ

Kelime Kökeni: Japonca

  1. [isim] Karnını bıçakla deşme yoluyla kendini öldürme
KATARAKT

Kelime Kökeni: Fransızca cataracte

  1. [isim, tıp] Göz merceğinin saydamlığını yitirerek ağarmasından ileri gelen ve görmeyi engelleyen rahatsızlık; perde, akbasma, aksu
KURAKLIK

  1. [isim] Bakınız yağışsızlık
    • "Kuraklık her yanı kasıp kavuruyor ve berbat ediyor bostanları." (Halikarnas Balıkçısı)
TARAKSIZ

  1. [sıfat] Tarağı olmayan
BAYRAKLI

  1. [sıfat] Bayrağı olan
    • "Nasıl oldu bilmiyorum, hem ağlıyorum hem de bayraklı oğlanın yanı sıra yürüyorum." (Muzaffer İzgü)
MERAKSIZ

  1. [sıfat] Anlama, öğrenme isteğini duymayan
  2. Kaygısız, aldırışsız
İSTİĞRAK

Kelime Kökeni: Arapça istiġrāḳ

  1. [isim, eskimiş, ruh bilimi] Bakınız dalınç
    • "Böylece istiğrakım ne kadar sürdü, bilmem." (Safiye Erol)
RAKİPLİK

  1. [isim] Bakınız rekabet
LAHURAKİ

  1. [sıfat] Lahor'da yapılan (bir tür şal kumaşı); lahuri
    • "Hasan lahuraki kumaştan bir entariyi Fatma Hanım'a uzattı." (Osman Cemal Kaygılı)
İDRAKSİZ

  1. [sıfat] Bakınız anlayışsız
    • "Balkona çıkar, aşağıda idraksiz, bir nehir gürültüsüyle akıp giden ahaliye dalardım." (Ömer Seyfettin)
RAKKASLI

  1. [sıfat] Sarkacı olan
    • "Evlerin başka odalarında duvara asılmış rakkaslı ve rakamları alaturka bir çalar saat işler." (Abdülhak Şinasi Hisar)
MIZRAKSI

  1. [sıfat] Mızrağa veya mızrak ucuna benzeyen
MURAKABE

Kelime Kökeni: Arapça murāḳabe

  1. [isim, eskimiş] Bakınız denetleme
    • "Onun tatlı sert murakabesi, konağın her ferdince kabul edilmiş." (Sâmiha Ayverdi)
  2. Tasavvufta Tanrı'ya bağlanarak çile doldurma
DURAKSIZ

  1. [zarf] Otobüs mola vermeden, duraklarda durmadan (gitmek)
    • "Günlerdir uykusuz, duraksız yol aldınız." (Yılmaz Karakoyunlu)
  2. [sıfat] Hareketli, oynak olan
  3. [sıfat] Herhangi bir durağa bağlı olarak çalışmayan (taksi)
TUĞRAKEŞ

Kelime Kökeni: Türkçe tuğra + Farsça -keş

  1. [isim, tarih] Bakınız nişancı
OTURAKLI

  1. [sıfat] Sağlam, gösterişli
    • "Çoğu dört köşe, kalın, oturaklı olan Arap üslubu minareler o ruhaniliği vermez." (Refik Halit Karay)
  2. Yerinde sağlam duran
  3. Doğal yapısına, amacına uygun
  4. Yerinde ve sırasında söylenen, çarpıcı (söz)
  5. [mecaz] Saygı uyandıran, ağırbaşlı (kimse)
    • "Seçmenleriniz sizin daha bir oturaklı, daha bir ağırbaşlı, daha bir ölçülü olmanızı isterler." (Haldun Taner)
Kelime Anlamları Kaynağı : Türk Dil Kurumu Güncel Türkçe Sözlüğü