İçinde r olan 4 harfli 498 kelime var. İçerisinde R harfi bulunan kelimeler listesini scrabble oyununda ya da Türkçe araştırmalarınızda kullanabilirsiniz. Bir de başında r harfi olan kelimeler listesine ya da sonu r harfi ile biten kelimeler listesine göz atmak isteyebilirsiniz. Ayrıca şunu da deneyebilirsiniz, işlerinizi kolaylaştıracak bir kelime bulucu: Kelime bulma makinesi
Harf Sayısına Göre Kelimeler
Daha kapsamlı sonuç için lütfen kelime bulma makinesini kullanın.
Bazı kelimelerin anlamları (Kaynak : TDK)
- FORM
-
Kelime Kökeni: Fransızca forme
-
[isim]
Bakınız biçim (II)
- "Dünyada hangi nesil kullandığı şiir formunun ismiyle anılır?"
-
Bir şeyin istenilen ve olması gereken durumu
-
İstenilen şeylerin yazılması, doldurulması için hazırlanmış basılı belge
-
[isim]
Bakınız biçim (II)
- ARLI
-
-
[sıfat]
Utanma duygusuna sahip, utangaç olan
-
Namuslu, ahlaklı olan
- "Ağaların yiğittir, arlıdır, oğul!"
-
[sıfat]
Utanma duygusuna sahip, utangaç olan
- ARKA
-
-
[isim]
Bir şeyin temel tutulan yüzünün tam ters yanı; ense, ön karşıtı
- "Evin arkasında dekorlar boyarlardı."
-
Bir şeyin sırt durumunda olan yüzeyi
- "Genç kadının arkası dönük olduğu için yüzünü görememektedir."
-
Geri kalan bölüm
- "Hikâyenin arkası daha acıklı, kocası da ağırca yaralanmış."
-
Bir şeyin sonra gelen bölümü; art, geri (I), peş
- "Adımlarımı açtığımı, neden sonra arkamdan gelen ıslık sesine dönünce anladım."
-
Otururken sırtın dayandığı yer
- "Otomobile bindiğimiz zaman başını arkaya yaslamış, gözlerini yummuştu."
-
İnsanın vücudu, bedeni
- "Arkasında beli kemerli, dar, şık bir pardösü vardı."
-
[sıfat]
Ön kabul edilen yere göre geride bulunan
- "Babamla Bandırma'ya giderken arka koltukta oturduğum, arka camdan geride kalan yolları, ağaçları, insanları seyrettiğim anları düşünüyordum."
-
[sıfat, mecaz]
Kayıran, destekleyen
- "Memur olmak için büyük bir arka gerek."
-
[mecaz]
Geçmiş, geride kalmış zaman
- "Bütün gözler arkaya, maziye çevrilmişti."
-
[isim]
Bir şeyin temel tutulan yüzünün tam ters yanı; ense, ön karşıtı
- ROTA
-
Kelime Kökeni: İtalyanca rotta
-
[isim]
Bir gemi veya uçağın gidiş yönü, izleyeceği yol
-
[mecaz]
Görüş veya tutuma göre gidilen, izlenen yol
- "Sarhoş serseri, bir eliyle boyuna rotayı ayarlamaya çalışıyordu."
-
[isim]
Bir gemi veya uçağın gidiş yönü, izleyeceği yol
- ŞİRE
-
Kelime Kökeni: Farsça şįre
- KÜRK
-
-
[isim]
Bazı hayvanların, giyecek yapmak için işlenmiş postu
-
[sıfat]
Bu posttan yapılmış
- "Kürk manto."
-
Hayvan postundan yapılan giysi
- "Ben yatağımın üstünde, kürkümün içinde soğuktan titreyerek oturuyorum."
-
[isim]
Bazı hayvanların, giyecek yapmak için işlenmiş postu
- VURU
-
-
[isim]
Kalbin, gevşeyip kasılmasından ileri gelen atım hareketi
-
[isim]
Kalbin, gevşeyip kasılmasından ileri gelen atım hareketi
- KERH
-
Kelime Kökeni: Arapça kerh
-
[isim, eskimiş]
Tiksinme, iğrenme
-
Bir işi istemeyerek zorla yapma
-
[isim, eskimiş]
Tiksinme, iğrenme
- TÜRK
-
-
[isim]
Dünyanın çeşitli bölgelerinde yaşayan, Türkçenin değişik lehçelerini konuşan soy ve bu soydan olan kimse
- "Ben bir Türk'üm, dinim, cinsim uludur."
-
Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde yaşayan halk ve bu halktan olan kimse
- "Ne mutlu Türk'üm diyene!"
-
[isim]
Dünyanın çeşitli bölgelerinde yaşayan, Türkçenin değişik lehçelerini konuşan soy ve bu soydan olan kimse
- ROBA
-
Kelime Kökeni: İtalyanca roba
-
[isim]
Bir giyeceğin göğüsle omuz arasında kalan bölümüne eklenen parça
-
[isim]
Bir giyeceğin göğüsle omuz arasında kalan bölümüne eklenen parça
- ORUÇ
-
Kelime Kökeni: Farsça rūze
-
[isim, din bilimi]
Tanrı'ya ibadet amacıyla yeme, içme vb. şeylerden belli bir süre kendini alıkoyma
- "Eh, biz her vakit duamızı, orucumuzu eksik etmeyiz, çok şükür!"
-
[mecaz]
Çok sevilen veya istenen şeylerden uzak durma
-
[isim, din bilimi]
Tanrı'ya ibadet amacıyla yeme, içme vb. şeylerden belli bir süre kendini alıkoyma
- FERT
-
Kelime Kökeni: Arapça ferd
-
[isim]
Bakınız birey
- "Mustafa Kemal bir fert değil bir timsaldir."
-
[isim]
Bakınız birey
- ENİR
-
-
[isim, bitki bilimi]
Bir tür yaban mersini
-
[isim, bitki bilimi]
Bir tür yaban mersini
- BRİÇ
-
Kelime Kökeni: İngilizce bridge
-
[isim]
İkişer kişilik takımlar halinde dört kişi arasında elli iki kağıt ile oynanan bir iskambil oyunu
- "Briç masasında operetçi Muhlis Sabahattin başı çeker."
-
[isim]
İkişer kişilik takımlar halinde dört kişi arasında elli iki kağıt ile oynanan bir iskambil oyunu
- ÖZÜR
-
Kelime Kökeni: Arapça ʿuẕr
-
[isim]
Bir kusurun hoş görülmesini gerektiren sebep; mazeret
- "Harp tarihi bu saldırı için hiçbir özür bulamayacaktır."
-
Bir kusurun, bir suçun elde olmadan yapıldığını ileri sürme; mazeret
-
Elverişsiz olma durumu
- "Bu evin birtakım özürleri var. Özrüm var, uzun yol yürüyemem."
-
Bakınız bozukluk
-
[isim]
Bir kusurun hoş görülmesini gerektiren sebep; mazeret
- PERİ
-
Kelime Kökeni: Farsça perī
-
[isim]
Doğaüstü güçleri olduğuna inanılan, hayal ürünü varlık
- "Acaba böyle bir meraka uymak perilere karşı gelmek midir?"
-
[mecaz]
Çok güzel, alımlı, becerikli kadın
-
[isim]
Doğaüstü güçleri olduğuna inanılan, hayal ürünü varlık
- KERE
-
Kelime Kökeni: Arapça kerre
-
[isim]
Bakınız kez
- "Bir kere düştün mü ne arayan olur ne soran!"
-
[isim]
Bakınız kez
- GURU
-
Kelime Kökeni: Sanskrit
-
[isim]
Brahmacı eğitimde, yüksek kasttan gençleri ve öğrencileri yetiştiren, manevi gücünün en yüksek noktada olduğuna inanılan kimse
-
Bakınız pir
-
[isim]
Brahmacı eğitimde, yüksek kasttan gençleri ve öğrencileri yetiştiren, manevi gücünün en yüksek noktada olduğuna inanılan kimse
- TARH
-
Kelime Kökeni: Arapça ṭarḥ
-
[isim]
Bahçelerde çiçek dikmeye ayrılmış yer
- "Çiçek tarhları üzerinde küçük sinek kümeleri görünüyor, birden kayboluyorlardı."
-
[eskimiş]
Vergi koyma
-
[eskimiş]
Kurma, tertip ve tanzim etme
-
[eskimiş, matematik]
Bakınız çıkarma
-
[isim]
Bahçelerde çiçek dikmeye ayrılmış yer
- ÜRÜN
-
-
[isim]
Doğadan elde edilen, üretilen yararlı şey; hasılat, mahsul
-
Türlü endüstri alanlarında ham maddelerin işlenmesiyle elde edilen şey
-
[mecaz]
Sanatçının ortaya koyduğu eser
- "Cumhuriyet Dönemi ressamlarının ürünleri sergilendi."
-
[mecaz]
Bir tutum veya davranışın ortaya çıkardığı şey; meyve
-
[isim]
Doğadan elde edilen, üretilen yararlı şey; hasılat, mahsul