İçinde rı olan 5 harfli 46 kelime var. İçerisinde RI bulunan kelimeler listesini scrabble oyununda ya da Türkçe araştırmalarınızda kullanabilirsiniz. Bir de başında rı olan kelimeler listesine ya da sonu rı ile biten kelimeler listesine göz atmak isteyebilirsiniz. Ayrıca şunu da deneyebilirsiniz, işlerinizi kolaylaştıracak bir kelime bulucu: Kelime bulma makinesi
Harf Sayısına Göre Kelimeler
Rı Harfleri ile Yazılabilecek Kelimeler
I R
2 Harfli Kelimeler
IR
Daha kapsamlı sonuç için lütfen kelime bulma makinesini kullanın.
Bazı kelimelerin anlamları (Kaynak : TDK)
- KIRIM
-
-
[isim, toplum bilimi]
Savunmasız insanların veya tutsakların toplu olarak öldürülmesi; katliam
- "İçtenlik insanları kırımlara, cinayetlere, haksızlıklara sürüklemiş."
-
Hayvanların hastalık, soğuk vb. sebeplerle ölmesi
-
Bir şeyin fiyatında yapılan indirim
-
Uçak, helikopter vb.nin can kaybı olmaksızın tekrar onarılabilecek düzeyde hasar görmesi
-
[isim, toplum bilimi]
Savunmasız insanların veya tutsakların toplu olarak öldürülmesi; katliam
- SARIM
-
-
[isim]
Sarmak işi
-
Bir şeyi bir kez saracak miktar
-
[fizik]
Elektromıknatıslarda makara biçiminde sarılan iletken telin her bir halkası
-
[isim]
Sarmak işi
- KIRIK
-
-
[sıfat]
Kırılmış olan; münkesir
- "Ahmet hemen heybesini açtı ve makasını, kırık tarağını çıkardı."
-
Tam nota göre düşük olan (not)
- "Üç dersten kırığı var. Kırık not."
-
Saf renkten hafif uzaklaşmış
- "Kırık beyaz."
-
[isim]
Kırılmış bir şeyden ayrılan parça
- "Cam kırığı."
-
[isim]
Kemiğin bir etki ile kırılması
- "Kolunda kırık yok ama çıkık var."
-
[isim]
Bir şeyin kırılan yeri
- "Bunun kırığı neresinde?"
-
[isim]
Bakınız kırıntı
- "Ekmek kırığı."
-
Bakınız melez
- "Kırık tazı."
-
[isim]
Tavla oyununda oyun dışı bırakılan pul
-
[mecaz]
Gücenmiş, üzgün
- "Eşlerde, çocuklarda o üzgün, kırık bakış."
-
[sıfat]
Kırılmış olan; münkesir
- ARICI
-
-
[isim]
Bal almak için arı yetiştiren kimse
-
[isim]
Bal almak için arı yetiştiren kimse
- SARIK
-
-
[isim]
Sarılarak meydana getirilen başlık; destar
- "O artık sarığı ile, cübbesi ve lapçınları ile tam bir hoca efendi idi."
-
Kavuk, fes gibi bazı başlıkların üzerine sarılan tülbent, şal vb
-
[isim]
Sarılarak meydana getirilen başlık; destar
- ARIZA
-
Kelime Kökeni: Arapça ʿāriża
-
[isim]
Bakınız aksaklık
-
Bakınız bozulma
- "Bana göre yola devama mâni bir arıza değildi."
-
[coğrafya]
Bakınız engebe
-
[müzik]
Bir notanın sesini yarım ton yükseltmek, alçaltmak veya eski durumuna getirmek için notanın soluna konulan diyez, bemol ve bekar işaretlerinin ortak adı
-
[sıfat, mecaz]
Uyumsuz, düzeni bozan, sıkıntı çıkaran (kişi)
-
[isim]
Bakınız aksaklık
- KARIŞ
-
-
[isim]
Parmaklar birbirinden uzak duracak biçimde gergin duran elde, başparmak ile serçe parmağın uçları arasındaki açıklık
- "Yürüyüp geçeceğim, basacağım yerlerin her bir karış mübarek toprağı benim için mukaddesti."
-
[isim]
Parmaklar birbirinden uzak duracak biçimde gergin duran elde, başparmak ile serçe parmağın uçları arasındaki açıklık
- SAYRI
-
-
[sıfat, eskimiş]
Bakınız hasta
-
[sıfat, eskimiş]
Bakınız hasta
- KARIN
-
-
[isim]
İnsan ve hayvanlarda gövdenin kaburga kenarlarından kasıklara kadar olan ön bölgesi; batın
- "Şuursuz bir acele ile mahmuzlarını atının karnına vurdu."
-
Bakınız döl yatağı
- "Fakat karnındaki çocuk da bu insanüstü erkeğin bir parçasıydı."
-
Bazı şeylerde şiş ve içi boş bölüm
- "Geminin karnı. Şişenin karnı."
-
Bakınız mide
- "Karnım aç, elim ayağım donmuş gibi."
-
[mecaz]
İçten geçen, gönüldeki şey
- "Ben senin karnındakini ne bileyim?"
-
[mecaz]
Ahlaki açıdan kabul edilemeyen şeyleri kabullenme
-
[fizik]
Gelen ve yansımış dalgaların girişimiyle oluşan duraklı dalgalarda en büyük genlikte titreşen noktalar
-
[isim]
İnsan ve hayvanlarda gövdenin kaburga kenarlarından kasıklara kadar olan ön bölgesi; batın
- SIRIM
-
-
[isim]
Bazı işlerde sicim yerine kullanılan, ince ve uzun, esnek deri parçası
-
[isim]
Bazı işlerde sicim yerine kullanılan, ince ve uzun, esnek deri parçası
- KARIK
-
-
[isim]
Kar yağmış bir alana bakma sonucu ortaya çıkan göz kamaşması
-
[sıfat]
Karlı bir alana bakma sonucu kamaşmış (göz)
-
[isim]
Kar yağmış bir alana bakma sonucu ortaya çıkan göz kamaşması
- SIRIK
-
-
[isim]
Değnekten uzun ve kalınca ağaç
- "Hızlandıkça sırığın gıcırtısı artıyordu."
-
Domates, fasulye vb. bitkilerin tutunması için yanlarına dikilen değnek; herek, ispalya
-
[spor]
Atletizmde, atlama dalında, bir sporcunun belli yükseklikteki çıtayı aşmak için destek aldığı uzun ve esnek sopa
-
[isim]
Değnekten uzun ve kalınca ağaç
- TARIM
-
-
[isim]
Bitkisel ve hayvansal ürünlerin üretilmesi, kalite ve verimlerinin yükseltilmesi, uygun koşullarda korunması, işlenip değerlendirilmesi ve pazarlanması; ziraat, kültür
-
[isim]
Bitkisel ve hayvansal ürünlerin üretilmesi, kalite ve verimlerinin yükseltilmesi, uygun koşullarda korunması, işlenip değerlendirilmesi ve pazarlanması; ziraat, kültür
- ARIZİ
-
Kelime Kökeni: Arapça ʿāriżī
-
[sıfat, eskimiş]
Sonradan olan, dıştan gelen
-
Bakınız geçici
- "Yoksa, arızi bir şeydir ihtiyarlık ve sonu gençliktir."
-
[sıfat, eskimiş]
Sonradan olan, dıştan gelen
- UYARI
-
-
[isim]
Herhangi bir konu, sorun üzerine ilgi çekme; ikaz, ihtar
- "Romancının uyarılarından habersiz kaldınız."
-
[biyoloji]
Organizmada uyarım yaratan güç
-
[isim]
Herhangi bir konu, sorun üzerine ilgi çekme; ikaz, ihtar
- AŞIRI
-
-
[sıfat]
Alışılan veya dayanılabilen dereceden çok daha fazla; şiddetli, taşkın
- "Ticaret az gelişmiş toplumlarda aşırı bir gelişme gösterir."
-
Bir şeye gereğinden çok fazla bağlanan, önem veren; müfrit, ekstrem
-
Gereğinden fazla, çok
-
[zarf]
Ötede, ötesinde
- "Uzar sınırlar, aşırı tepelerin kervanları / Biri mordur akşamları, biri şafaklarla pembe"
-
[zarf]
Gereğinden fazla olarak
- "Kadın aşırı boyanmıştı, adamın yüzü solgundu."
-
[sıfat]
Alışılan veya dayanılabilen dereceden çok daha fazla; şiddetli, taşkın
- AYRIT
-
-
[isim, matematik]
İki düzlemin ara kesiti
- "Bir küpün on iki ayrıtı vardır."
-
[isim, matematik]
İki düzlemin ara kesiti
- TIRIS
-
-
[isim]
Atın kısa adımlarla hızlı yürüyüşü
- "Hafif tırıs üzere yürüyen hayvanı âdeta dörtnala koşturmaya başlıyordu."
-
[isim]
Atın kısa adımlarla hızlı yürüyüşü
- BARIŞ
-
-
[isim]
Barışmak işi
- "Biz baba kız biliyorduk ki bu gibi kaçışlar, bir barışla biter."
-
Savaşın bittiğinin bir antlaşmayla belirtilmesinden sonraki durum; sulh, hazar
- "Atatürk'ün insan haklarına ve dünya barışına ne kadar saygılı bir lider olduğunu ifade etti."
-
Böyle bir antlaşmadan sonra insanlık tarihindeki süreç
- "Barış içinde yaşamak."
-
Uyum, karşılıklı anlayış ve hoşgörü ile oluşturulan ortam
-
[isim]
Barışmak işi
- ÇARIK
-
-
[isim]
İşlenmemiş sığır derisinden yapılan ve deliklerine geçirilen şeritle sıkıca bağlanan ayakkabı
- "Tozla örtülmüş çarıklarının eskiliği belli olmuyor."
-
Araba yokuş aşağı giderken tekerleği frenlemek için altına sürülen demir levha
-
[denizcilik]
Bakınız çene
-
[argo]
Para cüzdanı
- "Kızı bu çarık sözünün para cüzdanı manasına geldiğini bilmeden dinler."
-
[isim]
İşlenmemiş sığır derisinden yapılan ve deliklerine geçirilen şeritle sıkıca bağlanan ayakkabı