İçinde net olan 6 harfli 20 kelime var. İçerisinde NET bulunan kelimeler listesini scrabble oyununda ya da Türkçe araştırmalarınızda kullanabilirsiniz. Bir de başında net olan kelimeler listesine ya da sonu net ile biten kelimeler listesine göz atmak isteyebilirsiniz. Ayrıca şunu da deneyebilirsiniz, işlerinizi kolaylaştıracak bir kelime bulucu: Kelime bulma makinesi
Harf Sayısına Göre Kelimeler
Net Harfleri ile Yazılabilecek Kelimeler
3 Harfli Kelimeler
NET, TEN
2 Harfli Kelimeler
EN, ET, NE, TE
Daha kapsamlı sonuç için lütfen kelime bulma makinesini kullanın.
Bazı kelimelerin anlamları (Kaynak : TDK)
- ZİYNET
-
Kelime Kökeni: Arapça zīnet
-
[isim]
Bakınız süs
- "Samimi bir kalabalık, zamanımıza ziynet olan benzersiz şairi görmekten, dinlemekten âdeta sarhoştu."
-
[isim]
Bakınız süs
- CİNNET
-
Kelime Kökeni: Arapça cinnet
-
[isim]
Bakınız delilik
- "Bugünlerde ölmezsem cinnet ve körlüğe uğrarım."
-
[isim]
Bakınız delilik
- TIYNET
-
Kelime Kökeni: Arapça ṭīnet
-
[isim, eskimiş]
Bakınız yaradılış
- "Evet, tıynetimizde var, ben, sen, o ... çok aceleciyiz."
-
[isim, eskimiş]
Bakınız yaradılış
- UFUNET
-
Kelime Kökeni: Arapça ʿufūnet
- KORNET
-
Kelime Kökeni: Fransızca cornet
-
[isim, müzik]
Pistonlu orkestra çalgısı
-
[isim, müzik]
Pistonlu orkestra çalgısı
- MİHNET
-
Kelime Kökeni: Arapça miḥnet
-
[isim]
Bakınız sıkıntı
- "Her mihnet kabulüm yeter ki / Gün eksilmesin penceremden"
-
[isim]
Bakınız sıkıntı
- LÜKNET
-
Kelime Kökeni: Arapça luknet
-
[isim, eskimiş]
Dilde pelteklik, tutukluk durumu
- "Lisanında lüknet denilen tutukluk vardı."
-
[isim, eskimiş]
Dilde pelteklik, tutukluk durumu
- MESNET
-
Kelime Kökeni: Arapça mesned
-
[isim]
Bakınız dayanak
-
[eskimiş]
Mevki, makam
- "Annem ata, arabaya, kendi tabirince mansıba, mesnede, hanımefendiliğe can atan bir kadındı."
-
[isim]
Bakınız dayanak
- TINNET
-
Kelime Kökeni: Arapça ṭinnet
-
[isim, eskimiş]
Tınlama, çınlama
-
[fizik]
Bakınız tını
-
[isim, eskimiş]
Tınlama, çınlama
- EMANET
-
Kelime Kökeni: Arapça emānet
-
[isim]
Birine geçici olarak bırakılan ve teslim alınan kişice korunması gereken eşya, kimse vb.; inam, vedia
- "Emaneti olanlar burada her vakit bunlarla ilgilenecek bir çırak bulurlar."
-
Bir kimse ile birine gönderilen şey
- "İstanbul'dan getirdiğim emanetinizi akşam benden alınız."
-
Eşyanın ücret karşılığı geçici bir süre bırakıldığı yer
-
[mecaz]
İnsanın canı, ruhu
- "Allah emanetini alsın da kurtulayım."
-
[isim]
Birine geçici olarak bırakılan ve teslim alınan kişice korunması gereken eşya, kimse vb.; inam, vedia
- MİNNET
-
Kelime Kökeni: Arapça minnet
-
[isim]
Yapılan bir iyiliğe karşı kendini borçlu sayma; gönül borcu
- "Allah'ın lütuflarına karşı minnet ve şükran duygularıyla dolmuştu."
-
[isim]
Yapılan bir iyiliğe karşı kendini borçlu sayma; gönül borcu
- SÜNNET
-
Kelime Kökeni: Arapça sunnet
-
[isim, din bilimi]
Hz. Muhammed'in Müslümanlarca uyulması gerekli sayılan davranışları, onayları ve herhangi bir konuda söylemiş olduğu sözleri
-
Erkek çocukta, erkeklik organının ucundaki derinin çepeçevre kesilmesi
-
Bakınız sünnet düğünü
-
[isim, din bilimi]
Hz. Muhammed'in Müslümanlarca uyulması gerekli sayılan davranışları, onayları ve herhangi bir konuda söylemiş olduğu sözleri
- TORNET
-
Kelime Kökeni: Fransızca tournette
-
[isim]
Bilyeli tekerlekler takılmış küçük bir sandıktan oluşan basit taşıma aracı
-
[isim]
Bilyeli tekerlekler takılmış küçük bir sandıktan oluşan basit taşıma aracı
- CENNET
-
Kelime Kökeni: Arapça cennet
-
[isim, din bilimi]
Dinî inanışlara göre imanlı ve iyi kimselerin ölümden sonra Allah tarafından mükâfat olarak konulacakları ve içinde ebediyen yaşayacakları, her türlü tasavvurun üstünde güzellik ve nimetlerle dolu yer; uçmak (II), behişt
- "Cennet cennet dedikleri birkaç köşkle birkaç huri / İsteyene ver sen anı, bana seni gerek seni"
-
[mecaz]
Herhangi bir şeyden fazlasıyla bulunan yer
- "Kitap cenneti."
-
[mecaz]
Herhangi bir şeyin kolayca yapıldığı yer
- "Turizm cenneti."
-
[sıfat, mecaz]
Çok güzel, huzur veren (yer)
- "Kim bu cennet vatanın uğruna olmaz ki feda?"
-
[isim, din bilimi]
Dinî inanışlara göre imanlı ve iyi kimselerin ölümden sonra Allah tarafından mükâfat olarak konulacakları ve içinde ebediyen yaşayacakları, her türlü tasavvurun üstünde güzellik ve nimetlerle dolu yer; uçmak (II), behişt
- İHANET
-
Kelime Kökeni: Arapça ihānet
-
[isim]
Arkadan vurma, hainlik etme
- "İhanetin böylesini tarih kabul etmez, kusardı."
-
Evlilikte, sevgide aldatma, sadakatsizlik
-
Gerektiğinde yardımda bulunmama, bir kimsenin güvenini yok etme
-
[isim]
Arkadan vurma, hainlik etme
- NETİCE
-
Kelime Kökeni: Arapça netīce
-
[isim]
Bakınız sonuç
- "Konferansın müspet bir neticeye iktiran etmemiş olduğu malumunuzdur."
-
[isim]
Bakınız sonuç
- NETLİK
-
-
[isim]
Net olma durumu
- "Ferit gözlerini açınca evvela etrafı görüşündeki netliğin verdiği hayret içinde Vafi Bey'in açık yeşil gözlerindeki berrak huzurla karşılaştı."
-
[isim]
Net olma durumu
- MÜSNET
-
Kelime Kökeni: Arapça müsned
-
[sıfat]
Yüklenmiş olan, dayandırılan, isnat olunan
-
(Hz. Muhammed’in söz ve eylemleri için) Peygamberin arkadaşlarından birinin tanıklığına kadar götürülebilen
-
[edebiyat]
Aruz ölçüsünde kapalı hece
-
[eskimiş, dil bilgisi]
Bakınız yüklem
-
[sıfat]
Yüklenmiş olan, dayandırılan, isnat olunan
- PLANET
-
Kelime Kökeni: Fransızca planète
-
[isim, gök bilimi]
Bakınız gezegen
-
[isim, gök bilimi]
Bakınız gezegen
- MAGNET
-
Kelime Kökeni: İngilizce magnet
-
[isim]
Buzdolabı vb. metal yüzeylere yapıştırılan, süs veya hatıra amaçlı küçük mıknatıs
-
[isim]
Buzdolabı vb. metal yüzeylere yapıştırılan, süs veya hatıra amaçlı küçük mıknatıs