İçinde nc olan 5 harfli 34 kelime var. İçerisinde NC bulunan kelimeler listesini scrabble oyununda ya da Türkçe araştırmalarınızda kullanabilirsiniz. Bir de başında nc olan kelimeler listesine ya da sonu nc ile biten kelimeler listesine göz atmak isteyebilirsiniz. Ayrıca şunu da deneyebilirsiniz, işlerinizi kolaylaştıracak bir kelime bulucu: Kelime bulma makinesi
Harf Sayısına Göre Kelimeler
Daha kapsamlı sonuç için lütfen kelime bulma makinesini kullanın.
Bazı kelimelerin anlamları (Kaynak : TDK)
- YONCA
-
-
[isim, bitki bilimi]
Baklagillerden, başak durumundaki çiçekleri kırmızı veya mor renkli, hayvanlara yem olarak yetiştirilen çayır bitkilerinin genel adı (Trifolium)
-
[isim, bitki bilimi]
Baklagillerden, başak durumundaki çiçekleri kırmızı veya mor renkli, hayvanlara yem olarak yetiştirilen çayır bitkilerinin genel adı (Trifolium)
- LONCA
-
Kelime Kökeni: İtalyanca loggia
-
[isim, tarih]
Belli bir iş kolunda usta, kalfa ve çırakları içine alan esnaf kuruluşu; korporasyon
- "Bu iş için loncada, isim duası yapılır."
-
Bu kuruluşa mensup olanların toplandıkları yer
-
[isim, tarih]
Belli bir iş kolunda usta, kalfa ve çırakları içine alan esnaf kuruluşu; korporasyon
- ÇANCI
-
-
[isim]
Çan yapan veya satan kimse
-
Çan çalmakla görevli kimse
-
[isim]
Çan yapan veya satan kimse
- ÖNCEL
-
-
[sıfat]
Bakınız ilk
- "Öncel masallar üzre bir eğri masal / Mamutların sevgisinden kıpkırmızı"
-
Öncelikli olan
- "Fen ve edebiyat dallarında bilim üretmek kuşkusuz üniversitenin öncel görevidir."
-
Ayrıcalıklı olan
- "Bu olay II. Murad devrinde başkent müftüsü olan Molla Fenari’ye hiyerarşide öncelik verilmesi ile başlamıştı. Anadolu Selçuklularında hiçbir müftünün böyle bir öncel durumu yoktu."
-
[isim]
Bakınız önder
- "Kendi geçmişimizden önceller, başlatıcılar arayan Ziyaeddin Fahri Fındıkoğlu Ahmet Midhat Efendi ile Halit Ziya’yı hümanizmin Türkiye’deki kurucuları olarak belirler."
-
[isim]
Bakınız selef, ardıl karşıtı
- "Bütün bu çabalarımızda, Cumhuriyet Dönemi’nde yayımlanmış olan eserleri tarayacağız ve sonuç olarak Yesevi’den önce Türk dünyasında gönül erlerinin öncellerini ortaya koymuş olacağız."
-
[isim, mantık]
Sonucun çıkarıldığı önerme veya önermeler
-
[matematik]
Bir sıra bağıntısında bir başkasından hemen önce gelen
-
[sıfat]
Bakınız ilk
- BÖNCE
-
-
[sıfat, zarf]
Bakınız safça
- "Biraz bönce bir adamdı."
-
[sıfat, zarf]
Bakınız safça
- CİNCİ
-
-
[sıfat]
Cin çağırma, onlarla konuşma vb. iddialarla geçimini sağlayan (kimse)
- "Yanlış adım atmamalıydı, atarsa yanlış dua okuyan acemi cincilere dönerdi."
-
[sıfat]
Cin çağırma, onlarla konuşma vb. iddialarla geçimini sağlayan (kimse)
- ENCAM
-
Kelime Kökeni: Farsça encām
-
[isim, eskimiş]
Bakınız son
- "Nereye varır bu işin encamı?"
-
[isim, eskimiş]
Bakınız son
- ÖNCÜL
-
-
[sıfat]
Önde giden, önde olan, kendisinden sonra gelenlere temel olan, artçıl karşıtı
-
[isim]
Bir bilimsel çalışmaya başlarken araştırmaya konu edilmeksizin doğru sayılan önerme
-
[isim, mantık]
Bir tasımda sonucu hazırlayan ilk iki önermeden her biri; mukaddem
-
[isim, mantık]
Bir çıkarımın öncüller kümesini oluşturan önermelerden herhangi biri; mukaddem
-
[isim, ağızlardan]
Kılavuz, öncü
-
Bir zamirden önce gelen ve o zamire anlam bakımından bağlı olan öge
- ""Kitabı bana verdim dedim, onu masaya bıraktı.” cümlesinde “kitap” sözü “o” zamirinin öncülüdür."
-
[sıfat]
Önde giden, önde olan, kendisinden sonra gelenlere temel olan, artçıl karşıtı
- GÖNCÜ
-
-
[isim, ağızlardan]
Ham veya işlenmiş deri satan kimse
-
Ayakkabı tamircisi
-
[isim, ağızlardan]
Ham veya işlenmiş deri satan kimse
- İNCİR
-
Kelime Kökeni: Farsça encīr
-
[isim, bitki bilimi]
Dutgillerden, asıl yurdu Akdeniz kıyıları olan, yaprakları geniş dilimli bir ağaç (Ficus carica)
-
Bu ağacın yaş veya kuru olarak yenilen etli, tatlı meyvesi; ballıdarı, tin (II), yemiş
-
[isim, bitki bilimi]
Dutgillerden, asıl yurdu Akdeniz kıyıları olan, yaprakları geniş dilimli bir ağaç (Ficus carica)
- ANCAK
-
-
[zarf]
"Yalnızca" anlamında, sınırlama bildiren bir söz
- "Hasan, bu sefer kendisine ancak seyyar tuluatçıların arasında bir yer bulabildi."
-
"En çok, daha çok, güçlükle, ucu ucuna, zorla" anlamlarında, bir şeyin daha çoğunun, ilerisinin olmadığını gösteren bir söz; anca, dar (I), gücün, olsa olsa
- "Bir yıl sonra ancak Çamlıbel'de buluşabilmişlerdi."
-
En erken
- "Sinema ancak saat yarımda bitmişti."
-
[bağlaç]
Aykırılık bildirmek amacıyla başına geldiği cümleyi önceki cümleye bağlayan bir söz; lakin
- "Bu büyüklük değil ancak mertçe bir davranıştır."
-
[zarf]
"Yalnızca" anlamında, sınırlama bildiren bir söz
- BUNCA
-
-
[sıfat]
Bu kadar çok
- "Bunca zamandan sonra bu ziyaret de nereden çıkmıştı?"
-
[sıfat]
Bu kadar çok
- GONCA
-
Kelime Kökeni: Farsça ġonçe
-
[isim, bitki bilimi]
Henüz açılmamış veya açılmak üzere olan çiçek; tomurcuk
-
[isim, bitki bilimi]
Henüz açılmamış veya açılmak üzere olan çiçek; tomurcuk
- YANCI
-
-
[isim]
Kahvelerde oynanan oyunları seyreden ve bedavadan yiyip içen kimse
-
[askerlik]
Düşmana karşı ilerleyen bir kuvvetin yandan gelebilecek baskınlardan korunmak amacıyla oluşturduğu emniyet birliği
-
[isim]
Kahvelerde oynanan oyunları seyreden ve bedavadan yiyip içen kimse
- İNCİK
-
-
[isim, anatomi]
Bakınız baldır
-
[ağızlardan]
Bazı bölgelerde diz, ayak bileği, baldır veya kaval kemikleri
-
[isim, anatomi]
Bakınız baldır
- KİNCİ
-
-
[sıfat]
Bakınız kindar
-
[sıfat]
Bakınız kindar
- İNCİL
-
Kelime Kökeni: Arapça incīl
-
[isim, din bilimi]
Hristiyanlığın temel ilkelerini, Hz. İsa'ya gönderilen Tanrı buyruklarını içeren, Hristiyanların kutsal kitabı; Ahd-i Cedit
-
[isim, din bilimi]
Hristiyanlığın temel ilkelerini, Hz. İsa'ya gönderilen Tanrı buyruklarını içeren, Hristiyanların kutsal kitabı; Ahd-i Cedit
- SANCI
-
-
[isim]
İç organlarda batar veya saplanır gibi hissedilen, nöbetlerle azalıp çoğalan ağrı; buru, buruntu
- "Hissettiği sancılar o kadar güçlüydü ki acıdan gözleri kararmış, dizlerinin bağı çözülmüştü."
-
[isim]
İç organlarda batar veya saplanır gibi hissedilen, nöbetlerle azalıp çoğalan ağrı; buru, buruntu
- DİNCİ
-
-
[isim]
Dinî görüşleri her alana yaymak isteyen kimse
-
[isim]
Dinî görüşleri her alana yaymak isteyen kimse
- DİNCE
-
-
[zarf]
Dinî bakımdan, dine göre
- "Kısaca ve dince söylersek cennetlikler cennete, cehennemlikler cehenneme!"
-
[zarf]
Dinî bakımdan, dine göre