İçinde n olan 4 harfli 328 kelime var. İçerisinde N harfi bulunan kelimeler listesini scrabble oyununda ya da Türkçe araştırmalarınızda kullanabilirsiniz. Bir de başında n harfi olan kelimeler listesine ya da sonu n harfi ile biten kelimeler listesine göz atmak isteyebilirsiniz. Ayrıca şunu da deneyebilirsiniz, işlerinizi kolaylaştıracak bir kelime bulucu: Kelime bulma makinesi
Harf Sayısına Göre Kelimeler
Daha kapsamlı sonuç için lütfen kelime bulma makinesini kullanın.
Bazı kelimelerin anlamları (Kaynak : TDK)
- TEİN
-
Kelime Kökeni: Fransızca théine
-
[isim]
Çayda bulunan ve kafein niteliğinde olan etkili madde
-
[isim]
Çayda bulunan ve kafein niteliğinde olan etkili madde
- KUNT
-
Kelime Kökeni: Farsça kund
-
[sıfat]
Ağır, kalın, dayanıklı ve sağlam
- "Yüksek, sur gibi kalın duvarın ardındaki küçük avluya kunt demir kapıdan girilirdi."
-
[sıfat]
Ağır, kalın, dayanıklı ve sağlam
- ANAM
-
-
sese verilen tona göre şaşma, beğenme, acı, üzüntü vb. duygular anlatan söz
-
[teklifsiz konuşmada]
kadın erkek, büyük küçük herkese karşı kullanılan bir seslenme sözü
- "Dur, anam, saçını düzelteyim!"
-
sese verilen tona göre şaşma, beğenme, acı, üzüntü vb. duygular anlatan söz
- İĞNE
-
-
[isim]
Dikiş dikmeye yarayan, ince, ucu sivri, bir ucunda iplik geçecek deliği bulunan çelik araç
- "Nasıl olduğunu bir göster de usta olduğunu biz de görelim, diyerek misafirin eline, iplik geçirdiği iğneyi tutuşturuverirmiş."
-
Vücuda şırıngayla verilen sıvı ilaç
-
Toplu iğnenin süs olarak kullanılan, iri başlı, renkli bir türü
-
Genellikle kadınların süs olarak elbiselerinin göğüs, yaka vb. yerlerine taktıkları altın veya mücevherli süs eşyası
- "Aç kaldığı günler oldu, fakat şehzadesinin hediyesi olan elmaslı iğneyi satmayı düşünmedi."
-
Bazı araçların ucu sivri parçaları
- "Pusula iğnesi."
-
Bazı böceklerin kendilerini savunmak için kullandıkları organ
- "Nedir, toprağa yapışık yaşayan bu küçük hayvanın kendine özgü bir görkemi de vardır öte yandan, öleceğini anlayınca, iğnesini kendisine batırır..."
-
Oltanın ucundaki küçük çengel
-
[mecaz]
Dokunaklı söz
-
[bitki bilimi]
Bitkilerde yumurtacıkla tepecik arasındaki sapçık
-
[tıp]
Kas veya damar yoluyla vücuda sıvı bir ilacı basınçla vermek amacıyla enjektör ucuna takılan, boru biçiminde, ucu keskin metal araç
-
[isim]
Dikiş dikmeye yarayan, ince, ucu sivri, bir ucunda iplik geçecek deliği bulunan çelik araç
- ANAL
-
Kelime Kökeni: Fransızca anal
-
[sıfat, tıp]
Anüsle ilgili
-
[zarf]
Anüs yoluyla
-
[sıfat, tıp]
Anüsle ilgili
- İZİN
-
Kelime Kökeni: Arapça iẕn
-
[isim]
Bir şey yapmak için verilen veya alınan özgürlük; cevaz, destur, icazet, müsaade, ruhsat
- "Ben dahi başka bir diyara gitmek için izin talep ederim."
-
Bir kimseye çalıştığı yerce verilen tatil
-
[isim]
Bir şey yapmak için verilen veya alınan özgürlük; cevaz, destur, icazet, müsaade, ruhsat
- AYAN
-
Kelime Kökeni: Arapça aʿyān
-
[isim, eskimiş]
İleri gelenler
-
Meşrutiyet dönemlerinde danışma meclisi niteliğindeki Âyan Meclisi üyeliği yapmış kimselerin her biri
-
[isim, eskimiş]
İleri gelenler
- İNCE
-
-
[sıfat]
Kendi cinsinden olanlara göre dar ve kalınlığı az olan; cılız, narin, kalın karşıtı
- "İnce minare. İnce değnek. İnce kitap."
-
Bakınız zayıf
- "Sarışın, kuru, ince bir kadındı."
-
Taneleri ufak, iri karşıtı
- "İnce un. İnce kum."
-
Aşırı özen gerektiren, kaba karşıtı
- "İnce nakış."
-
Bakınız ayrıntılı
- "Bugün temizlikçi geliyor. Şöyle ince bir temizliğe..."
-
Akışkanlığı çok olan, yoğun ve koyu olmayan (sıvılar)
-
Tiz (ses), kalın karşıtı
- "İnce bir çocuk sesinin hırçınlaştığı, ağladığı işitildi."
-
Hafif, gücü az
- "Hiçbir hareket bu gülüş kadar belirsiz ve ince değildir."
-
[mecaz]
İyiden iyiye, enikonu, ayrıntılı
- "Aletler, uzun denemelerin, ince hesapların, birbirini tamamlayan bilgi ve diğer aletlerin mahsulüdür."
-
[mecaz]
Düşünce, duygu veya davranış bakımından insanın sevgi ve saygısını kazanan, zarif, kaba karşıtı
- "Bu gülümseyişte, herkesin hemen seçemeyeceği bir ince alay gizli."
-
[sıfat]
Kendi cinsinden olanlara göre dar ve kalınlığı az olan; cılız, narin, kalın karşıtı
- DENİ
-
Kelime Kökeni: Arapça denī
-
[sıfat, eskimiş]
Alçak, kötü, kişiliksiz (kimse)
-
[sıfat, eskimiş]
Alçak, kötü, kişiliksiz (kimse)
- ÖDÜN
-
-
[isim]
Uzlaşmaya varabilmek için hak, istek veya savlarının bir bölümünden, karşı taraf yararına vazgeçme; ödünleme, ivaz, taviz
- "Kalabalığa verilen her ödün, verenleri kendi benliğinden, kişiliğinden uzaklaştırıyor."
-
[isim]
Uzlaşmaya varabilmek için hak, istek veya savlarının bir bölümünden, karşı taraf yararına vazgeçme; ödünleme, ivaz, taviz
- AYİN
-
Kelime Kökeni: Farsça āyīn
-
[isim]
Bir mezhebin veya bir tarikatın kendine özgü ibadet töreni
-
[eskimiş]
Bakınız töre
-
[müzik]
Sema törenlerinde çalınıp söylenen çeşitli makamları içinde barındıran beste; ayinişerif
-
[isim]
Bir mezhebin veya bir tarikatın kendine özgü ibadet töreni
- BENT
-
Kelime Kökeni: Farsça bend
-
[isim]
Su biriktirmek için akan suyun önüne yapılan set
- "Bentler, hakikaten Osmanlı medeniyeti eserlerinden örnek verecek heybetli tesislerden imiş."
-
[hukuk]
Kanun maddesinin bölümlerinden her biri
-
[isim, eskimiş]
Bakınız bağ
-
[eskimiş]
Kitaplarda kendi içinde bütünlük oluşturan bölüm
-
[eskimiş]
Gazete yazısı
-
[edebiyat]
Bir şiirdeki dörtlüklerin her biri; bağlam
-
[isim]
Su biriktirmek için akan suyun önüne yapılan set
- DİNE
-
-
[isim, ağızlardan]
Konaklama yeri
- "İsmini duyduklarımızın, bildiklerimizin kimi çayımdan, kimi dinemden geçti."
-
[isim, ağızlardan]
Konaklama yeri
- ANAT
-
Kelime Kökeni: Arapça ānāt
-
[isim, eskimiş]
Anlar, zamanlar
-
İnce, küçük farklar
- "On beş metrelik bir mesafeden dürbünümle en ince anatını gördüğüm canlı bir heykel, ruhumda bedii kıyametler kopardı."
-
[isim, eskimiş]
Anlar, zamanlar
- NOVA
-
Kelime Kökeni: Latince
-
[isim, gök bilimi]
Parlaklığı birdenbire artan, patlamalı değişen yıldız
-
[isim, gök bilimi]
Parlaklığı birdenbire artan, patlamalı değişen yıldız
- PENA
-
Kelime Kökeni: İtalyanca penna
-
[isim]
Bakınız mızrap
-
[isim]
Bakınız mızrap
- EREN
-
-
[isim, din bilimi]
Bakınız ermiş
- "Bu adam vaktinin en büyük erenlerindendi."
-
Olağanüstü sezgileriyle birtakım gerçekleri gördüğüne inanılan kimse
-
[isim, din bilimi]
Bakınız ermiş
- NAFİ
-
Kelime Kökeni: Arapça nāfiʿ
-
[sıfat, eskimiş]
Bakınız yararlı
-
[sıfat, eskimiş]
Bakınız yararlı
- NARH
-
Kelime Kökeni: Farsça nirḫ
-
[isim, ticaret]
Tüketiciyi korumak amacıyla, özellikle temel ihtiyaç maddeleri için resmî makamlarca belirlenen ve her yerde geçerli olan fiyat
-
[isim, ticaret]
Tüketiciyi korumak amacıyla, özellikle temel ihtiyaç maddeleri için resmî makamlarca belirlenen ve her yerde geçerli olan fiyat
- GİNE
-
-
[zarf, ağızlardan]
Bakınız yine
-
[zarf, ağızlardan]
Bakınız yine