İçinde mu olan 6 harfli 80 kelime var. İçerisinde MU bulunan kelimeler listesini scrabble oyununda ya da Türkçe araştırmalarınızda kullanabilirsiniz. Bir de başında mu olan kelimeler listesine ya da sonu mu ile biten kelimeler listesine göz atmak isteyebilirsiniz. Ayrıca şunu da deneyebilirsiniz, işlerinizi kolaylaştıracak bir kelime bulucu: Kelime bulma makinesi

Harf Sayısına Göre Kelimeler

Kelime bulma makinesi Kelime bulma makinesi

Daha kapsamlı sonuç için lütfen kelime bulma makinesini kullanın.


Bazı kelimelerin anlamları (Kaynak : TDK)

MUTFAK

Kelime Kökeni: Arapça maṭbaḫ

  1. [isim] Yemek pişirilen yer; aş damı, aşhane, ocaklık
    • "Bir bütün günü mutfakta harcayıp çeşitli yemekler yapıyor." (Emine Işınsu)
  2. Yiyecek kültürünün tamamı
    • "Türk mutfağı."
MUĞBER

Kelime Kökeni: Arapça muġber

  1. [sıfat, eskimiş] Bakınız gücenik
UMULMA

  1. [isim] Umulmak durumu
NUMUNE

Kelime Kökeni: Farsça numūne

  1. Bakınız örnek
    • "Ahlak bozukluğu adına ne kadar rezillik varsa her biri için orada numuneler bulunabilir." (Ahmet Rasim)
  2. [sıfat] Bakınız göstermelik
MUNDAR

  1. [sıfat, ağızlardan] Bakınız murdar
MUASIR

Kelime Kökeni: Arapça muʿāṣir

  1. [sıfat] Bakınız çağdaş
    • "Hatta çok kere muasırlarından Namık Kemal ve Ziya Paşa bu hususta daha muvaffak olmuşlardır." (Nâzım Hikmet)
ÇAMUKA

Kelime Kökeni: Rumca

  1. [isim, hayvan bilimi] Gümüş balığına benzer bir balık (Atherina hepsetus)
MUAVİN

Kelime Kökeni: Arapça muʿāvin

  1. [isim] Bakınız yardımcı
    • "Kalkmak üzere olan otobüsün muavini seslendi." (Necati Cumalı)
  2. Bir görevlinin, bir yöneticinin işine yardım eden, yokluğunda yerini ve yetkilerini üzerine alan kimse
  3. Bakınız şoför muavini
    • "Gidiyoruz be muavin bey ağabey, der." (Sait Faik Abasıyanık)
HAMULE

Kelime Kökeni: Arapça ḥamūle

  1. [isim, eskimiş] Bakınız yük
  2. Kâğıt dolgu maddesi
MUVAZİ

Kelime Kökeni: Arapça muvāzī

  1. [sıfat, eskimiş, matematik] Bakınız paralel
KOKMUŞ

  1. [sıfat] Çürüyüp bozularak kötü kokan; kokuşuk, müteaffin
  2. [mecaz] Yerinden kımıldamaya üşenen, tembel, miskin olan (kimse)
    • "Kokmuş adam."
  3. [mecaz] Çok bilinen, değersiz, önemsiz olan
    • "Ve sen o kokmuş tangoyu on sekizinci defa dinleyeceksin." (Peyami Safa)
MUNZAM

Kelime Kökeni: Arapça munżamm

  1. [sıfat, eskimiş] Katılmış, ulanmış, eklenmiş
  2. [isim] Bakınız ekleme
MUAMMA

Kelime Kökeni: Arapça muʿammā

  1. [isim] Bakınız bilmece
    • "Eski kadınlar, çocukların zihinlerini bilmek için muammalara başvururlardı." (Ahmet Rasim)
  2. [edebiyat] Âşıklık geleneğinde manzum bilmece
  3. [mecaz] Anlaşılmayan, bilinmeyen şey
    • "Ruhu uykuda farz ettiğim kadın bana pek yaman bir muamma gibi geldi." (Halide Edip Adıvar)
  4. [sıfat] Anlaşılmayan, bilinmeyen
    • "Bırak muamma konuşmayı / Çıkar ağzından baklayı / Bahtımız aydınlanıversin" (Cahit Sıtkı Tarancı)
DOLMUŞ

  1. [sıfat] Boş yeri kalmamış; meşbu
  2. Bakınız dolu (II)
  3. [isim] Yolcu taşımaya yarayan kayık, motor, otomobil, minibüs vb. küçük taşıt
    • "En iyisi, ben buradan bir dolmuşa binip eve gideyim." (Çetin Altan)
SİMURG

Kelime Kökeni: Farsça sī + murġ

  1. [isim] Bakınız Anka
MUTSUZ

  1. [sıfat] Mutlu olmayan; bedbaht, saadetsiz
  2. Bakınız kara bahtlı
MEMURE

Kelime Kökeni: Arapça meʾmūre

  1. [isim, eskimiş] Kadın memur
    • "Birinci odada üç memur vardı; bunlardan biri başını arkasındaki duvara dayamış, yüzüne bir mendil örtmüş, uyuyor; nefes alıp verdikçe mendilin bir ucu hafifçe kalkıp inmekte." (Cevdet Kudret)
BİZMUT

Kelime Kökeni: Fransızca bismuth

  1. [isim, kimya] Atom numarası 83, atom ağırlığı 209, yoğunluğu 9,8 olan, 271,3 °C'de eriyen, kızılımsı beyaz renkli, kırılgan ve katı bir element (simgesi Bi)
  2. Bu elementten yapılan ve ilaç olarak kullanılan karışım
    • "Midesi ekşiyen birine bizmut verdim." (Reşat Nuri Güntekin)
MAYMUN

Kelime Kökeni: Arapça meymūn

  1. [isim, hayvan bilimi] Dört ayaklı, iki ayağı üzerinde de yürüyebilen, ormanda toplu olarak yaşayan, kuyruklu hayvan; primat
    • "Bu maymunların tarlalara hiçbir zarar vermedikleri ve şehir hayatına alışık oldukları görülür." (Asaf Halet Çelebi)
  2. [sıfat, mecaz] Çirkin ve gülünç olan
    • "Maymun herif."
YAĞMUR

  1. [isim] Atmosferdeki su buharının yoğunlaşmasıyla oluşan ve yeryüzüne düşen yağışın sıvı durumda olanı; yağar, yağış, baran, bereket, kay (I), rahmet
    • "Kaşlarından süzülen yağmur damlalarını eliyle sıvazlayarak onlara baktı." (Orhan Hançerlioğlu)
  2. [mecaz] Çok miktarda ve sık düşen, gelen şey
  3. [mecaz] Çokluk, bolluk
    • "Para yağmuru. Övgü yağmuru."
Kelime Anlamları Kaynağı : Türk Dil Kurumu Güncel Türkçe Sözlüğü