İçinde me olan 8 harfli 1340 kelime var. İçerisinde ME bulunan kelimeler listesini scrabble oyununda ya da Türkçe araştırmalarınızda kullanabilirsiniz. Bir de başında me olan kelimeler listesine ya da Sonu me ile biten kelimeler listesine gözatmak isteyebilirsiniz. Ayrıca şunu da deneyebilirsiniz, İşlerinizi kolaylaştıracak bir kelime bulucu : Kelime bulma makinesi
Harf Sayısına Göre Kelimeler
E M Harfleri İle Yazılabilecek Bazı Kelimeler
2 Harfli Kelimeler
EM, ME
Daha kapsamlı sonuç için lütfen kelime bulma makinesini kullanın.
Bazı kelimelerin anlamları (Kaynak : TDK)
- BÜKTÜRME
-
-
[isim]
Büktürmek işi
-
[isim]
Büktürmek işi
- KİŞNETME
- ...
- KÖPÜRTME
-
-
[isim]
Köpürtmek işi
-
[isim]
Köpürtmek işi
- MEVKUFEN
-
Kelime Kökeni : Arapça
-
[zarf]
Tutuklu olarak
- "Muhittin Paşa mevkufen Sivas'a getirilmiştir." (Atatürk)
-
[zarf]
Tutuklu olarak
- MEYVEDAR
-
Kelime Kökeni : Farsça
-
[sıfat]
Meyveli, meyvesi olan, meyve veren
-
[sıfat]
Meyveli, meyvesi olan, meyve veren
- SEÇTİRME
-
-
[isim]
Seçtirmek işi
-
[isim]
Seçtirmek işi
- SÜZÜLMEK
-
-
[nsz]
Süzme işine konu olmak
- "Bal süzüldü."
-
Akmak
- "Gözlerimden yaşlar süzüldü."
-
Kuş kanatları gerili olarak görünür bir hareket yapmadan havada ilerlemek
- "Kuş, gene havada süzülüp daireler çiziyor." (Memduh Şevket Esendal)
-
Sessizce ve görünür bir hareket yapmadan ilerlemek
- "Baktım süzülüp geçti açıktan iki sandal." (Yahya Kemal Beyatlı)
-
İnsan sessiz, gizlice ve kayıyormuş gibi gitmek
- "Bir daha vurdum ve cevap alamayınca her zaman yaptığım gibi usulca kapıyı açıp içeri süzüldüm." (Haldun Taner)
-
Göz baygınlaşmak, mahmurlaşmak
- "Bu sözleri söylerken mebusun gözleri süzülerek ufalıyordu." (Peyami Safa)
-
Uyumlu bir biçimde ve salınarak yürümek
- "Bir tanesinin elinde-muhakkak çalmış olacak- bir şık şemsiye, o günün sosyete hanımlarını taklit ederek kırıtıyor, süzülüyorlardı." (Halide Edip Adıvar)
-
Yüzüne nazlı bir anlam vermek
-
Çok zayıflamak
- "Yedi sekiz gün içinde kızcağız, süzülmüş, solmuş, gözleri çukura kaçmıştı." (Memduh Şevket Esendal)
-
[nsz]
Süzme işine konu olmak
- BİLİŞMEK
-
-
[nsz]
Birbirini tanımak, muarefesi olmak
- "Bunca zamanlar bilişip, ahir dönüp ayrılışıp." (Yunus Emre)
-
Öğrenmek
-
[nsz]
Birbirini tanımak, muarefesi olmak
- DÜŞÜRMEK
-
-
[-e]
Düşmesine yol açmak, düşmesine sebep olmak
-
[-i]
Değerini, fiyatını indirmek
-
[-i]
Azaltmak
-
[nsz]
Vücuttan yavru, çocuk, taş, solucan vb. atmak
- "Çocuk, solucan düşürüyor."
-
[-i]
Iskat etmek
- "Bakanlar kurulunu düşürmek."
-
Uğratmak
- "Tehlikeye düşürmek."
-
[-i]
Değerli bir şeyi ucuz veya kolay elde etmek
- "Bu güzel halıyı bedestenden çok ucuza düşürdüm."
-
[-i]
Zayıf bırakmak, gücünü azaltmak
- "Annemi verem iyiden iyiye düşürmüştü." (Yahya Kemal Beyatlı)
-
[-e]
Düşmesine yol açmak, düşmesine sebep olmak
- KARAMELA
-
Kelime Kökeni : İtalyanca
-
[isim]
Eritilmiş ve birazı yakılmış şekerle yapılan şekerleme
-
[isim]
Eritilmiş ve birazı yakılmış şekerle yapılan şekerleme
- MEYDANDA
-
-
[sıfat]
Ortada, belli, açık, aşikâr
- "Bu genç bir deve idi. Semeri yoktu. Çok tüylü kamburu meydandaydı." (Ömer Seyfettin)
-
[sıfat]
Ortada, belli, açık, aşikâr
- ÖVDÜRMEK
- ...
- BÜYÜTMEK
-
-
[-i]
Büyük duruma getirmek, genişletmek
-
Yetiştirmek, bakmak
- "Büyüt bu fidanı ey genç / Hazır yeşermişken." (Behçet Necatigil)
-
Abartmak, mübalağa etmek
- "Bir ara yine işi büyüttüğüne, hayale kapıldığına hükmetti." (Refik Halit Karay)
-
[-i]
Büyük duruma getirmek, genişletmek
- TİPİLEME
-
-
[isim]
Tipilemek işi
-
[isim]
Tipilemek işi
- BEKLENME
-
-
[isim]
Beklenmek durumu
-
[isim]
Beklenmek durumu
- DÜRÜLMEK
-
-
[nsz]
Dürme işine konu olmak veya dürme işi yapılmak
- "Faytonun köşesinde dürülmüş, bağlanmış bir bohça gibidir." (Aka Gündüz)
-
Bükülmek
-
Toplanmak, sarılmak, katlanmak
-
[nsz]
Dürme işine konu olmak veya dürme işi yapılmak
- EKLEŞMEK
-
-
[nsz]
Ek durumuna gelmek
- "Eski Türkçe turur kelimesi ekleşerek -dir şekline dönüşmüştür."
-
[nsz]
Ek durumuna gelmek
- GEÇİNMEK
-
-
[nsz]
Yaşamak için gerekeni sağlamak
- "Muharrem artık yalnız balıkçılıkla geçiniyordu." (Sait Faik Abasıyanık)
- "Sözün tam anlamıyla bu sayede geçinip gidiyordu." (Murathan Mungan)
-
[-le]
Uzlaşmak, anlaşmak
- "Aman çocuklar, birbirinizle iyi geçinin."
-
Taslamak
- "Şiir güç ya, şair olmak, şair geçinmek o kadar değil." (Nurullah ataç)
-
[-den]
Kendi gereksinimlerini başkalarından sağlamak
- "... sen altmış para verip bir paket tütün almaz, herkesin tabakasından geçinirsin." (Memduh Şevket Esendal)
-
Ölmek
-
[nsz]
Yaşamak için gerekeni sağlamak
- GEVELEME
-
-
[isim]
Gevelemek işi
- "Bu çeşit bunak gevelemeleri yaşlı dostlar çevresinde hoş görülebilir." (Haldun Taner)
-
[isim]
Gevelemek işi
- GÜREŞMEK
-
-
[nsz]
İki kişi türlü oyunlarla birbirinin sırtını yere getirmeye çalışmak
- "Artık çayırlıklarda soyunup yağlanıp güreşemiyorlardı." (Ömer Seyfettin)
-
Mücadele etmek
-
[nsz]
İki kişi türlü oyunlarla birbirinin sırtını yere getirmeye çalışmak