İçinde ma olan 8 harfli 1679 kelime var. İçerisinde MA bulunan kelimeler listesini scrabble oyununda ya da Türkçe araştırmalarınızda kullanabilirsiniz. Bir de başında ma olan kelimeler listesine ya da sonu ma ile biten kelimeler listesine göz atmak isteyebilirsiniz. Ayrıca şunu da deneyebilirsiniz, işlerinizi kolaylaştıracak bir kelime bulucu: Kelime bulma makinesi
Harf Sayısına Göre Kelimeler
Ma Harfleri ile Yazılabilecek Kelimeler
A M
2 Harfli Kelimeler
AM, MA
Daha kapsamlı sonuç için lütfen kelime bulma makinesini kullanın.
Bazı kelimelerin anlamları (Kaynak : TDK)
- ANSITMAK
-
-
[-i]
Bakınız anımsatmak
- "Şimdi gün ışığı ile iyice aydınlanan dükkânda boş tavan, kancaların etrafındaki sıva döküntüleri, çizikler, belirsizleşen rengiyle sıvanıp badanalanması gerektiğini ansıtıyordu."
-
[-i]
Bakınız anımsatmak
- SOĞUTMAÇ
-
-
[isim]
Bakınız soğutucu
-
[isim]
Bakınız soğutucu
- APAZLAMA
-
-
[isim]
Bakınız avuçlama
-
[sıfat, denizcilik]
Pupa ile orsa arasında geminin omurgasına 45 derece açı ile esen (rüzgâr)
-
[zarf, denizcilik]
Böyle esen bir rüzgârla
- "Apazlama gidiyoruz."
-
[isim]
Bakınız avuçlama
- ŞIKLAŞMA
-
-
[isim]
Şıklaşmak işi
-
[isim]
Şıklaşmak işi
- SALLATMA
-
-
[isim]
Sallatmak işi
-
[isim]
Sallatmak işi
- SAĞALMAK
-
-
[nesnesiz]
Sağlığa kavuşmak; iyileşmek
-
[nesnesiz]
Sağlığa kavuşmak; iyileşmek
- MAŞALAMA
-
-
[isim]
Maşalamak işi
-
[isim]
Maşalamak işi
- OLMAZLIK
-
-
[isim, mantık]
Olmazlı olma durumu
-
Olmazlı olan şey
-
[isim, mantık]
Olmazlı olma durumu
- DUYURTMA
-
-
[isim]
Duyurtmak işi
-
[isim]
Duyurtmak işi
- AĞALANMA
-
-
[isim]
Ağalanmak durumu
-
[isim]
Ağalanmak durumu
- İMAMOĞLU
-
-
[isim]
Adana iline bağlı ilçelerden biri
-
[isim]
Adana iline bağlı ilçelerden biri
- YANSIMAK
-
-
[nesnesiz]
Işık ve ses dalgaları yansıtıcı bir yüzeye çarparak yön değiştirmek; yansılamak, aksetmek
- "Düz ve parlak yüzeylere çarpan ışık yansır."
-
Yer almak
- "Gazeteye yansıyan haber ağızdan ağıza geçerken açıklığını hemen hemen tamamen kaybetmiştir."
-
[mecaz]
Anlaşılmak, belli olmak
-
[nesnesiz]
Işık ve ses dalgaları yansıtıcı bir yüzeye çarparak yön değiştirmek; yansılamak, aksetmek
- ŞAMATALI
-
-
[sıfat]
Bakınız gürültülü patırtılı
- "Ben kendim, ırk ve din ayrılığına bakmadan bu şamatalı politika dünyasında daima insanların birliğine inanıyordum."
-
[mecaz]
Çok eğlenceli
-
[sıfat]
Bakınız gürültülü patırtılı
- TIKSIRMA
-
-
[isim]
Tıksırmak işi
-
[isim]
Tıksırmak işi
- KUMARBAZ
-
Kelime Kökeni: Arapça ḳimār + Farsça -bāz
-
[sıfat]
Kumara düşkün, sürekli kumar oynayan; kumarcı, bitirimci
- "Gömücüler de kumarbazlarınkine benzer bir tür haz dışında pek bir şey bulamıyorlardı toprakta."
-
[sıfat]
Kumara düşkün, sürekli kumar oynayan; kumarcı, bitirimci
- BULUNMAK
-
-
[nesnesiz]
Bulma işine konu olmak
- "Yerde para bulundu."
-
[-de]
Herhangi bir durumda olmak
- "Az sonra ikramda bulunmak için mutfaktan çıktığında, gençlerin avluda konuştuklarını gördü."
-
[-de]
Bir yerde olmak
- "İçinde bulunduğumuz tarihte Osmanlı Devleti'nin temelleri çökmüş, ömrü tamam olmuştu."
-
[nesnesiz]
Bulma işine konu olmak
- DURALAMA
-
-
[isim]
Bakınız duraklama
-
[dil bilgisi]
Konuşma organlarının belirli bir süre aynı durumda kalarak hecedeki bir sesi çıkarması
-
[isim]
Bakınız duraklama
- OYNATMAK
-
-
[-i]
Oynamasını sağlamak
- "Bir curcuna havası söyledi ve salondakilerin hepsini oynattı."
-
Kımıldamasına yol açmak
- "Elindeki kamçıyı oynatarak güneş altında yanan ovalarda gözlerini gezdirdi."
-
[nesnesiz]
Herhangi bir canlıya istenilen hareketleri yaptırmak
- "Ayı oynatmak."
-
[nesnesiz]
Bir araç, gereç kullanmak
- "Akıllı bir adam mermer üzerinde keser oynatır mı?"
-
[nesnesiz]
Aklını yitirmek
- "Sizinle iki gün daha çalışsam aklımı oynatabilirim."
-
[mecaz]
Korkutmak, heyecanlandırmak
-
[mecaz]
Herhangi bir ödevi yerine getirmeyerek karşı tarafı düzenle oyalamak
- "Borçlu alacaklıyı iki aydır oynatıyor."
-
[nesnesiz, tiyatro]
Sahneye koymak
- "Bu ramazan geceleri Karagöz oynatacağız."
-
[-i]
Oynamasını sağlamak
- KABZIMAL
-
Kelime Kökeni: Arapça ḳabż + māl
-
[isim, ticaret]
Meyve ve sebze üreticileri ile satıcılar arasında aracılık eden kimse; sebze meyve toptancısı
-
[isim, ticaret]
Meyve ve sebze üreticileri ile satıcılar arasında aracılık eden kimse; sebze meyve toptancısı
- DUYULMAK
-
-
[nesnesiz]
Duyma işine konu olmak; işitilmek
- "Arada bir küçük dalgaların kâh gülüştükleri, kâh ağlaştıkları duyulur."
-
[nesnesiz]
Duyma işine konu olmak; işitilmek