İçinde ma olan 7 harfli 1164 kelime var. İçerisinde MA bulunan kelimeler listesini scrabble oyununda ya da Türkçe araştırmalarınızda kullanabilirsiniz. Bir de başında ma olan kelimeler listesine ya da sonu ma ile biten kelimeler listesine göz atmak isteyebilirsiniz. Ayrıca şunu da deneyebilirsiniz, işlerinizi kolaylaştıracak bir kelime bulucu: Kelime bulma makinesi
Harf Sayısına Göre Kelimeler
Ma Harfleri ile Yazılabilecek Kelimeler
A M
2 Harfli Kelimeler
AM, MA
Daha kapsamlı sonuç için lütfen kelime bulma makinesini kullanın.
Bazı kelimelerin anlamları (Kaynak : TDK)
- TAŞIMAK
-
-
[-i]
Bir şeyi bir yerden alıp başka bir yere götürmek; gezdirmek
- "Hastayı ekseriya yakın kasabaya kadar sırtta taşırlardı."
-
Üstünde bulundurmak
- "Boynundan asılmış gümüş bir köstek taşırdı."
-
Bir nesnenin ağırlığını yüklenmek
- "Değirmenin üstünde ise değirmen koluyla birleşen çarkı taşıyan bir çanak bulunur."
-
Boru, kanal vb. ile sıvı maddeleri bir yerden başka bir yere aktarmak
-
[nesnesiz]
Bir giysiyi üzerine giymiş olmak
- "Devlet üniforması taşıyordu."
-
[mecaz]
Sahip olmak, özellik olarak bulundurmak
- "İnsanlar müşterek tecrübeleri taşıdıkları için birbirlerinin ne dediklerini anlayabilirler."
-
[mecaz]
Katlanmak, üstlenmek, yüklenmek, çekmek
-
[nesnesiz, mecaz]
Duymak, hissetmek
- "İçlerinde her şeye karşılık bir suçluluk duygusu taşırlar."
-
[-i]
Bir şeyi bir yerden alıp başka bir yere götürmek; gezdirmek
- DRAHOMA
-
Kelime Kökeni: Rumca
-
[isim]
Hristiyan ve Musevilerde gelinin damada verdiği para veya mal
- "Ben de çalışıp kazanmak, drahoma toplayarak evlenmek istedim."
-
[isim]
Hristiyan ve Musevilerde gelinin damada verdiği para veya mal
- KALMALI
-
-
[sıfat]
Kalma durumunda olan
-
[sıfat]
Kalma durumunda olan
- SALINMA
-
-
[isim]
Salınmak işi
- "Belki de bu, çıkıp salınması beklenen bir sevgiliye söylenmiş iştiyaklı bir yalvarıştır."
-
[isim]
Salınmak işi
- SUSATMA
-
-
[isim]
Susatmak işi
-
[isim]
Susatmak işi
- OKŞAMAK
-
-
[-i]
Sevgi, şefkat belirtisi olarak elini bir şeyin üzerinde yavaş yavaş gezdirmek veya ona hafifçe vurmak; sevmek, sıvazlamak
- "Oğlan kızın yanına geldi, saçlarını okşuyor."
-
Hafifçe dokunmak
- "Esen rüzgâr siliyor alnımdan kaderimi / Okşuyor saçlarımı, yüzümü, ellerimi"
-
[nesnesiz, mecaz]
Hafifçe dövmek
- "Huysuzluk ettiği için biraz okşamış."
-
[mecaz]
Hoşnut etmek
- "Mektuplarında onun onurunu okşayacak, endişelerini hafifletecek cümleleri artırdı."
-
Benzemek, andırmak, hatırlatmak
- "Bu iki sarı birbirini okşuyor."
-
[-i]
Sevgi, şefkat belirtisi olarak elini bir şeyin üzerinde yavaş yavaş gezdirmek veya ona hafifçe vurmak; sevmek, sıvazlamak
- BAŞARMA
-
-
[isim]
Başarmak işi
- "Annem, derslerine çalışıp eylülde sınavları başarması gerektiğini hatırlatıyordu."
-
[isim]
Başarmak işi
- DOĞURMA
-
-
[isim]
Doğurmak işi; tevlit
-
[isim]
Doğurmak işi; tevlit
- YAZILMA
-
-
[isim]
Yazılmak işi; kaydolma
- "Ancak onun gibi düşçü olanların yapabileceği bir atılımla gönüllü yazılmasını minnet ve şükranla karşıladı."
-
[isim]
Yazılmak işi; kaydolma
- BASILMA
-
-
[isim]
Basılmak işi; tabedilme, tabolunma
- "Oysa tetiğe basılmasıyla merminin bedene saplanması eş zamanlı değildir."
-
[isim]
Basılmak işi; tabedilme, tabolunma
- ŞAMANLI
-
-
[sıfat]
Şamanı olan
-
[sıfat]
Şamanı olan
- ISIRMAK
-
-
[-i]
Dişleri arasına alıp sıkmak
- "Dolu bir kadeh içti ve meze yerine alt dudağını ısırdı."
-
[nesnesiz]
Dişleriyle koparmak; yemek (II)
- "Ekmekten bir lokma ısırırken hole bakıyorum."
-
Rüzgâr sert esmek, keskin bir biçimde etkilemek
- "Ayaz insanın yüzünü ısırıyordu."
-
Kumaş dalamak, kaşındırmak
-
[-i]
Dişleri arasına alıp sıkmak
- MAVRUKA
-
-
[isim]
Kurşundan dökülmüş uzun ve yuvarlak, iki ucu delikli, mazgallanıp cıvayla parlatılmış veya sarı madenden döküm yapılıp nikelajlanmış, 80-130 gr ağırlığında bir av aleti
-
[isim]
Kurşundan dökülmüş uzun ve yuvarlak, iki ucu delikli, mazgallanıp cıvayla parlatılmış veya sarı madenden döküm yapılıp nikelajlanmış, 80-130 gr ağırlığında bir av aleti
- SIĞINMA
-
-
[isim]
Sığınmak işi; iltica
- "Eğer bana sorarsanız bu kâfirlere sığınmanızı hiçbir bakımdan uygun bulmam."
-
Bakınız tahassun
-
[spor]
Yarış sırasında, rüzgârın etkisinden korunmak için başka bir yarışçının arkasına sinme
-
[isim]
Sığınmak işi; iltica
- YARAMAZ
-
-
[sıfat]
Uygun ve yararlı olmayan, bir işe yaramayan
-
Söz dinlemeyen, uslu durmayan, yasaklanan şeyleri yapmakta ayak direyen, haşarı (çocuk), uslu karşıtı
- "Annesine bakabilmek için akşama kadar elliye yakın yaramazın kahrını çekiyordu."
-
Çapkın olan
-
[sıfat]
Uygun ve yararlı olmayan, bir işe yaramayan
- ÇALIŞMA
-
-
[isim]
Çalışmak işi; faaliyet
- "Sonradan kapının kaldırılıp yerine takılması için yetmiş kişinin çalışması icap etti."
-
Bir yapı elemanının yük altında biçim değiştirmesi, az veya çok zorlanması
- "Bu kiriş hesabında kirişin aşırı yük altında çalışması göz önüne alınmıştır."
-
Bünyesindeki suyun azalması veya çoğalması sonucu ağacın biçim ve boyutlarının değişmesi
- "Ağaçtan üretilen işlerin sonradan bozulması istenmiyorsa bütün birleştirilmelerde ağacın çalışması özelliği dikkate alınmalıdır."
-
Bilimsel ve sanatsal amaçlı ürün
-
[isim]
Çalışmak işi; faaliyet
- ROMANCI
-
-
[isim]
Roman yazarı
- "Her romancının bütün romanlarında değişmeyen demirbaş bir kişisi var: kendisi."
-
[isim]
Roman yazarı
- ONAŞMAK
-
-
[nesnesiz]
Karşılıklı rıza göstermek, razı olmak
-
[nesnesiz]
Karşılıklı rıza göstermek, razı olmak
- İMANSIZ
-
-
[sıfat]
Bakınız inançsız
-
[mecaz]
İnsafsız, acımasız
-
[sıfat]
Bakınız inançsız
- SAYMACA
-
-
[sıfat]
Gerçekte öyle olmadığı hâlde öyleymiş gibi kabul edilen; itibari, fiktif, nominal
- "Kâğıt paranın değeri saymaca bir değerdir."
-
[zarf]
Sayarak
-
[sıfat]
Gerçekte öyle olmadığı hâlde öyleymiş gibi kabul edilen; itibari, fiktif, nominal