İçinde lma olan 6 harfli 32 kelime var. İçerisinde LMA bulunan kelimeler listesini scrabble oyununda ya da Türkçe araştırmalarınızda kullanabilirsiniz. Bir de başında lma olan kelimeler listesine ya da sonu lma ile biten kelimeler listesine göz atmak isteyebilirsiniz. Ayrıca şunu da deneyebilirsiniz, işlerinizi kolaylaştıracak bir kelime bulucu: Kelime bulma makinesi

Harf Sayısına Göre Kelimeler

Kelime bulma makinesi Kelime bulma makinesi

Lma Harfleri ile Yazılabilecek Kelimeler

A L M

3 Harfli Kelimeler

LAM, MAL

2 Harfli Kelimeler

AL, AM, LA, MA

Daha kapsamlı sonuç için lütfen kelime bulma makinesini kullanın.


Bazı kelimelerin anlamları (Kaynak : TDK)

AŞILMA

  1. [isim] Aşılmak durumu
    • "Fakat asıl temennim onların daha yüksek düşünceler için aşılması gereken basamaklar olmasıdır." (Mehmet Kaplan)
UYULMA

  1. [isim] Uyulmak işi
ELMALI

  1. [isim] Antalya iline bağlı ilçelerden biri
ATILMA

  1. [isim] Atılmak işi
    • "Vezin ve kafiyenin atılması, lirizmden yüz çevirme, imge kullanılmaması, şiirde yenilik sayılıyordu." (Selâhattin Hilav)
ÇALMAÇ

  1. [isim, ağızlardan] Tahtadan yapılmış kap
OYULMA

  1. [isim] Oyulmak işi
KALMAK

  1. [nesnesiz] Olduğu yeri ve durumu korumak, sürdürmek
    • "Sıkı sıkı kucakladı ve öylece kaldı." (Tarık Buğra)
  2. Zaman, uzaklık veya nicelik belirtilen miktarda bulunmak
    • "Arabada yalnız dört çocuk kalmıştı." (Osman Cemal Kaygılı)
  3. [-de] Bakınız konaklamak
    • "Hemen karargâha yerleşmezsem ne geri dönebilir ne de otelde kalabilirdim." (Falih Rıfkı Atay)
  4. [-le] Bakınız yaşamak
    • "Tam beş sene benimle beraber kaldı." (Sait Faik Abasıyanık)
  5. Bakınız eğleşmek
  6. Hayatını sürdürmek
    • "O aileden bir bu çocuk kaldı."
  7. Varlığını korumak, sürdürmek
    • "Eniştemizin iptidai kalmış huyları da vardı." (Abdülhak Şinasi Hisar)
  8. [-de] Oyalanmak, vakit geçirmek
    • "Kısa bir süre tezgâhın önünde kaldı." (Necati Cumalı)
  9. Sınıf geçmemek
    • "Çocukların içinde kalanlar da var geçenler de."
  10. [-de] İşlemez, yürümez duruma gelmek
    • "Araba yarı yolda kaldı."
  11. [-e] İleriye atılmak; ertelenmek
    • "Mahkeme ayın on sekizine kaldı." (Sait Faik Abasıyanık)
  12. [-de] Bir şeyle kaplanmak, bir şeye bulanmak
    • "Oda duman içinde kaldı."
  13. [-de] Bir işi belli bir noktada bırakmak
    • "Bugün iş maddesinde kaldık."
  14. [-den] Miras olarak geçmek
    • "Çiftlik ana babasından kalmış."
  15. [-den] Yapamamak
    • "Misafir geldi, gezmeden kaldık."
  16. Belli bir gelirle geçinmek zorunda bulunmak
    • "Refika, valide, iki kerime kaldık mı biz iki bin kuruş tekaüt maaşına." (Haldun Taner)
  17. [-le] Bakınız yetinmek
    • "Yalnız dayak atmakla kalmadı, onu işinden de çıkardı."
  18. [-le] Bakınız sınırlanmak
    • "Amasya'da iken karşılaştığımız vaziyet yalnız Şeyh Recep Vakası ile kalmadı." (Atatürk)
  19. Herhangi bir durumu sürdürmek
  20. [yardımcı fiil] Olmak, herhangi bir durumda bulunmak
    • "Fatma'nın yemek çantası olmasaydı dün aç kalmıştık." (Falih Rıfkı Atay)
  21. [yardımcı fiil] Kök veya gövdeleri sonuna -a (-e), -ıp (-ip) zarf-fiil eki almış fiillere gelerek süreklilik bildiren birleşik fiiller oluşturur
    • "Bakakalmak."
    • "Şaşakalmak."
    • "Donakalmak. Şaşırıp kalmak. Donup kalmak."
ASILMA

  1. [isim] Asılmak işi; sulantı
    • "Yaşı senin gibi küçük olanların asılması kanunda yoktur." (Kemal Tahir)
YILMAK

  1. [-den] Bir işten gözü korkup vazgeçmek
    • "Konu hasır altı edilince yılmıyor, bir kez daha yazıyordum." (Muzaffer İzgü)
  2. Bıkmak, usanmak
    • "Güçlüğün hiçbir çeşidinden yılmamak, dil arıtıcısı olmanın vazgeçilmez bir koşuludur." (Nermi Uygur)
SOLMAK

  1. [nesnesiz] Rengini yitirmek, rengi uçmak
    • "Sen, yüzü beyaz güller gibi solan / Adın ve senin?" (Turan Oflazoğlu)
  2. Tazeliğini, diriliğini veya parlaklığını yitirmek
    • "Kuşlar ağlıyor, çiçekler soluyor, yapraklar dökülüyor, ufuklar kararıyordu." (Ömer Seyfettin)
BULMAK

  1. [-i] Bir şeyle, bir kimseyle arayarak veya aramadan karşılaşmak
    • "Kafam her an bir konu bulmak için binbir çeşit şeye müracaat ediyor." (Halide Edip Adıvar)
  2. Bir şeyi elde etmek
  3. Kaybedilen bir şeyi yeniden ele geçirmek
    • "Paramı buldum."
  4. Bakınız keşfetmek
    • "Şu kuvvetin, cevherin sırrını bulmaya çalışıyorum." (Sait Faik Abasıyanık)
  5. İcat etmek
  6. İstenilen şeye kavuşmak
    • "Kadınlık namına düşündüğüm şeylerin hiçbirini karımda bulamadım." (Ömer Seyfettin)
  7. Bir yere, bir noktaya erişmek, ulaşmak
    • "Böylece yılın ortasını bulduk." (Refik Halit Karay)
  8. Herhangi bir görüşe, bir yargıya varmak
    • "Ben de bunu akıllıca buldum." (Memduh Şevket Esendal)
  9. Uygun görüp seçmek
    • "Bazen onlara yeni ve güzel kıyafetler buluyor." (Halide Edip Adıvar)
  10. Bir şeyi temin etmek
    • "Sen otur ye, ben yatarken, kendim bir şeyler bulur, yerim." (Sait Faik Abasıyanık)
  11. [nesnesiz] Cezaya uğramak
    • "Eden bulur ağam, eden bulur." (Aka Gündüz)
  12. Bakınız anımsamak
    • "Bir türlü bulamadım caminin ismini dersem inanır mısınız?" (Sait Faik Abasıyanık)
  13. [nesnesiz] Bir şeyi belirlemek
    • "Süleyman bu Rum gencine bir de Müslüman isim buldu." (İsmail Metin)
SALMAK

  1. [-e, -i] Bağımlılığına, tutukluluğuna veya baskı altındaki durumuna son vererek serbest kılmak; bırakmak
  2. Yollamak, göndermek
    • "Bununla beraber peşine adam salmak gerekir." (Aka Gündüz)
  3. Koymak, katmak
    • "Halk ruhunun benliğinizde yeniden uyanıp hararetini gönlünüze saldığını duyarsınız." (Refik Halit Karay)
  4. Bakınız sürmek
    • "Bunun içindir ki dal budak saldı, yemiş vermeye başladı." (Ruşen Eşref Ünaydın)
  5. Bakınız uğratmak
    • "Başını derde salmak."
  6. Vergi yüklemek
    • "Ona elli bin lira salmışlar."
  7. Üzerine yürütmek
    • "Tazıyı tavşana salmak."
  8. [-e] Bakınız saldırmak
    • "Aç kurt, yılana da salar, taşa da, dedi." (Memduh Şevket Esendal)
  9. Bakınız sarkıtmak
    • "Soğutmak için kuyuya su kabı saldı."
  10. Bakınız koyuvermek
  11. [denizcilik] Gemi demir üzerinde dört yana dönmek
  12. [-i, mecaz] Bakmamak, ilgilenmemek, özen göstermemek
YILMAZ

  1. [sıfat] Bir işten gözü korkup vazgeçmeyen, yılmayan
DOLMAK

  1. [nesnesiz] Dolu duruma gelmek
  2. Bitkiler olgunlaşmak, erginleşmek
    • "Gök ekini biçer gibi!.. Başaklar daha dolmadan." (Tarık Buğra)
  3. Bir yere iyice yayılmak, kaplamak
    • "Sarıova bir mahşer, bir ana baba günü hâlini aldı; sokaklar baştan başa kadın, çocuk vaveylalarıyla doldu." (Reşat Nuri Güntekin)
  4. Bir yerde pek çok eşya veya kimse toplanmak, kalabalık duruma gelmek
    • "Kıştan kurtulur kurtulmaz deniz kenarları insanla, sandalla dolar." (Sait Faik Abasıyanık)
  5. Süre, hesap tamamlanmak
    • "Süresi doldu, emekliye ayrıldı."
  6. [mecaz] Sabrı tükenip öfkesi taşacak duruma gelmek
DİLMAÇ

  1. [isim] Bakınız çevirmen
    • "Almanyalı ile anlaşabilmek için bu Maltalıyı dilmaç olarak tutmuşlar." (Memduh Şevket Esendal)
AZALMA

  1. [isim] Azalmak işi
    • "Nüfusun yüksek derecede durgun olduğu bu aşamayı yüksek doğurganlığın devam ettiği fakat ölümlerin azalmaya başladığı ikinci aşama izler." (Halil İbrahim Bahar)
ONULMA

  1. [isim] Onulmak işi
UFALMA

  1. [isim] Ufalmak durumu
AÇILMA

  1. [isim] Açılmak işi; küşayiş
    • "Vapur geri geri beyaz köpükler kabartarak açılmaya başlamış." (Çetin Altan)
  2. Bakınız çatlama
  3. [sinema, televizyon] Bir film çekiminde karanlıkta başlayıp gittikçe aydınlanarak görüntülerin belirmesine dayanan noktalama
  4. [spor] Yakın mesafede duranların jimnastik alıştırmaları için birbirlerinden uzaklaşmaları
AYILMA

  1. [isim] Ayılmak işi
Kelime Anlamları Kaynağı : Türk Dil Kurumu Güncel Türkçe Sözlüğü