İçinde lma olan 6 harfli 32 kelime var. İçerisinde LMA bulunan kelimeler listesini scrabble oyununda ya da Türkçe araştırmalarınızda kullanabilirsiniz. Bir de başında lma olan kelimeler listesine ya da sonu lma ile biten kelimeler listesine göz atmak isteyebilirsiniz. Ayrıca şunu da deneyebilirsiniz, işlerinizi kolaylaştıracak bir kelime bulucu: Kelime bulma makinesi
Harf Sayısına Göre Kelimeler
Lma Harfleri ile Yazılabilecek Kelimeler
A L M
3 Harfli Kelimeler
LAM, MAL
2 Harfli Kelimeler
AL, AM, LA, MA
Daha kapsamlı sonuç için lütfen kelime bulma makinesini kullanın.
Bazı kelimelerin anlamları (Kaynak : TDK)
- AŞILMA
-
-
[isim]
Aşılmak durumu
- "Fakat asıl temennim onların daha yüksek düşünceler için aşılması gereken basamaklar olmasıdır."
-
[isim]
Aşılmak durumu
- UYULMA
-
-
[isim]
Uyulmak işi
-
[isim]
Uyulmak işi
- ELMALI
-
-
[isim]
Antalya iline bağlı ilçelerden biri
-
[isim]
Antalya iline bağlı ilçelerden biri
- ATILMA
-
-
[isim]
Atılmak işi
- "Vezin ve kafiyenin atılması, lirizmden yüz çevirme, imge kullanılmaması, şiirde yenilik sayılıyordu."
-
[isim]
Atılmak işi
- ÇALMAÇ
-
-
[isim, ağızlardan]
Tahtadan yapılmış kap
-
[isim, ağızlardan]
Tahtadan yapılmış kap
- OYULMA
-
-
[isim]
Oyulmak işi
-
[isim]
Oyulmak işi
- KALMAK
-
-
[nesnesiz]
Olduğu yeri ve durumu korumak, sürdürmek
- "Sıkı sıkı kucakladı ve öylece kaldı."
-
Zaman, uzaklık veya nicelik belirtilen miktarda bulunmak
- "Arabada yalnız dört çocuk kalmıştı."
-
[-de]
Bakınız konaklamak
- "Hemen karargâha yerleşmezsem ne geri dönebilir ne de otelde kalabilirdim."
-
[-le]
Bakınız yaşamak
- "Tam beş sene benimle beraber kaldı."
-
Bakınız eğleşmek
-
Hayatını sürdürmek
- "O aileden bir bu çocuk kaldı."
-
Varlığını korumak, sürdürmek
- "Eniştemizin iptidai kalmış huyları da vardı."
-
[-de]
Oyalanmak, vakit geçirmek
- "Kısa bir süre tezgâhın önünde kaldı."
-
Sınıf geçmemek
- "Çocukların içinde kalanlar da var geçenler de."
-
[-de]
İşlemez, yürümez duruma gelmek
- "Araba yarı yolda kaldı."
-
[-e]
İleriye atılmak; ertelenmek
- "Mahkeme ayın on sekizine kaldı."
-
[-de]
Bir şeyle kaplanmak, bir şeye bulanmak
- "Oda duman içinde kaldı."
-
[-de]
Bir işi belli bir noktada bırakmak
- "Bugün iş maddesinde kaldık."
-
[-den]
Miras olarak geçmek
- "Çiftlik ana babasından kalmış."
-
[-den]
Yapamamak
- "Misafir geldi, gezmeden kaldık."
-
Belli bir gelirle geçinmek zorunda bulunmak
- "Refika, valide, iki kerime kaldık mı biz iki bin kuruş tekaüt maaşına."
-
[-le]
Bakınız yetinmek
- "Yalnız dayak atmakla kalmadı, onu işinden de çıkardı."
-
[-le]
Bakınız sınırlanmak
- "Amasya'da iken karşılaştığımız vaziyet yalnız Şeyh Recep Vakası ile kalmadı."
-
Herhangi bir durumu sürdürmek
-
[yardımcı fiil]
Olmak, herhangi bir durumda bulunmak
- "Fatma'nın yemek çantası olmasaydı dün aç kalmıştık."
-
[yardımcı fiil]
Kök veya gövdeleri sonuna -a (-e), -ıp (-ip) zarf-fiil eki almış fiillere gelerek süreklilik bildiren birleşik fiiller oluşturur
- "Bakakalmak."
- "Şaşakalmak."
- "Donakalmak. Şaşırıp kalmak. Donup kalmak."
-
[nesnesiz]
Olduğu yeri ve durumu korumak, sürdürmek
- ASILMA
-
-
[isim]
Asılmak işi; sulantı
- "Yaşı senin gibi küçük olanların asılması kanunda yoktur."
-
[isim]
Asılmak işi; sulantı
- YILMAK
-
-
[-den]
Bir işten gözü korkup vazgeçmek
- "Konu hasır altı edilince yılmıyor, bir kez daha yazıyordum."
-
Bıkmak, usanmak
- "Güçlüğün hiçbir çeşidinden yılmamak, dil arıtıcısı olmanın vazgeçilmez bir koşuludur."
-
[-den]
Bir işten gözü korkup vazgeçmek
- SOLMAK
-
-
[nesnesiz]
Rengini yitirmek, rengi uçmak
- "Sen, yüzü beyaz güller gibi solan / Adın ve senin?"
-
Tazeliğini, diriliğini veya parlaklığını yitirmek
- "Kuşlar ağlıyor, çiçekler soluyor, yapraklar dökülüyor, ufuklar kararıyordu."
-
[nesnesiz]
Rengini yitirmek, rengi uçmak
- BULMAK
-
-
[-i]
Bir şeyle, bir kimseyle arayarak veya aramadan karşılaşmak
- "Kafam her an bir konu bulmak için binbir çeşit şeye müracaat ediyor."
-
Bir şeyi elde etmek
-
Kaybedilen bir şeyi yeniden ele geçirmek
- "Paramı buldum."
-
Bakınız keşfetmek
- "Şu kuvvetin, cevherin sırrını bulmaya çalışıyorum."
-
İcat etmek
-
İstenilen şeye kavuşmak
- "Kadınlık namına düşündüğüm şeylerin hiçbirini karımda bulamadım."
-
Bir yere, bir noktaya erişmek, ulaşmak
- "Böylece yılın ortasını bulduk."
-
Herhangi bir görüşe, bir yargıya varmak
- "Ben de bunu akıllıca buldum."
-
Uygun görüp seçmek
- "Bazen onlara yeni ve güzel kıyafetler buluyor."
-
Bir şeyi temin etmek
- "Sen otur ye, ben yatarken, kendim bir şeyler bulur, yerim."
-
[nesnesiz]
Cezaya uğramak
- "Eden bulur ağam, eden bulur."
-
Bakınız anımsamak
- "Bir türlü bulamadım caminin ismini dersem inanır mısınız?"
-
[nesnesiz]
Bir şeyi belirlemek
- "Süleyman bu Rum gencine bir de Müslüman isim buldu."
-
[-i]
Bir şeyle, bir kimseyle arayarak veya aramadan karşılaşmak
- SALMAK
-
-
[-e, -i]
Bağımlılığına, tutukluluğuna veya baskı altındaki durumuna son vererek serbest kılmak; bırakmak
-
Yollamak, göndermek
- "Bununla beraber peşine adam salmak gerekir."
-
Koymak, katmak
- "Halk ruhunun benliğinizde yeniden uyanıp hararetini gönlünüze saldığını duyarsınız."
-
Bakınız sürmek
- "Bunun içindir ki dal budak saldı, yemiş vermeye başladı."
-
Bakınız uğratmak
- "Başını derde salmak."
-
Vergi yüklemek
- "Ona elli bin lira salmışlar."
-
Üzerine yürütmek
- "Tazıyı tavşana salmak."
-
[-e]
Bakınız saldırmak
- "Aç kurt, yılana da salar, taşa da, dedi."
-
Bakınız sarkıtmak
- "Soğutmak için kuyuya su kabı saldı."
-
Bakınız koyuvermek
-
[denizcilik]
Gemi demir üzerinde dört yana dönmek
-
[-i, mecaz]
Bakmamak, ilgilenmemek, özen göstermemek
-
[-e, -i]
Bağımlılığına, tutukluluğuna veya baskı altındaki durumuna son vererek serbest kılmak; bırakmak
- YILMAZ
-
-
[sıfat]
Bir işten gözü korkup vazgeçmeyen, yılmayan
-
[sıfat]
Bir işten gözü korkup vazgeçmeyen, yılmayan
- DOLMAK
-
-
[nesnesiz]
Dolu duruma gelmek
-
Bitkiler olgunlaşmak, erginleşmek
- "Gök ekini biçer gibi!.. Başaklar daha dolmadan."
-
Bir yere iyice yayılmak, kaplamak
- "Sarıova bir mahşer, bir ana baba günü hâlini aldı; sokaklar baştan başa kadın, çocuk vaveylalarıyla doldu."
-
Bir yerde pek çok eşya veya kimse toplanmak, kalabalık duruma gelmek
- "Kıştan kurtulur kurtulmaz deniz kenarları insanla, sandalla dolar."
-
Süre, hesap tamamlanmak
- "Süresi doldu, emekliye ayrıldı."
-
[mecaz]
Sabrı tükenip öfkesi taşacak duruma gelmek
-
[nesnesiz]
Dolu duruma gelmek
- DİLMAÇ
-
-
[isim]
Bakınız çevirmen
- "Almanyalı ile anlaşabilmek için bu Maltalıyı dilmaç olarak tutmuşlar."
-
[isim]
Bakınız çevirmen
- AZALMA
-
-
[isim]
Azalmak işi
- "Nüfusun yüksek derecede durgun olduğu bu aşamayı yüksek doğurganlığın devam ettiği fakat ölümlerin azalmaya başladığı ikinci aşama izler."
-
[isim]
Azalmak işi
- ONULMA
-
-
[isim]
Onulmak işi
-
[isim]
Onulmak işi
- UFALMA
-
-
[isim]
Ufalmak durumu
-
[isim]
Ufalmak durumu
- AÇILMA
-
-
[isim]
Açılmak işi; küşayiş
- "Vapur geri geri beyaz köpükler kabartarak açılmaya başlamış."
-
Bakınız çatlama
-
[sinema, televizyon]
Bir film çekiminde karanlıkta başlayıp gittikçe aydınlanarak görüntülerin belirmesine dayanan noktalama
-
[spor]
Yakın mesafede duranların jimnastik alıştırmaları için birbirlerinden uzaklaşmaları
-
[isim]
Açılmak işi; küşayiş
- AYILMA
-
-
[isim]
Ayılmak işi
-
[isim]
Ayılmak işi