İçinde ll olan 6 harfli 58 kelime var. İçerisinde LL bulunan kelimeler listesini scrabble oyununda ya da Türkçe araştırmalarınızda kullanabilirsiniz. Bir de başında ll olan kelimeler listesine ya da sonu ll ile biten kelimeler listesine göz atmak isteyebilirsiniz. Ayrıca şunu da deneyebilirsiniz, işlerinizi kolaylaştıracak bir kelime bulucu: Kelime bulma makinesi
Harf Sayısına Göre Kelimeler
Daha kapsamlı sonuç için lütfen kelime bulma makinesini kullanın.
Bazı kelimelerin anlamları (Kaynak : TDK)
- KALLEŞ
-
Kelime Kökeni: Arapça ḳallāş
-
[sıfat]
Sözünde durmayıp bir işin yüzüstü kalmasına yol açan
- "Gene gülümsüyordu ama artık kalleş bir hınç vardı gülümseyişinde."
-
Birine gizlice kötülük eden
-
Bakınız kahpe
-
[sıfat]
Sözünde durmayıp bir işin yüzüstü kalmasına yol açan
- BOLLUK
-
-
[isim]
Bol olma durumu
- "Eteğin belinde bir bolluk var."
-
Bakınız bereket
-
Parasal bakımdan rahatlık
- "Hep eski bolluk zamanlarında yapılmış büyük vezir konaklarına rastlanırdı."
-
Çok, fazla olma durumu; yağmur
- "Öteden beri dergileri kaplayan şiir bolluğundan ürkerim."
-
Her şeyin bol olduğu yer
-
[isim]
Bol olma durumu
- ZİLLET
-
Kelime Kökeni: Arapça ẕillet
-
[isim]
Hor görülme
- "Yıllardan beri dişinden tırnağından artırdığı, çoluk çocuğunun nafakasından kestiği parayı günün birinde, ben de bu zilletten kurtulurum umuduyla bir köşeye koymuştu."
-
[isim]
Hor görülme
- OKULLU
-
-
[isim]
Bir okula devam eden kimse, öğrenci
-
[isim]
Bir okula devam eden kimse, öğrenci
- GÖLLÜK
-
-
[sıfat]
Gölü olan (yer)
- "Memleketimiz geniş kıyıları, göllük, dağlık bölgeleri ile çekici bir turist memleketi olabilir."
-
[sıfat]
Gölü olan (yer)
- TELLAL
-
Kelime Kökeni: Arapça dellāl
-
[isim]
Herhangi bir şeyi, olayı veya bir şeyin satılacağını halka duyurmak için çarşıda, pazarda yüksek sesle bağıran kimse; çağırtmaç
- "Annemin çeyizlik eşyasını hamallarla tellallar çarşısına gönderdi."
-
Satışlarda aracılık eden kimse
-
[isim]
Herhangi bir şeyi, olayı veya bir şeyin satılacağını halka duyurmak için çarşıda, pazarda yüksek sesle bağıran kimse; çağırtmaç
- GÜLLÜK
-
-
[isim]
Gül bahçesi veya gülü çok olan yer
-
[isim]
Gül bahçesi veya gülü çok olan yer
- TELLAK
-
Kelime Kökeni: Arapça tellāk
-
[isim]
Hamamda hizmet eden ve erkek müşterileri yıkayan erkek
-
[isim]
Hamamda hizmet eden ve erkek müşterileri yıkayan erkek
- SOLLUK
-
-
[isim]
Sol görüşe sahip olma durumu
- "Soluz, dedim ama solluğu bir başka yönden kabullendim, siz acaba ne düşündünüz de solluğu bize layık gördünüz?"
-
[isim]
Sol görüşe sahip olma durumu
- YELLOZ
-
-
[sıfat]
Ahlaksız, hafifmeşrep, şıllık (kadın)
- "Gülsüm adında, suratsız, yelloz bir kız bulmuştu."
-
[sıfat]
Ahlaksız, hafifmeşrep, şıllık (kadın)
- HÖLLÜK
-
-
[isim, ağızlardan]
Kundak çocuklarının altına bez yerine konulan toprak
- "Eledim eledim höllük eledim / Aynalı beşikte bebek beledim"
-
[isim, ağızlardan]
Kundak çocuklarının altına bez yerine konulan toprak
- BALLIK
-
-
[isim]
Bal konulan kap
-
Bağlarda görülen külleme hastalığı
- "Köylülerin kara maraz ve ballık dedikleri hastalıklar da bağlara büyük zarar verir."
-
[bitki bilimi]
Bakınız ballıbaba
-
[isim]
Bal konulan kap
- ALLAMA
-
-
[isim]
Allamak işi
-
[isim]
Allamak işi
- ALLAME
-
Kelime Kökeni: Arapça ʿallāme
-
[sıfat]
Çok ve derin bilgisi olan, çok bilgili
- "Tarihî zihniyet taşımak için tarihçi olmak şart değildir. İlmî düşünebilmek için allame olmak şart olmadığı gibi."
-
[sıfat]
Çok ve derin bilgisi olan, çok bilgili
- ŞILLIK
-
-
[isim, argo]
Aşırı ve bayağı biçimde süslenmiş kadın
-
[isim, argo]
Aşırı ve bayağı biçimde süslenmiş kadın
- BİLLUR
-
Kelime Kökeni: Arapça billūr
-
[isim]
Bazı cisimlerin bazı fiziksel etkiler altında aldıkları veya doğal olarak bulundukları geometrik biçim
- "Gece nemli geçerse suyunu yitiren tuz billurları yeniden su alır ve hacmi genişler."
-
Bir maddenin atom veya moleküllerinin art arda tekrarlanmasından ve belirli bir kurala göre sıralanmasından meydana gelen, simetrik olarak birleşmiş düz satıhlar biçimindeki katı madde; kristal
- "... tavandaki avizenin billurlarında bir an sessiz sedasız çınladıktan sonra kaybolan o vapur ışıkları gibi bütün ömrünü ışığa, renge, şiire boğacaktı."
-
[sıfat]
Bu maddeden yapılmış
- "Su sesi ve kanat şakırtısından / Billur bir avize Bursa'da zaman"
-
[sıfat]
Duru, temiz ve akıcı olan
- "Onu görmek, billur sesini dinlemek, elinden bir şey içmek."
-
Çok berrak ve pürüzsüz, parıltılı, ışıklı olan
- "Aslanın ağzından durmadan bu havuza billur sular akar."
-
Bakınız koç yumurtası
-
[isim]
Bazı cisimlerin bazı fiziksel etkiler altında aldıkları veya doğal olarak bulundukları geometrik biçim
- FOLLUK
-
-
[isim]
Tavukların yumurtlaması için hazırlanmış özel yer
-
[isim]
Tavukların yumurtlaması için hazırlanmış özel yer
- CİLLOP
-
-
[sıfat, ağızlardan]
Parlak ve pürüzsüz olan
-
Yeni olan
-
[sıfat, ağızlardan]
Parlak ve pürüzsüz olan
- ASILLI
-
-
[sıfat]
Bir kökene dayanan; kökenli
- "... kısa bir müddet için İstanbul'a gelmiş olan Ali adında Arap asıllı genç bir avukatla o dükkânda tanışmış..."
-
[sıfat]
Bir kökene dayanan; kökenli
- OĞULLU
-
-
[sıfat]
Oğlu olan
-
Erkek çocuk bulunan (ev vb.)
-
[sıfat]
Oğlu olan