İçinde li olan 5 harfli 187 kelime var. İçerisinde Lİ bulunan kelimeler listesini scrabble oyununda ya da Türkçe araştırmalarınızda kullanabilirsiniz. Bir de başında li olan kelimeler listesine ya da sonu li ile biten kelimeler listesine göz atmak isteyebilirsiniz. Ayrıca şunu da deneyebilirsiniz, işlerinizi kolaylaştıracak bir kelime bulucu: Kelime bulma makinesi
Harf Sayısına Göre Kelimeler
Li Harfleri ile Yazılabilecek Kelimeler
2 Harfli Kelimeler
İL
Daha kapsamlı sonuç için lütfen kelime bulma makinesini kullanın.
Bazı kelimelerin anlamları (Kaynak : TDK)
- GELİŞ
-
-
[isim]
Gelmek işi; vürut
- "Keklik gibi taştan taşa sekerek / Gerdan açıp gelişini sevdiğim"
-
[isim]
Gelmek işi; vürut
- ELİFİ
-
Kelime Kökeni: Arapça elifī
-
[sıfat, eskimiş]
Bantlarla süslenmiş
- "Başında elifî taç vardı, pek güzel, pek ışıklı bir taçtı bu."
-
[sıfat, eskimiş]
Bantlarla süslenmiş
- İKLİM
-
Kelime Kökeni: Arapça iḳlīm
-
[isim, coğrafya]
Yeryüzünün herhangi bir yerinde hava olaylarına bağlı olarak gerçekleşen etkilerin uzun yılların ortalamasına dayanan durumu; abuhava
- "İklim ile toprağın bereketi ve insanın faaliyeti arasında yakın bir münasebet vardır."
-
[eskimiş]
Bakınız ülke
- "Saba melikesi Belkıs da kendisine Yemen iklimlerinin en güzel atlarından hediyeler göndermişti."
-
[eskimiş]
Yeryüzünün ekvatordan kuzey kutbuna kadar bölündüğü yedi bölgesinden her biri
- "Yarabbi nasıl müşfik bir kız, onun gibi bir arkadaşı yedi iklimde arasam bulamam."
-
[mecaz]
Bir şeyin kuvvetli biçimde hâkim olduğu ortam
- "Mesele; evde, okulda ve ülkede iyi bir iklim oluşturmak, bu iklimi korumak ve geliştirmektir. İklim iyi olursa istenen insan tipi kendiliğinden yetişecektir."
-
[isim, coğrafya]
Yeryüzünün herhangi bir yerinde hava olaylarına bağlı olarak gerçekleşen etkilerin uzun yılların ortalamasına dayanan durumu; abuhava
- SİSLİ
-
-
[sıfat]
Üzerine sis inmiş olan, sislenmiş
- "Haliç, aşağılarda, sisli bir bahar sabahının altında, erimiş gümüşlerin ırmağına benziyordu."
-
[sıfat]
Üzerine sis inmiş olan, sislenmiş
- İKLİL
-
Kelime Kökeni: Arapça iḳlįl
-
[isim]
Bakınız taç (I)
-
[bitki bilimi]
Çiçeklerin taç kısmı
-
Mushaf ve yazmaların başına yapılan taç biçimindeki süsleme
-
[isim]
Bakınız taç (I)
- DELİL
-
Kelime Kökeni: Arapça delīl
- ALİZE
-
Kelime Kökeni: Fransızca alizé
-
[isim, coğrafya]
Tropikal bölgelerde yıl boyu düzenli esen rüzgâr
- "Alizeler, Ekvator'un kuzeyinde kuzeydoğudan, Ekvator'un güneyinde ise güneydoğudan eserler."
-
[isim, coğrafya]
Tropikal bölgelerde yıl boyu düzenli esen rüzgâr
- ŞEKLİ
-
Kelime Kökeni: Arapça şeklī
-
[sıfat, eskimiş]
Bakınız biçimsel
-
[sıfat, eskimiş]
Bakınız biçimsel
- RÖLİK
-
Kelime Kökeni: Fransızca relique
-
[isim]
Hristiyanlıkta Hz. İsa, aziz ve azizelerle ilişkili veya onlardan geriye kalan giysi, eşya veya kemik parçası
- "Bunların üzerinde şüphesiz ölülere ait olan birtakım rölikler asılı"
-
[isim]
Hristiyanlıkta Hz. İsa, aziz ve azizelerle ilişkili veya onlardan geriye kalan giysi, eşya veya kemik parçası
- APLİK
-
Kelime Kökeni: Fransızca applique
-
[isim]
Duvara asılarak sabitlenmiş, genellikle şamdana benzer biçimde olan lamba
- "Bir temizlik günü salondaki apliklerin üstüne atılmış ıslak tüller tutuşmuş, yangın çıkmıştı."
-
[isim]
Duvara asılarak sabitlenmiş, genellikle şamdana benzer biçimde olan lamba
- İKİLİ
-
-
[sıfat]
İki parçadan oluşan, kendinde herhangi bir şeyden iki tane bulunan
- "İkili koltuğun kenarındaki ufacık, simsiyah delik, bebeği görmeye gelen bir akrabanın sigarasının külünden hatıraydı."
-
İskambil, domino vb. oyunlarda iki işareti bulunan (kâğıt veya pul)
-
İki taraf arasında yapılmış
- "İkili anlaşma."
-
İki kişilik, iki kişinin oturabileceği büyüklükte veya sayıda olan
- "Sadece bir tek ikili koltuk ve bir de tekli koltuk vardı."
-
[isim]
İki kişiden oluşmuş topluluk
-
[isim, müzik]
İki çalgı veya iki ses için düzenlenmiş müzik parçası; düet
-
[isim]
Bakınız ikili bahis
- "İkili, bir liraya iki yüz yirmi lira verdi."
-
[sıfat]
İki parçadan oluşan, kendinde herhangi bir şeyden iki tane bulunan
- DELİK
-
-
[isim]
Dar, küçük açıklık
- "Anahtar deliği karanlıktı, içeriden belli belirsiz sesler geliyordu."
-
Dar, küçük çukur
- "Küçük çocuk, kulübenin kenarına yığılmış taşlardan yukarıda bir deliğe sıkışmıştı."
-
Küçük hayvan yuvası
- "Fare deliği."
-
[sıfat]
Delinmiş olan; perforje
- "Hangi evden istedilerse gittim, dama çıktım, akan delik kiremidi buldum, yerine sağlam kiremit koydum."
-
[argo]
Bakınız cezaevi
-
[isim]
Dar, küçük açıklık
- LİVAR
-
Kelime Kökeni: Rumca
-
[isim, denizcilik]
Avlanan balıkları canlı olarak saklamak için ağzı içine doğru konik örülmüş sepet
- "Keçi kellesinin ince derisini parça parça kesip de ağlara takmak için hazır edip livarına tıktığı zaman ..."
-
İçinde diri balık saklanan, denizden ayrılmış havuz
-
[isim, denizcilik]
Avlanan balıkları canlı olarak saklamak için ağzı içine doğru konik örülmüş sepet
- LİKEN
-
Kelime Kökeni: Yunanca
-
[isim, bitki bilimi]
Bir mantarla bir su yosununun ortak yaşamasıyla ortaya çıkan bitkilerin genel adı
-
[tıp]
Kaşındırıcı bir deri hastalığı
-
[isim, bitki bilimi]
Bir mantarla bir su yosununun ortak yaşamasıyla ortaya çıkan bitkilerin genel adı
- SALİM
-
Kelime Kökeni: Arapça sālim
-
[sıfat]
Sakin, huzurlu olan
- "Ben kahveye salim kafayla, serinkanlılıkla düşünmek için gittim."
-
[eskimiş]
Bakınız esen
-
[sıfat]
Sakin, huzurlu olan
- VALİZ
-
Kelime Kökeni: Fransızca valise
-
[isim]
Genellikle yolculukta içine çamaşır vb. eşya konulan küçük el bavulu
- "İşe giderken takım taklavat dolu valizimizi tramvaya alırlar mı diye korka korka sorduk."
-
[isim]
Genellikle yolculukta içine çamaşır vb. eşya konulan küçük el bavulu
- SALİK
-
Kelime Kökeni: Arapça sālik
-
[sıfat]
Bir yola giren, bir yolda giden
-
[sıfat]
Bir yola giren, bir yolda giden
- FİLİZ
-
Kelime Kökeni: Rumca
-
[isim]
Tohumdan veya tomurcuktan çıkan körpe ve küçük dal; sürgün, ışkın, eşkin (II), cımbar
- "Yeşil çeltik filizleri bir parmak uzunluktaydı."
-
[isim]
Tohumdan veya tomurcuktan çıkan körpe ve küçük dal; sürgün, ışkın, eşkin (II), cımbar
- HAYLİ
-
Kelime Kökeni: Farsça ḫaylī
-
[sıfat]
Bakınız çok
- "Akşamları Zeyno, çeşme başında hayli zor bir duruma düşüyordu."
-
[zarf]
Bakınız olabildiğince
- "Zaten şimdi artık öğrencilerden hayli uzakta kalmış bulunuyorum."
-
[sıfat]
Bakınız çok
- HALİM
-
Kelime Kökeni: Arapça ḥalīm
-
[sıfat]
Yumuşak huylu (kimse)
-
[sıfat]
Yumuşak huylu (kimse)