İçinde le olan 6 harfli 235 kelime var. İçerisinde LE bulunan kelimeler listesini scrabble oyununda ya da Türkçe araştırmalarınızda kullanabilirsiniz. Bir de başında le olan kelimeler listesine ya da sonu le ile biten kelimeler listesine göz atmak isteyebilirsiniz. Ayrıca şunu da deneyebilirsiniz, işlerinizi kolaylaştıracak bir kelime bulucu: Kelime bulma makinesi

Harf Sayısına Göre Kelimeler

Kelime bulma makinesi Kelime bulma makinesi

Le Harfleri ile Yazılabilecek Kelimeler

E L

2 Harfli Kelimeler

EL, LE

Daha kapsamlı sonuç için lütfen kelime bulma makinesini kullanın.


Bazı kelimelerin anlamları (Kaynak : TDK)

MARLEY

Kelime Kökeni: (Marley marka adından)

  1. [isim, mimarlık] Yapılarda döşeme gereci olarak kullanılan plastik madde
İMLEME

  1. [isim] İmlemek işi; ima
    • "Bir eleştirmenin birkaç tümceyi, bir iki imlemeyi saymazsak kırk yılda yazılmış bir yazısı var." (Nezihe Meriç)
LEJYON

Kelime Kökeni: Fransızca légion

  1. [isim, tarih] Eski Romalılarda piyade ve süvarinin oluşturduğu askerî birlik
  2. [askerlik] Fransa'da genellikle yabancılardan kurulu, birkaç takımdan oluşan piyade birliği
    • "Gavri Şami kasabası civarında Türk birlikleri tarafından kuşatılan ikinci lejyon çatışmalarda oldukça fazla zayiat verdi." (Mehmet Bilgin)
MELEME

  1. [isim] Melemek işi
  2. Koyun, keçi sesi
    • "Uzaktan ağıla giren koyunlarla kuzuların telaşlı uzun melemeleri sessizliği parçalıyordu." (Halide Edip Adıvar)
  3. [sıfat, ağızlardan] Ağırkanlı, rahatına düşkün
AİLEVİ

Kelime Kökeni: Arapça ʿā´ilevį

  1. [sıfat] Aileye dayalı
    • "Ailevi bir laubalilikle genç adam, köşe koltuğuna kuruldu." (Peyami Safa)
  2. Aile ile ilgili
FLEBİT

Kelime Kökeni: Fransızca phlébite

  1. [isim, tıp] Toplardamarlarda iç zar yangısı
NAFİLE

Kelime Kökeni: Arapça nāfile

  1. [sıfat] Bakınız yararsız
    • "Delikanlı çağımızdaki cevher / Yalvarmak, yakarmak nafile bugün" (Cahit Sıtkı Tarancı)
  2. [zarf] Bakınız boşuna
    • "Avukata söyle, nafile beklemesin." (Refik Halit Karay)
  3. [isim, din bilimi] Bir kimsenin dinen zorunlu olmadığı hâlde yalnızca Allah rızasını kazanmak amacıyla farz dışında kıldığı namaz, tuttuğu oruç ve yaptığı her türlü hayırlı iş ve davranış
FASİLE

Kelime Kökeni: Arapça faṣīle

  1. [isim, eskimiş, biyoloji] Bakınız familya
    • "Hepsi de bu asrın bir nevi insan fasilesine mensuptular." (Peyami Safa)
SUPLES

Kelime Kökeni: Fransızca souplesse

  1. [isim, spor] Güreşte hasmın sırtını yere getirmek için kendi üzerinden aşırılarak yapılan bir atma hareketi
  2. Bakınız esneklik
MİLLET

Kelime Kökeni: Arapça millet

  1. [isim] Çoğunlukla aynı topraklar üzerinde yaşayan, aralarında dil, tarih, duygu, ülkü, gelenek ve görenek birliği olan insan topluluğu; ulus, budun
  2. Herkes, bir yerde bulunan kimselerin bütünü
    • "Millet tütün paralarını alınca borcunu öder." (Necati Cumalı)
  3. [ağızlardan] Benzer özellikleri olan topluluk
    • "Şu kadın milletinin kıskançlığının hiç sonu yok." (Ahmet Midhat Efendi)
İŞLEME

  1. [isim] İşlemek işi
    • "Mermeri peynir gibi yontar, onu müşterilerin zevkine göre işlemesini pek iyi bilirdi." (İsmail Hakkı Baltacıoğlu)
  2. Şiş, tığ, iğne vb. araçlarla elde yapılan, örgü, nakış, oya gibi işlerin genel adı; el işi
    • "Her dokuma parça renkli işleme ve oyalarla bezenmişti." (Falih Rıfkı Atay)
  3. [sıfat] İnce ve süslü işlenmiş
  4. [mecaz] Herhangi bir konuyu ele alarak inceleme
  5. [sinema] Bir filmdeki gizli görüntüyü ortaya çıkarmak için gümüş bromürlü tabakanın laboratuvarda çeşitli kimyasal işlemlerden geçirilmesi
OKÜLER

Kelime Kökeni: Fransızca oculaire

  1. [isim, fizik] Optik aletlerinde objektiften aldığı ışınları göze veren mercek sistemi
    • "Gözüne götürdüğü bu optik aletin okülerini iki parmağının iki zarif hareketiyle çevirerek görüş alanı içine aldığı düşmanların görüntüsünü netleştirdi." (Oğuz Atay)
KELEME

  1. [sıfat, ağızlardan] Sürülmeden bırakılmış (tarla)
  2. Bakımsız bırakılmış (bağ veya bahçe)
KÖSELE

Kelime Kökeni: Farsça gosāle

  1. [isim] Ayakkabı tabanı, bavul, çanta yapımında kullanılan, büyükbaş hayvanların işlenmiş derisi; gön
  2. [sıfat] Bu deriden yapılan
    • "Kösele ayakkabı."
ALEMCİ

  1. [isim] Camilerin kubbelerine, minarelerine alem yapan veya takan kimse
AİLECE

  1. [zarf] Aile fertlerinin hepsinin katılımıyla, ev halkıyla birlikte; ailecek, aile boyu, maaile
    • "Evimizi, evimizde ailece birlikte yapılan çok şeyi özlüyordum." (Adalet Ağaoğlu)
ALEVLİ

  1. [sıfat] Alevi olan, alevlenmiş
  2. [mecaz] Çok hareketli
    • "Eskiden de böyle esrarlı idi deniz / Böyle alevli, harlı idi deniz / Böyle ağlardık, ey kalbim / Sebepsiz" (Halit Fahri Ozansoy)
ALESTA

Kelime Kökeni: İtalyanca allesta

  1. [sıfat] Harekete hazır, hazır durumda olan
    • "Şafak sökerken denizcilerin hepsi alesta idiler." (Halikarnas Balıkçısı)
KOLERA

Kelime Kökeni: Fransızca choléra

  1. [isim, tıp] Şiddetli ishal ve kusmalarla kendini gösteren, çok bulaşıcı, salgın ve öldürücü bir hastalık
    • "O sene Hicaz'da şiddetli bir kolera vardı." (Ömer Seyfettin)
DÜZLEM

  1. [sıfat] Üzerinde girinti ve çıkıntı olmayan
  2. [isim, matematik] Üzerine, kesişen iki doğrunun her noktasının dokunması gereken yüzey; müstevi
  3. [isim, mecaz] Bakınız ortam
    • "Böyle bir anlaşma var, hem ulusal hem uluslararası düzlemde sessiz bir anlaşma." (Tahsin Yücel)
Kelime Anlamları Kaynağı : Türk Dil Kurumu Güncel Türkçe Sözlüğü